Siyasal Paradigmalar
Burak Yıldırım Türkiye, silahlı kuvvetlerinin en kritik gelecek planını oluşturan F-35 projesinden çıkartıldıktan sonra oldukça büyük bir riskle karşı karşıya kaldı. Hava kuvvetlerinin 2070’e kadarki... Türkiye’nin F-16 Bekleyişi Ne Kadar Sürecek?
Gönderiyi Paylaşın

Burak Yıldırım

 

Türkiye, silahlı kuvvetlerinin en kritik gelecek planını oluşturan F-35 projesinden çıkartıldıktan sonra oldukça büyük bir riskle karşı karşıya kaldı. Hava kuvvetlerinin 2070’e kadarki planında, F-35 ve Milli Muharip Uçak ana gövdeyi oluşturacaktı. F-35 projesinde edinilen tecrübe ve teknik bilgi birikimi sayesinde MMU, geliştirme ve envantere alma maliyetlerinin önemli ölçüde düşük olduğu bir şekilde hayata geçirilecekti. Gelinen noktada ise MMU, hava kuvvetlerinin en azından şu andaki tek gelecek seçeneği olarak kaldı. Hala geliştirme aşamasında olması ve çözülmeyi bekleyen problemlerin sayısının bir hayli fazla olması bu projenin açıklanan takvime göre bitirilmesi ihtimalini de oldukça zayıflatıyor.

Diğer yandan ASELSAN’ın ana yükleniciliğinde hazırlanan F-16 modernizasyon projesi olan ÖZGÜR ise modernizasyon kapsamında en son teknoloji ürünü olan AESA radarların üretimiyle ilgili ortaya çıkan sorun nedeniyle kısa vadede işleme alınamayabilir. AESA radarların son sürümlerinde kullanılan galyum nitrat komponentlerin üretimi oldukça zorlu ve silah endüstrisi en gelişmiş ülkeleri bile zorlayan bir girişim. Örtülü ve açık ambargolar nedeniyle Türkiye bu radarları tamamen kendi başına geliştirmeye çalışıyor.

Nihai olarak S-400 sistemlerinin Rusya’dan ithal edilmesi gerekçesiyle Türkiye hem F-35 projesinden çıkartıldı hem de oldukça ağır ve kısıtlayıcı ambargolarla karşılaştı. TSK’nın doğrudan etkilendiği bu sıkışıklığı aşmak için ise en ağır ambargoyu uygulayan ABD’den F-16’ların en modern sürümü olan Blok 70 Viper talebi somutlaşmış durumda bulunuyor. Yani Türkiye kendisine ambargo uygulayan ülkeden silah talebinde bulunarak ambargonun sebep olduğu sorunları çözmeyi planlıyor.

Tüm bunların dışında, envantere alınması planlanan 100 adet F-35A ile birlikte TCG Anadolu’ya konuşlandırmak için 24 adet de deniz-havacılık sürümü olan F-35B alınacaktı. Bu ihtimal de ortadan kalktığı için yaklaşık bir yıl sonra envantere alınacak TCG Anadolu da planlanan kabiliyetlerinden noksan kalacak. Kara kuvvetlerinin elindeki 10 adet AH-1W Cobra helikopterleri bu gemiye nakledilecek. Elbette 30 yaşındaki bu helikopterle en başta planlanan ateş desteği ve taarruz kapasitesi sağlanamayacak.

ABD kongresinde marjinalize edilmiş Türkiye’nin F-16V talebinin destek bulmaması ve Biden’ın da kongre üzerindeki kredisini Türkiye için harcamaya isteksiz olması bu talebin de yakın zamanda olumlu olarak karşılanma ihtimalini zayıflatıyor. Türkiye ise Lockheed Martin’in lobisiyle ve NATO’nun güneydoğu kanadının güvenliği üzerinden geliştirdiği söylemle bu sorunu aşmayı hedefliyor.

Gelinen noktada Türkiye, bölgesindeki geleneksel hava üstünlüğünü kaybetmek üzere. Hatta şu ana kadar 350 adedinin Fransa tarafından ihraç edildiği Rafale uçaklarından Yunanistan ve Mısır’ın temin etmesi yeni bir paradigma yaratıyor. Türkiye, çoktan İsrail’e kaptırdığı bölgesel hava üstünlüğü konusunda Yunanistan ve Mısır’ın bile gerisinde kalma tehlikesiyle karşı karşıya.

İktidar çevresindeki kaynaklar, bir süre öncesine kadar Rusya ve Çin’den uçak alımı ihtimalini dillendirse de bu iddialar son dönemde oldukça zayıf kaldı. Muhtemelen hava kuvvetleri bu tür bir girişime doğrudan ve haklı olarak karşı çıktı. Bu uçakların operasyonel hale gelmesinin zorlukları ve Türkiye’nin ek yaptırımlara tabii olacağı iktidar tarafından da kabul edilen bir gerçek. Haliyle bu seçenek şu anda masadan kaldırılmış gibi duruyor.

Tüm bu sürece uzaktan baktığımızda ise ABD yönetiminin Türkiye’deki gelecek seçim sonuçlarını beklediğini ve buna göre adım atmayı planladığı bariz bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Yabancı askeri satış (FMS) kapsamında F-16V tedariki görüşmeleri uzun bir takvime yayılmış durumda.

Muhtemel satışın kongreye gelene kadar müzakere edileceği ayrıntıları oldukça fazla. Türkiye, F-35 projesi için yaptığı harcamaların karşılığında bu satışta indirim beklerken ABD yönetimi bu iki konuyu net bir şekilde ayrı ayrı değerlendiriyor. Sadece bu müzakereler bile aylarca sürecekken F-16V’ların hangi özelliklere sahip olacağı müzakereleri de başka bir sürece sebep olacak. Bir de bunların üstüne bürokratik takvim işletilecek. Her şey yolunda gittiğinde bile uçakların üretimi ve bu uçakları kullanacak pilotların eğitimi de ayrı bir takvime sahip olacak. 40 adet doğrudan temin ve 80 adet modernizasyon kiti temini ayrı takvimlere sahip olacak ve birbirine paralel yürümesi de düşük ihtimalli olacak. Hangi parçaların ABD’de hangi parçaların Türkiye’de üretileceği kararlaştırılacak. Özetle ABD hükümeti bu satışa bugün onay verse bile F-16V’lar hava kuvvetlerinin envanterine en erken 2-3 sene içinde girebilecek.

Özellikle son bir haftada döviz kurlarındaki yükselişle kamuoyu tarafından daha yakıcı bir biçimde hissedilen ekonomik kriz de bu talebi etkileyebilecek bir diğer önemli faktör. Yurtdışı basında yer alan haberlerde göre Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin başka ülkelere yansımasını beklenmediği ve bu krizin sebebinin kötü siyasi yönetimle ilgili olduğu belirtiliyor. Türkiye’nin kötü yönetildiği gerçeği artık seçmen nezdinde de çoğunlukla kabul edilirken bu kötü siyasi yönetim hem diplomatik problemlere hem de bu problemleri derinleştiren ekonomik problemlere neden oluyor.

Sonuç olarak Türkiye gerek güvenlik ve dış politikada gerek ekonomi politikasında aynı nedenlerle problemlerle karşılaşıyor. Mevcut iktidar sorun çözmekten çok sorun üreten bir niteliğe sahip ve bu durum artık ciddi güvenlik risklerini de beraberinde getirmeye başladı. Etkin ve caydırıcı bir silahlı kuvvet olmak bir yana orta vadede Türkiye hava kuvvetlerinin kabiliyetinin çoğunu kaybetme riskiyle karşı karşıya.

Türkiye, erken ya da belirlenen takviminde yapılacak seçiminde, sadece ülkenin bir sonraki hükümetini ve TBMM üyelerini değil önümüzdeki 50 yılda izleyeceği yolu da seçecek. Türkiye hala içinde bulunduğu sıkışıklıktan, izolasyondan ve yalnızlıktan kurtulma şansına sahip. Toplumuyla barışık, refah seviyesini yükselten ve bu refahı toplumun tabanına adilce dağıtabilen, demokratik bir hukuk devleti tesis edilebilirse başka seçenekler konuşulabilir. Bir sonraki iktidar, ekonomik ve diplomatik planlamasına göre, teknoloji transferi ve müttefik desteğiyle MMU’yu hızlıca tamamlama seçeneğine sahip olabilir. Hatta MMU projesine Azerbaycan gibi en yakın müttefikler bile dahil edilebilir. Bundan sonraki süreç ambargolara ve zorunluluklara göre değil, optimum fayda-maliyet analizleriyle ve seçeneklerin bollaşmasıyla tasarlanabilir.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.