Siyasal Paradigmalar
Doç. Dr. Burak Cop Günümüzde popülizm denildiği zaman zihinlerde oluşan imge ile 19. Yüzyıl sonu – 20. Yüzyıl başındaki halkçı, yani popülist hareketler arasında büyük... Dünya’da ve Türkiye’de Tarihsel Halkçılık

Doç. Dr. Burak Cop
Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve
Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

 

Dünya’da ve Türkiye’de Tarihsel Halkçılık

Günümüzde popülizm denildiği zaman zihinlerde oluşan imge ile 19. Yüzyıl sonu – 20. Yüzyıl başındaki halkçı, yani popülist hareketler arasında büyük bir farklılık bulunuyor. Bu farklılık o kadar ileri bir düzeyde ki, sözlük anlamı itibariyle bire bir popülizme karşılık geldiği halde, halkçılığı popülizmin güncel içeriğinden apayrı bir yerde konumlandırmak gerekiyor. Ancak bu durum halkçılığı tarihin tozlu sayfalarında bırakmayı gerektirmiyor. Halkçılığı, sözlük anlamından yahut Batı dillerindeki karşılığından koparmamak için, tarihsel popülizm olarak adlandırabiliriz. Böylece çağdaş ve tarihsel popülizmler arasında da isabetli bir ayrıma gidilmiş olur. Lakin bu ayrım halkçılığı tarihin tozlu sayfalarından kurtarıp ona 21. Yüzyıl dünyasında işlerlik kazandırmak için yeterli olmayacaktır. Hatta halkçılığın Türkiye özelinde görece yakın geçmişteki siyasal kullanımlarını dahi açıklayamayacaktır. Bu durum bizi kaçınılmaz olarak sağ ve sol popülizmler arasında da bir ayrım yapmaya ve halkçılığı sol popülizmin Türkçedeki karşılığı olarak anlamlandırmaya sevk etmektedir. Dolayısıyla halkçılık çift katmanlı bir kavramdır; tarihsel popülizmi ve çağdaş sol popülizmi tarif eder. Bu iki katman birbiriyle ilişkilidir. Ancak aralarındaki ilişkiyi, deyim yerindeyse birinci dereceden ziyade ikinci dereceden akrabalığa benzetmek daha uygun olur.

 

Kavram tablosu Tarihsel Çağdaş / Güncel
Popülizm Tarihsel Popülizm / Tarihsel Halkçılık Sağ / Otoriter Popülizm
Halkçılık Tarihsel Popülizm / Tarihsel Halkçılık Sol Popülizm

 

Mudde ve Kaltwasser’e (2017, s. 5-6) göre popülizm toplumu saf halk ve yoz elitler biçiminde iki homojen ve karşıt kamptan ibaret gören, ince çekirdekli bir ideolojidir. Popülistler halkın genel iradesinin (milli iradenin) sözcüsü olma iddiasındadır. Popülizmi faşizm, liberalizm, sosyalizm gibi kalın çekirdekli, bütüncül ideolojilerden farklı kılan ince çekirdeklilik hali, onu sağda veya solda yer alan diğer ideolojilerle iç içe geçmeye mecbur kılar. Bu tanım, dolayısıyla, salt otoriter/sağ popülist lider ve hareketleri değil; Syriza ve Podemos gibi sol hareketler ile Sanders, Morales ve Chavez gibi (aralarında ciddi farklar da bulunan) solcu liderleri de popülizm şemsiyesi altında değerlendirmektedir. Popülizm literatürüne önemli katkıda bulunan yazarlardan Müller (2016) de sağ popülizm ile sol popülizmi (bizim bundan böyle tercih edeceğimiz adlandırmayla çağdaş halkçılığı) aynı şemsiyenin altına yerleştirmektedir. Öte yandan sağ ve sol popülizmleri aynı ideolojik ailenin parçası olarak gören yaklaşıma yönelik itirazlar da mevcuttur (örneğin bkz. D’Eramo, 2017).

Weyland’a (2001) göre popülizm, ideoloji olmaktan ziyade siyasal bir strateji olma niteliğiyle öne çıkar. Weyland popülizmi, kişiselci liderlerin, kitlelerin doğrudan, aracısız ve kurumsallıktan arınmış desteğini elde ederek kazanmaya çalıştıkları veya uyguladıkları yürütme gücüne yönelik siyasal strateji olarak tarif eder. Urbinati (2019) ise popülizmin minimalist ve maksimal teorileri arasında bir ayrım yapmayı önermektedir. Minimalist popülizm teorisi betimleyici ve açıklayıcı niteliktedir, dünyadaki çeşitli örnekleri inceler ve yarattığı sonuçlara işaret ederek, popülizme ilişkin daha ziyade olumsuz bir tablo çizer. Liderin kitlelerle doğrudan kurduğu ilişkiye, kurum ve kuralları zayıflatıp yozlaştırmasına, yolsuzluğa tepki sonucu iktidara geldikten sonra yolsuzluğu çözmek yerine onu iyice ağırlaştırdığına ve kayırmacılık ağlarıyla kamu kaynaklarını kötüye kullanmasına dikkat çeker. Maksimal teori ise, tam tersine, popülizmin olumlu yönlerine işaret eder. Bu teorinin kurucusu Ernesto Laclau’ya göre popülizm, siyasetten ve demokrasiden başka bir şey değildir. Popülizm, yurttaşlar topluluğunun kendini halka dönüştürme sürecidir. Bu süreç yurttaşlar bakımından kamusal niteliktedir ve özgürce işler. Halkın iradesi; halkın doğrudan mobilizasyonu ve rızasıyla inşa edilir (Urbinati, s. 116-118).

Popülizmin öncüleri

Maksimal popülizm teorisi sol popülizmi, yani çağdaş halkçılığı tarif etmektedir. İnsan topluluğunu halka dönüştürme, halkı inşa etme iddiası bakımından tarihsel halkçılığa da işaret etmektedir. Tarihsel halkçılık ile 2. Dünya Savaşı öncesi dönemin erken popülist hareketlerini kastetmekteyiz. Kalaycıoğlu (2020, s. 6-9) dönemin başlıca popülizm hareketleri olarak Rusya’daki Narodnikleri, Türkiye’deki Erken Cumhuriyet dönemi halkçılığını, ABD’deki köylü-çiftçi hareketini (1880-1920) ve Latin Amerika’daki kent yoksulları hareketini (1930’lar) göstermektedir. Narodnik hareketi kentli bir aydın hareketidir ve köy komünlerine dayalı bir kırsal sosyalizm modelini savunmuşlardır. Çarlık rejimi tarafından ezilmelerinin ardından Rusya’daki devrimci hareketin ağırlık merkezi Marksistlere kaymıştır. Narodnik halkçılığı hem Rusya’dan göç eden Türkî aydınlar vasıtasıyla, hem de Bulgar ve Ermeni halkçıları üzerindeki etkisi aracılığıyla İkinci Meşrutiyet dönemi halkçılığına nüfuz etti. Öyle ki Narodniklerin köylüleri aydınlatmak için 1860’lar-70’lerde giriştikleri “khozhdenie v narod” (halka gitmek) kampanyası, 1913-14’te İttihat ve Terakki’nin yayınladığı Halka Doğru dergisinin adına esin kaynağı olacaktı.

19. yüzyıl sonunda farklı bir coğrafyada, farklı toplumsal çelişkilerinin ürünü olan bambaşka bir kırsalcı hareket de tarihsel halkçılığın ilk örneklerinden birini oluşturdu: ABD’deki Halk Partisi. Ekonomisi tarıma dayanan eyaletlerdeki küçük üreticilerinin çıkarlarını, kuzeydoğudaki eyaletlerle özdeşleşen sanayileşme ve tekelci kapitalizme karşı koruma iddiasındaki (Urbinati, s. 114-115) Halk Partisi, çiftçileri toplumun bütün ihtiyaçlarını üreten saf ve temiz halk, kuzeydoğudaki banker ve siyasetçileri ise hiçbir şey üretmeden yüksek faizli kredilerle çiftçilerin emeğini sömüren elitler olarak niteliyordu (Mudde ve Kaltwasser, s. 22-23). Demiryollarının tarım ürünlerine uyguladığı taşıma bedellerini de hedef alan (Kalaycıoğlu, s. 8) Halk Partisi, 1896 başkanlık seçiminde desteklediği Demokrat adayın seçimi kaybetmesinin ardından sönümlendi (Mudde ve Kaltwasser, s. 23).

Tarihsel halkçılık Türkiye’de ise İkinci Meşrutiyet durağının ardından Cumhuriyet döneminde Tek Parti CHP’nin başat ideolojisi oldu. Mustafa Kemal’in, kuracağı partiye Halk Fırkası adını vermesi tesadüf değildir. Mustafa Kemal henüz parti kurulmadan önce Ocak-Şubat 1923’te İzmit ve Balıkesir’de halka verdiği söylevlerde, memleketteki toplumsal sınıfların analizini yaptıktan sonra, bu sınıflarının hiçbirinin Batı’da olduğu gibi kendi çıkarlarını savunacak partiler kuracak denli güçlü olmadıklarını, birbirlerine ihtiyaçları olduğunu, aralarında dayanışmacı ilişkiler kurulması gerektiğini ve bunu gerçekleştirecek aktörün de milletin bir kısmını değil tamamını kapsayacak olan yeni parti olacağını beyan eder. Balıkesir’deki konuşmasında II. Meşrutiyet döneminin çok partili siyasal yaşam tecrübesini eleştirir: “Güya bizim memleketimizde de ayrı ayrı sınıflar varmış gibi teessüs eden fırkalar yüzünden şahit olduğumuz neticeler malumdur” (Mustafa Kemal’in Balıkesir konuşması için bkz. Toprak, 2013, s. 413-414).

Kemalist Halkçılık: Popülist mi değil mi?

Her ne kadar popülizm üzerine akademik literatür, tarihsel popülizmi (Türkiye özelinde bizim kullanmayı tercih ettiğimiz ifadeyle tarihsel halkçılığı) güncel popülizmin kökeni addetse de, tarihsel halkçılığın bu coğrafyadaki apaçık izdüşümü olan Kemalizm’i farklı bir yere koyan görüşler de vardır. Örneğin Sözen’e göre Kemalist halkçılık popülist değildir. Kemalizm’in milli irade ya da halk iradesi anlayışının popülist nitelikte olmamasının iki nedeni vardır: Birincisi, Kemalizm toplumu dönüştürmeyi amaçlayan bir ideolojidir, dolayısıyla hem tarihsel hem de çağdaş popülistlerde görülen, halkın değerlerini yüceltme tavrını göstermemiştir. İkincisi, popülizmin toplumu saf ve temiz halk ile yoz elitler biçiminde ikiye bölmek suretiyle toplumun bir kısmına hitap etme politikası Kemalizm’de mevcut değildir. Homojen bir ulus kurmayı hedefleyen Kemalizm milli iradeyi tüm toplumu kapsar şekilde yorumlamış ve dış güçleri bunun karşısında konumlandırmıştır (topluma dışsal güçler olarak Saltanat ve Hilafet de bu karşıt kümeye dahil edilmiştir) (Sözen, 2020, s. 15).

Gerçekten de Halk Fırkası’nın toplumun bütününü kapsama iddiasının altı her fırsatta çizilmiştir. Sınıf çatışmasını yadsımak, hatta sınıfların varlığını yadsımak Ziya Gökalp’in genç cumhuriyete aktardığı en önemli ideolojik mirastır. Gökalp’in 1918’de kaleme aldığı “Halkçılığın gayesi, tabaka ve sınıf farklarını kaldırarak cemiyetin birbirinden farklı zümrelerini, yalnız işbölümünün doğurduğu meslek zümrelerine hasretmektedir. (…) Sınıf yok meslek var!” ifadeleri Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 1931 Programı’nda neredeyse tekrarlanır: “Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan mürekkep değil ve fakat (…) iş bölümü itibariyle muhtelif mesai erbabına ayrılmış bir camia telâkki etmek esas prensiplerimizdendir. Sınıf yok, iş bölümü var”.

Ziya Gökalp’in görüşlerini biçimlendiren solidarizm (dayanışmacılık) ideolojisinin de popülist nitelikte olmadığını not edelim. Üçüncü Cumhuriyet Fransa’sındaki en önemli siyasi aktör olan Radikal Parti’nin ideolojisi olan solidarizm serbest teşebbüs ve özel mülkiyeti savunmakla beraber sosyal adalet, toplumsal dayanışma ve gerektiğinde devletin ekonomiye müdahalesinden yana bir dünya görüşüdür. Laiklik, kadın hakları savunuculuğu ve barış yanlılığı solidarizmin diğer ayırt edici özellikleridir. Toprak’ın ifadesiyle, solidaristler sosyalistlere görece dostane bir tavır almakla beraber “sosyalizmin politik silahı sınıf çatışması solidarizmde yerini [sınıflar arası] işbirliği ve dayanışma ilkelerine bırakıyordu” (Toprak, s. 294-295).

Radikal Parti ve CHP

Görüldüğü üzere solidarizmde, güncel popülizmdeki hiçbir öğe bulunmamakta, tarihsel popülizmin kimi örneklerinde görülen toplumsal kamplaşma eğilimine de rastlanmamaktadır. CHP’nin 1943’te yayınladığı bir broşürde partinin cemiyet (toplum) görüşü “solidarist bir cemiyet görüşü” olarak tanımlanmıştır. CHP’nin yurtdışından bakınca da öyle görüldüğü anlaşılmaktadır zira Fransız Radikal Partisi’nin başını çektiği Uluslararası Radikal Partiler Birliği CHP’yi üyeliğe davet etmiş, gözlemci üye olmayı tercih eden CHP Birliğin kimi kongrelerine temsilci göndermiş, Radikal Parti’nin önde gelen isimlerinden, Fransa’da üç kez başbakanlık koltuğuna oturan Edouard Herriot Türkiye’yi ziyaret edip Atatürk’e övgüler yağdırmış ve CHP ile Birlik arasında 1920’lerin ortasından 30’ların sonuna kadar iletişim kesintisiz sürmüştür.

2. Dünya Savaşı sonrası çok partili hayata geçiş ve DP’nin 1950’de iktidara gelmesiyle beraber tarihsel halkçılık yerini çağdaş popülizmin öncüsü (ya da erken bir versiyonu) diyebileceğimiz bir siyaset anlayışına bıraktı. Toprak’ın ifadesiyle “Çok partili rejime geçişle birlikte demokrasi söylemi popülizmi başkalaştırdı. İdeolojik niteliği köreldi; siyasal boyutu ön plana çıktı. Latin Amerika’dakileri anımsatırcasına kitleleri coşturucu bir siyaset yöntemine dönüştü.” (Toprak, s. 424). Kalaycıoğlu da DP’nin popülizmini “aydın liderliğinde köylü hareketi” klasmanına dahil etmektedir (s. 9). DP’nin, CHP’nin üst düzey kadrolarından ayrılan bir fraksiyon tarafından kurulmuş olması gerçekten de bu partiye “aydın liderliğinde” kurulmuş olma vasfı kazandırmıştır. Toprak’ın, halkçılığın “çok partili dönemde (…) ithal ikameci iktisat politikalarıyla ekonomik yönünün ağır bastığı” (s. 424) tespiti ise CHP’nin 1960’lar ve 70’lerdeki halkçılığı bakımından açıklayıcıdır. Bu faslı da gelecek yazımızda ele alacağız.

 

Kaynakça

Burak Cop, “Tek Parti CHP’nin İdeolojisi”, Türkiye’nin Soğuk Savaş Düzeni: Ordu, Sermaye, ABD, İslamizasyon içinde (Der. Behlül Özkan ve Tolga Gürakar), Tekin Yayınevi, İstanbul, 2020, s. 47-71. (Yerden tasarruf amacıyla metin içinde kendi eserime atıfta bulunmadım. – y.n.)

Cas Mudde ve Cristobal Rovira Kaltwasser, Populism: A Very Short Introduction, Oxford University Press, New York, 2017.

Ersin Kalaycıoğlu, “Halk Yönetimi: Popülizm ve Demokrasi”, İktisat ve Toplum, Sayı 115, Mayıs 2020, s. 4-21.

Jan-Werner Müller, What Is Populism?, University of Pennsylvania Press, Philadelphia, 2016.

Kurt Weyland, “Clarifying a Contested Concept: Populism in the Study of Latin American Politics”, Comparative Politics, Vol. 34, No. 1, Oct. 2001, s. 1-22.

Marco D’Eramo, “They, the people”, New Left Review, 103, Jan.-Feb. 2017, s. 129-138.

Nadia Urbinati, “Political Theory of Populism”, Annual Review of Political Science, 22, 2019, s. 111-127.

Yunus Sözen, “Popular Will Against Democracy: Populist Autocratization in Turkey”, Reflektif, Vol. 1(1), 2020, s. 9-29.

Zafer Toprak, Türkiye’de Popülizm 1908-1923, Doğan Kitap, İstanbul, 2013.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir