Siyasal Paradigmalar
Yunus Emre ABD’de yönetim değişikliği ve uluslararası politikada yaşanan son gelişmelerin ardından gözler bir kez daha Orta Doğu’ya çevrildi. Devamını Oku Ortadoğu’da Barış ve İşbirliği Nasıl Sağlanır?

Yunus Emre
27. Dönem Milletvekili
Dışişleri Komisyonu Üyesi
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Grubu Üyesi

 

ABD’de yönetim değişikliği ve uluslararası politikada yaşanan son gelişmelerin ardından gözler bir kez daha Orta Doğu’ya çevrildi. Büyük güçlerin doğrudan savaşlar, vekâlet savaşları ve darbeler yoluyla cirit attığı “Orta Doğu Bataklığı”nda yeni, yaratıcı ve cesur adımlar atılmadığı sürece sular durulacak gibi görünmüyor. CHP olarak, dış politika meselelerinin ülkemizin uzun vadeli çıkarlarını ilgilendiren milli bir karakter taşıdığının bilincindeyiz. Dolayısıyla, Suriye İç Savaşı’na yönelik maceracı politikalarıyla ülkemizi büyük bir yükün altına sokan iktidarın milli çıkarlarımızla bağdaşmayan ve tutarsız politikalar izlemeye devam etmesine seyirci kalamayız. Diğer taraftan eleştirmekle yetinemeyiz. Çıkış yollarını, doğru çözümleri ortaya koymak görevimiz.

Ak Parti’nin Orta Doğu’daki çatışmalarda ülkemizi taraf hâline getirme politikası milli çıkarlarımızla uyuşmuyor. CHP olarak önerdiğimiz Orta Doğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın (OBİT) hayata geçirilmesi için çalışmanın hem ülkemizin hem de bölgemizin uzun vadeli çıkarları açısından çok daha rasyonel bir politika olduğunu yaşayarak öğrendik.

Yıkıcı savaşların yanında barışı sürekli kılma ve ülkeler arası işbirliğini geliştirme yolunda gösterilen çabaların da tarihin önemli bir parçası olduğunu unutmamak gerekir. Muazzam sayıda insan kaybına sebep olan Birinci Dünya Savaşı sonrasında Milletler Cemiyeti gibi uluslararası örgütler dünya tarihinin en yıkıcı savaşı olarak kabul edilen İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasına engel olamamıştır. Bu savaşta nükleer bombaların kullanılması ile insanlık kendi yıkımını kendi eliyle gerçekleştirmenin eşiğinden dönmüştür. Batılı ülkeler yaşadıkları musibetten ders almayı bilmiş ve İkinci Dünya Savaşı gibi bir felaketin tekrarlanmaması için ülkeler arası diyalog yollarını açan, ülkeleri birçok alanda işbirliği yapmaya teşvik eden, dolayısıyla da barış hâlinin bozulmasını güçleştiren teşkilatlar kurmuşlardır. Bunun en önemli örneklerinden başında Avrupa’nın kendi içinde yaşadığı yıkım tekrarlanmasın diye 1948 yılında kurulan ve ülkemizin de üyesi bulunduğu Avrupa Konseyi gelmektedir. Aynı şekilde bugünkü adıyla Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Soğuk Savaş döneminde bloklar arası gerginliğin azaltılması amacıyla kurulmuştur.

Gözlerimizi yeniden Orta Doğu bölgesine çevirdiğimizde; son yıllarda yaşadığımız çatışmaların bölgenin aslında uzun bir süredir olağan hâli olduğunu maalesef tespit etmek gerekir. CHP olarak “Orta Doğu bataklığı” ifadesini kullandığımız için zaman zaman eleştiriliyoruz. Hâlbuki biz “Orta Doğu bataklığı” dediğimizde; Orta Doğu’da bulunan ülkelerin kültürlerine, başta üç semavi din olmak üzere dinlerine ya da yaşayış biçimlerine yönelik bir imada bulunmuyoruz. Bu deyişi, Orta Doğu’nun tarihsel olarak içinde bulunduğu durumu ifade etmek için kullanıyoruz. Orta Doğu’nun özellikle son yüzyıldaki durumuna baktığımızda; içerideki kötü yönetimi, din ve mezhep çatışmalarını, dış müdahaleleri, savaşları, rantiye devlet sistemini ve devasa boyuttaki siyasal, ekonomik ve toplumsal eşitsizlikleri görüyoruz. Yaşadığı musibetten Batılıların İkinci Dünya Savaşı sonrası yapmayı başardığı gibi ders çıkarmayı başaramamış, bölgesel işbirliği ve barışı sağlayacak mekanizmaları oluşturamamış ülkeleri görüyoruz.

Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar bağlamında iki konu öne çıkıyor. Bunlardan ilki yıllardır savaşla harap olmuş iki komşumuz olan Suriye ve Irak’la olan ilişkilerimiz ve bu iki ülkenin geleceğidir. İkincisi ise, ABD ve Rusya başta olmak üzere “büyük güçlerin” bölgedeki varlığı ve bizim de bu büyük güçlerle ve bu güçlerin vekâlet savaşlarında kendimizi nasıl konumlandırdığımızdır. Acı bir şekilde deneyimledik ki; başta Suriye İç Savaşı olmak üzere bu iki komşumuzdaki gelişmeler Türkiye’yi doğrudan etkiliyor. Fakat uzun bir süredir bu bölgedeki dış politika belirli devletlerin desteklediği aşiretler, silahlı gruplar ve terör örgütleri gibi devlet dışı aktörler üzerinden ilerliyor. Yani klasik tabiriyle belirli devletlerin güdümündeki devlet dışı aktörlerin araç olarak kullanıldığı bir “vekâlet savaşı” var ve dış politika da bu aktörlere endekslenmiş durumdadır. En son yaşananlar da bunu göstermektedir: ABD ile İran arasındaki siyasi gerginliğin askeri yansıması olarak son günlerde en çok dile getirilen kavramlardan biri vekâlet savaşları ve dolayısıyla bu gerginliğin Irak’a sirayet etmesidir. Zira bu vekâlet savaşlarında kullanılan bir dizi etnik ve dini temelli örgüt mevcuttur ve bu örgütler Suriye, Irak, Lübnan gibi bölge ülkelerinde yer almaktadır. Hâlbuki bizi bu bataklıktan kurtaracak olan, bölgedeki devletlerin devlet dışı aktörleri aradan çıkararak kendi aralarında devletlerarası diplomatik ilişkileri kurumsallaştırmasıdır. Keza Türkiye’nin de devlet dışı aktörler yerine uluslararası anlaşmalarla bağlı olan devletleri muhatap alıp bu devletlerle belirli ilke ve değerlere dayanan diplomatik ilişkiler çerçevesinde dış politika yürütmesi gerekmektedir. Üstelik Türkiye’yi her gün etkileyen, maliyeti bugüne dek çok ağır olmuş bölgesel gelişmeler karşısında istikrarlı, kapsamlı ve ayakları yere basan uzun vadeli çözümler üretmek, doğru bir dış siyaseti yeniden inşa etmek zorunda olduğumuz açıktır. Bu siyaset de Şam’la, Bağdat’la ve tabii ki Tahran’la sürdürülecek devletlerarası diplomatik ilişkiler ile mümkündür.

Tüm bunlar bizi Orta Doğu bataklığında yaşanan sorunların çözümü için bölgemizdeki ülkelerle işbirliğini sağlayabilecek kurumsal bir yapı inşa etme fikrine yöneltmektedir. Bahsettiğimiz bu büyük güçler yerine bölge ülkelerinin çıkarlarını önceleyecek, sahadaki vekâlet savaşının unsurları yerine devletlerarası diplomasiyi güçlendirecek bir bölgesel işbirliği teşkilatına ihtiyacımız vardır. CHP olarak, bölgede kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için başlangıçta Türkiye, Irak, İran ve Suriye’nin yer alacağı Orta Doğu Barış̧ ve İşbirliği Teşkilatı’nın (OBİT) kurulmasını önermiştik. Buradaki kastımız, yukarıda bahsettiğimiz şekilde II. Dünya Savaşı sonrasının küresel ve bölgesel bağlamı içerisinde kurulan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’na (AGİT) benzer bir işbirliği teşkilatının kurulmasıdır. Önümüzde bu başarılı örnekler varken, biz neden Türkiye olarak bölgemizde kalıcı istikrar ve barışı garanti alma amacı taşıyacak OBİT gibi bir girişime ön ayak olmayalım? Ya da diğer bir ifadeyle Avrupa’da işlediği gibi, bölgenin gerçek paydaşları olan ulus-devletlerin kendi aralarında kurdukları bir işbirliği yapısı neden Orta Doğu’da da işlemesin? Bölge ülkeleriyle yoğun bir diplomasi yürüterek bu girişimi ülke olarak sahiplenmeliyiz.

Orta Doğu’da Arap Ayaklanmaları sonrasında başarısızlığı tescillenmiş yanlış politikaları terk ederek; maceracılıktan, kibirden, fırsatçılıktan ve hamasetten uzak bir dış politika anlayışı geliştirilmesinin gerekliliği çok açıktır. Bölge ülkelerinin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine saygı duyan; fakat bölgede köktenci, mezhepçi ve dogmatik siyasi hareketlere karşı, demokratik ve barışçı değerlere yaslanan bu işbirliği teşkilatı Orta Doğu’nun içinde bulunduğu sorunları çözmek için tek yoldur. Türkiye de bu işbirliği teşkilatının inşa edilmesi ve bölgemize evrensel normlara dayanan bir diplomatik ilişkiler ağı çerçevesinde barışın yeniden hâkim olması adına üzerine düşen görevi yerine getirmelidir.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir