Siyasal Paradigmalar
Prof. Dr. Ahmet ÖZER Daha önceki yazılarımızda ısrarla belirttiğim bir husus var; CHP iktidar olmak istiyorsa Kürtler ve mütedeyyinlerle barışması, yani yakınlaşması lazım diye. Bu... Helalleşme: Değişimin Kodları ve Kılıçdaroğlu’nun Hamleleri Ne Anlama Geliyor? – 2
Gönderiyi Paylaşın

Prof. Dr. Ahmet Özer
Toros Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi

 

İki kesimle kucaklaşma ihtiyacı

Daha önceki yazılarımızda ısrarla belirttiğim bir husus var; CHP iktidar olmak istiyorsa Kürtler ve mütedeyyinlerle barışması, yani yakınlaşması lazım diye. Bu iki kesim uzun yıllardır CHP’den uzak durdu. Bu yazının önceki bölümünde belirttiğimiz verilerle artık bir değişimin eşiğindeyiz. O halde şimdi barışma, helalleşme ve kucaklaşama zamanı. Kılıçdaroğlu bu hamleyle hem kucaklaşmayı hem de bu toplumsal kesimlerle birlikte hali hazırda yanlış kullanılan iktidarı değiştirip demokratikleşmeyi hedefliyor.

İkincisi bir husus da şudur: Parti içinde bu çıkışı anlamakta güçlük çekenlerin olduğu görülüyor. Toplumdan yükselen sese bakılırsa, “sadece Kılıçdaroğlu mu yoksa parti de böyle düşünüyor?” diye soruluyor. Sorulmak istenen bunları uygulayacak kadroların da değişip değişmediği meselesidir. Aslında bu sorunun cevabı da genel başkanın konuşmasında var: Kılıçdaroğlu bu tabloyu değiştirmek için partisini bir dönüşüm sürecine soktuğunu söylüyor. Elbette bu dönüşümün çapı, derinliği, hızı ve tatmin düzeyi eleştiri konusu yapılabilir, bazı alanlarda çok ürkek davranıldığı ve sathi kalındığı söylenebilir. Lakin görünen o ki genel başkanın, CHP ile toplumun iki damarı -muhafazakârlar ve Kürtler- arasındaki tarihi kopukluğu tamir etmek yönünde bir iradeye sahip olduğu gibi partinin de bu noktada değişim ve dönüşüme iradesine sahip olduğudur. Buna direnenler olabilir bu normal, ama genel anlamda partiye yön verenlerin konumu ve bakışı önemli.  Kılıçdaroğlu öncelikle bu hususun altını çiziyor: “Benim liderliğini yaptığım partinin de geçmişte yarattığı derin yaralar vardır. Uzun süredir de önce bu yaraları yaratan o sistemi değiştirmekle uğraştım” demesi önemli.  Önemli çünkü bütün kötülüklerin bugünkü iktidarla sınırlanamayacağının ve mazinin açtığı kimi yaraların da olduğunun vurgulanması hem söylemin inandırıcılığını artırıyor hem siyasetin odaklanması gereken noktayı işaret ediyor. O da geçmişi kabullenmek, geçmişin mağdur ettiklerini anlamak, onlarla helalleşmenin, barışmanın yolunu bulmaktır. Bir toplum ancak bu şekilde geçmişe takılı kalmaktan kurtulur ve geleceğini kurabilir.

Bu nedenle CHP’nin helalleşme açılımı doğrudur; bu, diğer partiler için de teşvik edici ve ön açıcı olmalıdır. Demirtaş’ın Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını yürekten desteklediğini söylemesi ve tüm topluma hatalarıyla yüzleşme ve hep birlikte helalleşme sözü vermesi, bu çerçevede değerlendirilmeli. Diğer muhalefet partilerinden de benzer yönde güçlü destekler gelmeli, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu bu çizgi daha da ilerlemeli ve Kılıçdaroğlu’nun açtığı bu kapı zorlanmalıdır. CHP’nin asla ve kat’a değişmeyeceğini ileri sürerek Kılıçdaroğlu’nu bir samimiyet testine tâbi tutmak veya bu kıymetli adımı itibarsızlaştırmak, sadece siyaseten yanlış olmakla kalmaz, aynı zamanda gelecekte toplumun ihtiyaç duyduğu barışı ve kaynaşmayı da berhava etmeye çalışmak olur.

Hedef, program ve kadro üçlemesi

Başarının ilk adımı hedeflerin netleşmesidir bu liderliğin işidir. İkinci adım bu hedeflere ulaştıracak proje ve programların ortaya konmasıdır. Helalleşme bu anlamada değerlendirilebilir. Üçüncü adım ise bunları uygulayacak, yani programı hedefe ulaştıracak    kadrolardır. Kadro değişimi illa A’nın gidip B’nın gelmesi değil; A’nın kendini değiştirmesi ve yenilemesidir aynı zamanda. Bu kişilerin okuması, kendini sürekli yenilemesi, dünyayı takip etmesi önemlidir. Böylece toplum önüne çıktığında ne kadar dolu ve etkin insanlar olduğu anlaşılır ve topluma güven veririler. CHP’nin en önemli sorunlarından biri topluma yeterli güveni verememekti. Şimdi Kılıçdaroğlu bu açığı kapatmaya çalışıyor, kapattıkça hızla yükseliyor, yükseldikçe iktidara bir adım daha yaklaşıyor.

Hala toplumda şöyle bir tereddütler var: Tamam, Erdoğan ve AKP gitsin ama yerine gelen gideni aratmasın? Bu yıllardır iktidar olamamaktan, iktidarın negatif propagandalarından ve bugüne değin toplumla yeterince bağ kurmamaktan kaynaklı olabilir.  Bazı kesimler, başka bir alternatif göremediklerinden AKP’nin mevcut durumuna razı olduğunu söylüyordu. Şimdi durum değişiyor, değişmeli. AKP’nin otokratik, baskıcı ve “kendine Müslüman” siyaseti, artık halk tarafından da görülüyor ve benimsenmiyor. Fakat buna rağmen iktidarı değiştirmek için kitleler ciddi bir atılım yapmıyordu. Bunun en önemli nedeni AKP’ye alternatif olabilecek kadroları göremiyor olması ya da öyle sanıyor olmasıydı. Psikolojik üstünlük CHP’ye ve muhalefete geçti ama tereddütler de mutlaka giderilmeli.

Bazı öneriler

CHP’nin böyle algılanmasını sağlayan tarihsel ve güncel bazı kaynakları şöyle ortaya koymak mümkün:

1- CHP’nin bazı hususlardaki konumu hem değişmesini engelliyor hem de halkın CHP’nin değiştiğine inanmasına engel oluyordu. İktidarın pompalaması ve propagandası ile geçmişe dair bazı negatif algılar vardı. Geçmişin negatif algısı, CHP’nin bugün yaptıklarının pozitif görülmesini de engelliyordu. Çünkü geçmişin yükleri toplumun zihninde bariyerler oluşturmuştu. Bu bariyerlerin yıkılması lazımdı, kanımca Kılıçdaroğlu’nun çıkışının en önemli işlevlerinden biri bu olacaktır. Şimdi cesaretle “bizim de hatalarımız oldu, bizim de açtığımız yaralar var”, demesi CHP’yi küçültmez bilakis bu söylem gerçekçi görüldüğü için CHP’ye ve onun liderine olan güveni artırdı.

2- CHP’nin en önemli zaaflarından biri de algı yönetme ya da oluşturmada şimdiye kadar başarılı olamasıydı. CHP kadroları toplumda CHP’ye karşı oluşmuş negatif algıları değiştirmeliydi ama nasıl? Çünkü bunu başarmadan toplumu değişime inandırması zordur. Toplumun kahir ekseriyetinde; “CHP tuzu kuruların partisi, iktidar olmak istemiyor”, “Dini öteliyor, sürekli şeriat endişesi pompalıyor”, “Halka rağmen devletçi politika yapıyor” gibi yanlış algılar vardı. Olgu böyle olmasa bile algı böyle ve neyazık ki siyasette bazen algılar olguların yerine geçebiliyor. O yüzden CHP hem olguda hem de algıda değişim yapmaya muhtaçtı Kılıçdaroğlu bu ihtiyaca cevap veren çıkışlar yaptı. Bu yapılmaya devam edilmeldir.

3- CHP söylem biçimini değiştirmeye başladı ama yeterli değil. Sözgelimi yöneticiler televizyonlara çıkıp “İster Kürt sorunu ister terör sorunu deyin” dediğinde, bu ikircikli  yaklaşımla sözde diğer tarafı ürkütmiyeyim darken hitap ettiğin tarafı kaybediyordu. Kılıçdaroğlu “Kürt sorunu var ve onu ben çözeceğim” diyerek sadece Kürtlere değil tüm topluma toplumsal barış umudu aşıladı.  Aynı şey müteddeyinler için de geçerli. “Biz ikna odaları için hellaleşmeyliyiz” darken bu bariyeri kırmak istiyordu. CHP’nin toplumun kafasının karışık olduğu konularda daha da kafa karıştırıcı olmak yerine kendi politikasını net bir biçimde ortaya koyması çok önemli. Artık topluma şeriat ve bölünme endişesi aşılamak yerine helalleşerek birlikte yol almayı önermek bu yüzden önem taşıyor. Negatif politika yapmayı bırakıyor, pozitif politika yapmaya yöneliyor.

4- Kılıçdaroğlu sadece eleştirmekle kalmıyor, eleştirdiği hususların yerine ne koyacağını da belirtiyor, hatta eleştirdiği konularda iktidara önerilerde bulunuyor. AKP’nin yarattığı korkular sonucu oluşan suskunluk sarmalı toplumsal felce yolaçmıştı. CHP bir süredir korku kültürü yerine umut aşılıyor. Topluma cesaret veriyor ve AKP’nin gidici olduğunu söylüyor. AKP’nin hegemon ve sürekli iktidar algısının yıkılması önemli. Bundan sonraki iktidarın halkın iktidarı olacağı, CHP’nin de destekleyeceği bir kişinin cumhurbaşkanı olacağı bu anlamda alternatif yaratacağının umudunu aşılıyor.

5- CHP iç çekişmeleri tamamen bir yana bırakmış dışa dönük iktidar yürüyüşü başlatmış görünüyor. Bu çerçevede kaynaşma, parti içi eğitim çalışmaları önemsenmeli, üyelik sistemi geliştirilmeli, örgüt söylemden ziyade eyleme geçmeli, bir sferberlik ruhu ile mahalle ve belde çalışmasına gidilmelidir. Sandık güvenliği üzerinde şimdiden çalışılmalıdır.

6- Belediyeler önemli ama örgüte de önem verilmeli. Özellikle AKP ve MHP’den alınmış büyükşehir belediyelerinde (İstanabul, Ankara, Antaltya, Adana, Mersin) başarılı olmak çok önemli. Buralarda yaratılacak başarı topluma yansıtılmalıdır. İktidar alternatifi olmanın ilk adımı yerel seçimlerde “İstanbul’u alan Türkiye’yi kazanır” şiarının yerine getirilmesiydi, bu psikolojik bir üstünlük sağladı ama yeterli değil. Bunun için yerel hedefler netleştirilmeli, sorun analizleriyle halkın ihtiyaç duyduğu projeler üretilmeli, halka güven veren çıkışlar ve çalışmalar yapılmalıdır.

7- Sonuç itibariyle CHP’nin iktidara yürümesi için  1) Geçmiş kaygısı ve bu günkü algısı değişmeli 2)Söylemi netleşmeli 3) İç çatışması bitmeli 4)Korku kültürü yerine umut kültürü aşılanmalı, Diğer bir deyişle iktidar için değişim, değişim içinse bu dört unsurdan kurtulmak ve çok çalışmak gerekir. Şimdi yapılan budur yapılamsı gereken bu olamalıdır.

8- Aslında Kılıçdaroğlu çok çalışıyor ama bu görülmüyordu ya da gösterilemiyordu. “Ferarisi var ama satamıyordu.” Şimdi artık bu da görülüyor. Çünkü geçmişten alınan yükler ve negatif algılar bu çalışmaların önünü kapatıyordu, görülmesini engelliyordu, böylece geniş yığınlar nezdinde partinin ilerlemesine ket vuruyordu. Şimdi bunlar aşıldı.

9- Sunuç itibariyle gerçekçi ve samimi değişim iktidarın yolunun açacakken, değişmekten ziyade değişmiyormuş gibi yapmak ise AKP’nin iktidarını pekiştirecektir. Bu artık dünyayı değiştirmek için işe önce kendimizden başlamamız kadar net.

Sonuç

Siyaset, düşüncelerini ve programını hayata geçirme amacına matuf bir etkinlikse bu etkinliği hayata geçirmek için iktidar olmak gerekir. İktidar olmak içinse halkı ikna etmek onun rızasını almak şart. Şimdi soru şudur; yaklaşık yarım asırı aşkın bir süredir mevcut strateji ile iktidar olunamıyorsa artık bir şeyleri değiştirmek gerekmez mi?

CHP yıllardır aynı düşünüş, yol ve yöntemle iktidar olamıyordu o halde ya bakış açısını ya da çözmeye çalıştığı problemlerin bağlamını değiştirmek zorundaydı. Dolayısıyla belirlediği hedefi gerçekleştirmek için Türkiye’nin sorunlarına gerçekçi ve inandırıcı çözümler öneren bir program (ve projeler)ın yanı sıra yeni bir dile ihtiyaç var. Neyi, nasıl ve ne zaman yapacağını net biçimde topluma söylese bile asıl önemli olan toplumun ona inanmasıydı. İnandırıcılık ise toplumla samimi ve içten bağ kurmayı gerektirir. Bu da üstenci ve negatif bir dille olmaz samimi ve pozitif bir dille ancak olabilir.

İşte şimdi yapılan budur.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir