Siyasal Paradigmalar
Av. Sera Kadıgil Bir boya firmasının çok tutan sloganıydı, hatırlarsanız. Gayet de yerinde bir soruydu.En azından yeterince şanslı olanların ev hapsinde neredeyse birinci yılı tamamladığı... Hayattan Rengi Alın, Geri Neyi Kalır Ki ?

Av. Sera Kadıgil
27. Dönem Milletvekili

 

Salgında Sanatın Durumuna Kısa Bir Bakış:

“Hayattan Rengi Alın, Geri Neyi Kalır Ki ?”

Bir boya firmasının çok tutan sloganıydı, hatırlarsanız. Gayet de yerinde bir soruydu.

En azından yeterince şanslı olanların ev hapsinde neredeyse birinci yılı tamamladığı şu günlerde, hayatın renginin sanat olduğu gerçeği sanıyorum netleşti.

Nedendir bilinmez evde kal çağrılarına “kulak tıkayarak” her gün yüzlerce kişilik inşaatlarda, atölyelerde, fabrikalarda, ofislerde, AVM’lerde, setlerde çalışmakta adeta ısrar eden(!) çalışanların zamanı kaldı mı bilinmez ama güvenle evde kalacak lüksü olan herkes bu süreçte filmlerin, kitapların, şarkıların kısacası sanatın, insanı hayatta, akıl sağlığını ayakta tuttuğunu kabul etti.

Peki, bizi ayakta tutan bu eserleri yaratan, icra eden sanatçılar, sanat emekçileri bu pandemi sürecinde ne kadar ayakta kalabildi?

Tek sermayesi izleyicisi olan tiyatrolar ne yaptı, sahne kiralarını nasıl ödedi? O tiyatrolardan kazandıkları paralarla zaten ancak faturasını ödeyebilen onca oyuncunun, sahne emekçisinin başına neler geldi?

Tek geliri konser ya da sahne performansı olan ya da günlük yevmiyesini kapatılan mekanlardan, çıkılması yasak sokaklardan çıkartan müzisyenler ne yiyip ne içti?

Salonları kapalı sinemalarda çalışanlar, o sinemalarda gösterilmek için çekilen filmleri yaratmak için gece gündüz çalışan sinema emekçileri nasıl geçindi?

Diziler durdurulduğunda ekmek parası da duran, diziler başladığında ise hiçbir önlem olmadığı için 16 saate varan sürelerde kelle koltukta çalışan televizyon emekçileri ne durumda?

Ya salgından önce de yok kabul edilen diğer sanatçılar?

Eserleri neredeyse günah ilan edilen ressamlar, heykeltıraşlar, kitabın “lüks”, çağdaş sanatların “gereksiz”, dansın “edepsiz” diye karalanmak istendiği ülkemin diğer sanatçıları? Onlar için bir önlem düşünüldü mü?

Özetle salgın sürecinde bu toplumun hayat damarlarından biri kopmasın diye ne önlem aldı iktidar?

Sanat hayatını yaşatmak için ne yaptı?

Uzatmadan cevap vereyim, koca bir hiç.

Dönüp iktidardaki muhataplarına sorsanız “icraatlarını” saymakla bitiremezler elbette.

Sarayın bahçesinin sadece 10 aylık bakım masrafı için 55 milyon TL[1] ayırırken, “özel tiyatrolara verilen desteği yıllık 6 milyon TL’den 21 milyona çıkardık[2]” diye övünürler mesela.

Ama tam on aydır perdeleri kapalı olan tiyatro başına bu yardımdan düşen payın taş çatlasın 15-20 bin TL olduğunu, bu paranın birikmiş borçları boyunu çoktan aşan özel tiyatroların üç aylık masrafına bile denk gelmediğini, birçok sahnenin hali hazırda borçlu olduğu için bu yardıma başvuru dahi yapamadığını, birbirinden köklü onlarca sahnenin sonsuza dek kapanma riskiyle karşı karşıya olduğunu söylemezler.

Aynı günlerde hiçbir denetim ve önlem olmadan Devlet Tiyatrosunu çalıştırmaya devam ettiklerini, bir dizi akıl dışı ihmal sonucu Ali Cem Köroğlu ve kardeşinin ölümüne neden olduklarını da söylemezler.[3]

Bir gece ansızın tüm konserleri yasakladık, tüm mekanları kapattık derler. Elbette halk sağlığı için önlem almak gerektiğinde bunu yapmak devletin görevidir. Peki, yasakladığı alanlarda çalışan, hayatını bu şekilde ve çoğunlukla günlük olarak kazanan emekçileri hayatta tutmak da aynı devletin görevi değil midir?

Belli ki mevzubahis Şahsım Devleti ise değildir.

Çünkü öyle olsa destek için ayrılan bütçeleri tüm mağdur olan müzisyenlere adil şekilde dağıtacak bir yöntem düşünülür, saraya yakınlık derecesine göre seçilen “şanslı” isimlere, 3-5 kişinin izlediği online konserler vesilesiyle 30 milyon TL akıtılmazdı.[4]

Müzik-Sen’in Eylül 2020 verilerine göre pandemi sürecinde 100 müzisyen canına kıydı.[5] Devam eden beş ayda bu tablo giderek vahimleşti. Neredeyse bir yıla yaklaştığımız pandemi şartlarında binlerce müzisyen yaşayabilmek için enstrümanını satmak zorunda kalmanın acısını yaşadı.

İktidara bunu sorsanız “müzisyenlere ayda 1000 TL hibe ettik, daha ne yapalım” derler mesela. O insanların “alın sadakanızı, başınıza çalın” dediğini, aylardır çalışamayan bu sanatçıların bin lirayla, yani aylık yüz lirayla neyi nasıl karşılayacağını ya da bu bin lirayı vermek için bir de müzisyenlerden video çekip bakanlığa göndermelerini istediklerini söylemez, söyleyemezler.

Televizyondan ne haber deseniz misal, “yerli dizi ihracatında bir numarayız. Bu yıl şu kadar döviz girdi ülkeye” derler ama o işleri gerçekten yaratan işçilerin ne şartlarda çalıştığını ve iktidarın buna nasıl göz yumduğunu söylemezler.

Emekçiler her sesini yükselttiğinde soluğu iktidarın yanında alıp “işçilere haklarını verirsek ölürüz biteriz, yurtdışına dizi ihraç edemeyiz.” diye ağlayan patronlar, pandemi gibi ufak bir gerekçenin para kazanmalarına engel olmasına izin veremezdiler, vermediler. Salgının başlarındaki ilk panik hali geçtikten sonra faaliyete başlayan ilk işyerleri dizi setleri oldu. Elbette dişe dokunur bir önlem yoktu. Uzunluğu 60-70 dakikayı geçince “yerli dizi yersiz uzun” eylemleri yaptığımız yerli diziler nicedir 180 dakikalara dayanmışken aynı koşullarda aynı yoğunlukta üretime devam edilsin istediler ve bazıları ettiler.

Sendikalar ardı ardına açıklamalar yaptı. Bu işin doğası gereği burun buruna çalışıyoruz dediler, önlem alın dediler, test yapın dediler. Dinleyen bazı vicdan sahibi patronlar da oldu, umursamadan devam eden de çoktu. Mesela vergilerimizle fonladığımız TRT’nin bir dizisinde tam 39 set emekçisi korona oldu[6] ama “show must go on” dendi ve hayat devam etti.

Geldiğimiz noktada binlerce televizyon ve sinema emekçisi ya açlık ya korona arasında tercih yapmak durumunda. Tiyatro ve müzik alanlarında çalışanların ise tek seçeneği ne yazık ki ilki.

Bu alanlar zaten çoktandır Türkiye Cumhuriyeti değil, orman kanunlarıyla yönetilen alanlar olduğu için bu süreçte kaç kişi işsiz kaldı bilmiyoruz. Zira kültür sanat alanlarında çalıştırılan on binlerce emekçi, kanunun açık hükümlerine rağmen ya usulsüz ya da kaçak çalışmaya mahkum ediliyor. Bu nedenle yasal olarak sendikalaşamıyor. İşçi olduğu kabul edilmediği için işsizlik fonu, kısa çalışma ödeneği gibi yollardan da faydalanamıyor.

Sadece pandemi sürecinde değil öncesinde de bu kanunsuzluk hali hakimdi. Üstelik iktidar da, bakanları da bu sömürü düzenini, bu kanunsuz çalıştırmayı, televizyonda kimi zaman 16 saati bile aşan çalışma sürelerini çok iyi biliyor. Bilmekle kalmıyor kendi raporlarında, yapılan görüşmelerde açıkça kabul edip, “düzeltilmesi” gerektiğini de söylüyor. Ama bile bile, patronların karına halel gelmesin diye susuyor, susmayı seçiyor.

Pandemiye dönecek olursak, bir de kısaca dünyadaki diğer ülkelerin kültür sanat hayatı için aldığı önlemlere ve bu iş için ayırdığı bütçelere göz atmakta fayda var. Bakalım bu alanda “dünya bizi kıskanıyor” mu?

Almanya sadece salgının ilk ayında açıkladığı pakette kültür sanat hayatını da içerden çalışanlara ve işletmelere tam 60 MİLYAR avro dağıttı. Ek paketleri de düzenli olarak açıklamaya devam ediyor.

Pandemi destek paketlerinde sanat hayatı için Japonya 15 MİLYAR dolar, Hollanda 300 Milyon Avro, Kolombia 20 Milyon Dolar ayırdı.

FAS bağımsız sanatçılara destek vermek için 650 bin dolarlık eser alıp müzelere ve devlet dairelerine yerleştirdi. [7]

Üzerinde konuşulabilecek onlarca farklı örnek var elbette, ama özetle Türkiye’de pandemi sürecinde kültür ve sanat hayatına reva görülen yine adını bildiğimiz tüm ülkelerin gerisine düşmek oldu.

Çünkü varoluşu gereği özgür sanata düşman olması gereken mevcut iktidarın sanat hayatını ayakta tutmaya yönelik bir siyasi iradesi de elbette yok.

Bu konuda muktedirlerin tutumunu netleştirmek için kısa bir örnek vererek bitireceğim.

2021 yılı bütçesinde Kültür Bakanlığına ayrılan toplam bütçe (Turizm dahil) 6 Milyar 826 Milyon TL.

Bu bütçenin yatırım için öngörülen, yani iktidarın ülkemizin kültür ve sanat hayatına reva gördüğü 1 yıllık toplam limiti ise 1 milyar 691 milyon TL.

Öte yandan Osmangazi köprüsünden geçmeyen araçlara 2020 ilk 6 ayda ödenen para ise 1 milyar 750 milyon TL.

Bir ülkenin bir yılda kültür ve sanat yatırımlarına ayırdığı bütçe, altı ayda bir yandaş müteahhide ödenen garanti ödemesinden azsa, o ülkede ciddi bir sorun var demektir ve evet bizim ülkemizde çok ciddi bir sorun var.

Hatta sanatçılar ve tüm kültür sanat emekçileri için adıyla sanıyla bir ölüm kalım savaşı var ve bu savaşta birçok sanatçı ve onlarca köklü sanat kurumumuz onulmaz yaralar alıyorlar.

Elbette bu mücadeleyi yine sanat kazanacak.

Tarihin hiçbir döneminde beceremedikleri gibi yine beceremeyecekler sanatı susturmayı. Ancak derhal müdahale edilmezse olan Ankara Sanat Tiyatrosunun yarım asırlık sahnesine olacak. SES’e olacak, Kumbaracı50’ye olacak. Tıpkı daha evvel Emek Sinemasına, AKM’ye olduğu gibi, olan aslında yine halka, sanat hafızamıza, kültür mirasımıza, hayatımızdan birer birer söküp aldıkları renklerimize olacak.

 

[1] https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/cigdem-toker/okluk-ya-da-hayalet-saray-6146879/

[2] https://www.milliyet.com.tr/siyaset/sanatta-3-sektore-destek-mujdesi-6375027

[3] https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ayse-emel-mesci/ali-cem-koroglunun-hesabini-kim-verecek-1796727

[4] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/30-milyon-tl-harcanan-konserler-ilgi-gormedi-1744301

[5] https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/09/16/covid-19-yuze-yakin-muzisyen-intihar-etti

[6] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/chpli-vekilden-trt-dizisinde-saklanan-koronavirus-vakalarina-tepki-1789249

[7]https://www.iksv.org/i/assets//iksv/documents/Pandemi_Sirasinda_Kultur_Sanatin_Birlestirici_

Gucu_ve_Alanin_Ihtiyaclari_Nisan_2020.pdf

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir