Siyasal Paradigmalar
Dr. Niyazi Altunya Eğitimle ilgili geçmişimizden bugüne hem bazı önemli sorunlar hem de azımsanmayacak bir birikim kalmıştır. Bunları satırbaşlarıyla anımsayalım. Devamını Oku Eğitimde Güncel Sorunlar

Dr. Niyazi Altunya

 

Geçmişe Kısa Bir Bakış

Eğitimle ilgili geçmişimizden bugüne hem bazı önemli sorunlar hem de azımsanmayacak bir birikim kalmıştır. Bunları satırbaşlarıyla anımsayalım.

1. 1839’da başlayan Tanzimat hareketi, Batılı örneğine göre bazı çağdaş eğitim kurumları getirirken, eski dinsel eğitime dokunamadığı gibi, yeni bir kanal olarak yabancı okullara da kapıları açmıştır. Cumhuriyet’in, Osmanlı’dan devraldığı okul sistemi; 1) Vakıflar Bakanlığı gözetiminde masraflarını yerel yönetimlerin üstlendiği mahalle (sıbyan) mektepleri, 2) Yönetimini Şeyhülislamlıkla vakıfların üstlendiği medreseler (orta ve yüksek dereceli), 3) Yönetimini Maarif Nezareti (Eğitim Bakanlığı) ile başka bazı bakanlıkların üstlendiği Tanzimat okulları (yeni tip modern ilk, orta, yüksek dereceli okullar), 4) Askeri makamların açıp yönettiği orta ve yüksek dereceli okullar, 5) Osmanlı makamlarının açılışına onay verip denetleyemedikleri azınlık ve yabancı okulları.

2. Cumhuriyet’in devraldığı okur sayısı nüfusun yüzde 7-8 kadarıydı. Bunun içinde kadınların oranı yüzde 1’in altındaydı. Erkek ve kadınlarda yazı yazabilenlerin okurlara oranı yüzde 1’i bile bulmuyordu. 1923-24 öğretim yılında ülkede ilkokul sayısı 4770, bu okullardaki öğrenci sayısı 336 bindi (bunun sadece 63 bini kız). İlkokul öğretmeni sayısı 10 bin 102 olup bunların sadece yüzde 27’si öğretmen okulu çıkışlı idi. Aynı yıllarda ortaokul sayısı 72, bunların toplam öğrencisi sayısı 6 bin kadardı. Lise sayısı ise 23 olup toplam öğrenci sayısı 1241’di. Bu okullardaki toplam 1300 öğretmenin de büyük çoğunluğu öğretmen olarak yetişmemişti. Yine aynı yıllarda ülkede bir tane üniversite (İstanbul Darülfünunu) ve burada okuyan 2088 öğrenci bulunmaktaydı.

3. Ulusal Kurtuluş Hareketi’yle birlikte Atatürk tarafından ortaya konulan Cumhuriyet eğitiminin temel ilkeleri; 1) Şark’tan ve Garp’tan (dogmalardan ve emperyalizmden) gelecek tüm etkilere karşı ulusallık, 2) Bilimin rehberliği (mürşitliği), laiklik ve çağdaşlık, 3) Bağımsızlık bilinci kazandırma (Milliyetine, Türkiye Devleti’ne ve TBMM’ye sahip çıkma), 4) Özgürleştirme (fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür yurttaşlar yetiştirme), 5) Bireysel ve toplumsal gereksinmelere uygunluk, 6) Devrimcilik (sadece kurumlarda değil düşüncelerde de köklü dönüşümler yaratmak).

4. 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu [Eğitim Birliği Yasası] ile Cumhuriyet eğitiminin yönetim ve yönlendirme yetkisi esas olarak Milli Eğitim Bakanlığı [MEB]’na verilmiştir. Aynı gün çıkarılan 429 sayılı yasa ile Şeriye ve Evkaf Vekâleti (Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı) kaldırıldığından, önceden ona bağlı okullar da MEB’e devredilmiştir. Lozan Antlaşması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na göre yabancı okulların denetimi de MEB’e aitti.

5. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle kapatılan medreselerin yerine din görevlisi yetiştirmek üzere İlahiyat Fakültesi ile İmam-Hatip Okulları açılmış, ancak 40-50 bin mahalle mektebi kapatılması ile en az bu kadar okul ve öğretmen açığı ortaya çıkmış, bu açık 1933’e kadar eski mahalle mektebi öğretmeni olan imamlarla kapatılmaya çalışılmıştır.

6. Cumhuriyet’in ilk on yılı ulusal eğitimin politikasını, sistemini, yönetim yapısını, öğretim programlarını, öğretmen yetiştirme modelini belirleme ve önemli eğitim kurumlarını (Harbiye, Mülkiye, Yüksek Ziraat Enstitüsü, DTCF ve bazı öğretmen okulları) Başkente taşıma ya da burada yenisini açma çabalarıyla geçmiştir. Bu dönemde Yeni Türk Harfleri’nin kabulü ve Millet Mektepleri açma seferberliği ile yetişkin okuryazarlığında da hayli mesafe alınmış, ancak aynı dönemde köylerde okullaşma açısından önemli bir gelişme sağlanamamıştı. Hem bu açığı kapatma hem de köy koşullarına uygun eğitim elemanı yetiştirme açısından 1936’da başlatılan Köy Eğitmen Kursları ile 1937’de açılmaya başlayan Köy Enstitüleri deneyimi büyük bir başarıyla yürütülmüş ancak bu atılım, 1945’ten sonra verilen siyasal ödünler sonucu duraksamış, 1950’den sonra da tümden durdurulmuştur. Böylece 1936-55 arasını kapsayan İlköğretim Seferberliği Planı da yürürlükten kalkmıştır.

7. Birinci aşaması 1933’te, ikinci aşaması 1946’da gerçekleştirilen Üniversite Reformu, bazı aksamalar olsa da Türk üniversitelerinin 1980’lere kadar önemli bir düzeyi tutturmasına ortam hazırlamıştır. Türkiye 12 Eylül 1980 darbesiyle bu birikimi önemli ölçüde kaybetmiştir. Başta vakıf üniversiteleri olmak üzere, yaratılan alternatif yüseköğretim türleri bunu iyice tetiklemiştir.

8. 1923-38 arası, Cumhuriyet devrimlerinin yapıldığı, 1939-46 arası ise en azından bunların iyi korunduğu yıllardı. Bu dönemin kültür ve eğitim açısından başarısında, İsmail Safa Özler, Vasıf Çınar, Mustafa Necati, Dr. Reşit Galip, Saffet Arıkan, Hasan-Âli Yücel gibi yetkin ve devrimci bakanların ve onların seçtiği yetkin teknokrat eğitimcilerin (İ. Hakkı Tonguç, Rüştü Uzel gibi) de büyük payı vardır.

9. Yine, 1932-50 arasında çok yönlü halk eğitimi veren Halkevlerinin açılması, ulusal kültürü yaratacak Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Halkevleri’nin kurulması, 1940-46 arasında dünya kültür klasiklerinin Türkçeye çevrilmesi, 1936’da Ankara Devlet Konservatuvarı’nın açılması gibi atılımlar Türk eğitim, sanat ve kültürü açısından önemli atılımlardır.

10. 1945 sonrası, II. Dünya Savaşı’nın sona erdiği, çok partili siyasal yaşama geçildiği, aynı zamanda garip biçimde eğitimde geri dönüşün başladığı yıllardır. Kuşkusuz geriye dönüşün nedeni çok partili döneme geçiş değildir. Sorun, Cumhuriyet değerlerinin, çağdaşlığın siyasal ödün konusu yapılmasıdır. Bu ödün verme süreci, 1950’ye kadar iktidarda kalacak olan CHP’nin kendi başını da yemiştir. 

11. Türkiye bu süreçte oluşan yeni dünya düzeninde yanlış yer almış, Atatürk’ün başlattığı bağımsız dış politika bu dönemde yavaş yavaş terk edilip Türkiye, başını ABD’nin çektiği Batı Bloku’na teslim edilmiş, ABD’nin çıkarına birçok ikili anlaşma imzalanmıştır. Yapılan anlaşmaların doğal olarak Türkiye aleyhine kötü siyasal, ekonomik, kültürel sonuçları olmuştur. 1950’de seçilen Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın “Küçük Amerika olacağız” sözleriyle başlayan ezik tavır, Atatürk’ün kendine güvenen, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirme politikasını da ters yüz etmiştir. Türkiye, bu dönemde “eğitim uzmanı” denilen, çoğunun uzmanlıkla ilgisi olmayan ABD vatandaşlarına Milli Eğitim Bakanlığı’nın kapılarını ardına kadar açmıştır. 27 Mayıs1960 Askeri Müdahalesi özgürlüklere görece açılım sağlamış, ancak yabancı (ABD’li) akıma ve eğitimde yozlaşmaya engel olamamıştır.

12. 1950’den sonra ülke içindeki ödüncü siyasetle eğitimde daha hızlı bir yozlaşma ve dinselleşme süreci başlamıştır. 1948’de ortaokul mezunları için açılan İmam-Hatip Kursları, çok bilinçli olarak yozlaştırılmış, 1951’de de onların yerine ortaöğretime alternatif bir sistem olan yedi yıllık İmam-Hatip Okulları açılmıştır. 1959’da açılan Yüksek İslam Enstitüsü ile bu ikinci sistem tamamlanmıştır.

13. 1973’te çıkarılan Milli Eğitim Temel Kanunu’nun Meclis’te görüşülen metninde imam hatip okulları da Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na aykırı olarak liseleştirilmiştir. 1974 Bülent Ecevit-Necmettin Erbakan [CHP-MSP] Koalisyonu, imam-hatip liselerinin 1971’de kapatılan ortaokul kısmını yeniden açmış ve ikili sistem yeniden kurulmuştur. Yoksul çocukların gittiği, zaten çoktandır yerel güçlerin ve tarikatların güdümüne giren bu kurumlar, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra halkın gerçek din görevlisi beklentisinden hepten uzaklaşmış, bazı siyasetlerin “arka bahçe”si olarak görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde hazırlanan Anayasa (m. 24) ile din eğitimi, “Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi” kılıfı içinde “zorunlu” hale getirilmiştir.

14. 12 Eylül 1980 askeri cuntası en büyük darbelerinden birini üniversiteye vurmuştur. Bu süreçte darbeci generallerle Prof. İhsan Doğramacı işbirliği özerk Türk üniversitesi geleneğini yok etmiştir. Yeni oluşturulan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile emir-komuta düzenine sokulan üniversiteler özerkliğini yitirmiş, birçok başarılı biliminsanı üniversite dışına atılmış ve bu kurumlar çöküntüye sürüklenmiştir. Susturma ortamı dinci ve milliyetçi fanatiklerin üniversitelerde kadrolaşmalarına bulunmaz bir fırsat yaratmıştır. Bu arada mantar gibi çoğalan üniversitelerine kısa yoldan öğretim elemanı bulma bahanesiyle üniversite öğretim üyeliğinin standardı iyice düşürülmüştür.

15. 1945’ten sonraki süreç, özellikle askeri darbe dönemleri (1971, 1980), öğretmenlik mesleğine de ağır darbeler indirmiştir. Bu dönemlerde, öğretmenlerin sağlıklı bir çizgide gelişen örgütleri de ağır darbe yemiştir. AKP iktidarının iş başına geldiği 2002’den sonra, öğretmenler, yandaş sendikanın da gayreti ile tam bir baskı altına alınmıştır. Son dönemde torba yasalarla gerçekleştirilen yönetici ve öğretmen nakilleri kıyıma dönüşmüştür.

Güncel Sorunlar

Bugün eğitimimizin pek çok sorunu var. Burada ana sorunlara kısaca değinmekle yetineceğiz.

16. Toplumun tüm kesimlerine yeterli eğitim hakkı sağlanamamıştır. Sayıları yüz binleri bulan sokak çocukları, engelli çocuklar, göçer durumda ve mevsimlik işçi olan yurttaşlarımızın çocukları, Anayasada (m. 42) hem “hak”, hem “zorunlu” olan ilköğretime bile kavuşamamışlardır. İlköğretimde kız öğrenci sayısı erkeklerden hâlâ eksiktir. Bu durumda ilköğretim çağında olup okula kavuşamayan toplam çocuk sayısı 1 milyon civarında tahmin edilmektedir. AKP iktidarı 2012’de çıkardığı bir KHK ile “açıköğretim” adı altında 2.5 milyon çocuğu örgün eğitimden uzaklaştırıp açıköğretim denilen bir tür sokağa bırakmıştır.

17. Eğitim hakkına kavuşmada bölgeler, yöreler, köy-kent, varsıl-yoksul, kadın-erkek arası dengesizlikler sürmektedir. Örneğin bazı illerimizde görece gelişmiş üniversitelere girebilen öğrenci sayısı yok denecek kadar azdır.

18. Eğitime kamu bütçesinden yeterli kaynak ayrılmaması nedeniyle dengesizlik yoksullar aleyhine giderek daha da artmaktadır. Eğitimin kalitesizliği bazı aileleri özel okul ve özel kurslara yöneltmiş, denge büsbütün bozulmuştur. Bir anayasa hükmü olan “maddi imkânlardan yoksun başarılı öğrenciler” ile “özel eğitime ihtiyacı olanlar”ın devletçe desteklenmesi (m. 42) ilkesi sürekli savsaklanmaktadır. Bir üst öğrenime geçişler paralı kurs görmeyi zorunlu kılmaktadır. 

19. Devlet bütçesinden eğitime ayrılan pay giderek azalmaktadır. Örneğin, gelişmiş Avrupa ülkelerinde, hatta bazı komşularımızda GSMH içinde yüzde 5-8 arasında olan eğitimin payı, bizde yüzde 3 civarındadır. Eğitimin, öğretmen maaşları ve büyük onarımlar dışında neredeyse tüm giderleri aileler tarafından karşılanmaktadır. Ailelerin eğitim giderlerine katkısı, devletinkinin 2.5 katıdır. Öğrencilerden ve velilerden toplanan paraların çeşidi 30 kalemi geçmektedir. Kısacası eğitim piyasada alınıp satılan bir metaya dönüşmüştür.

20. Okullarda ve okul yollarında öğrencilerin beden ve ruh sağlığını koruyucu hiçbir önlem alınmamaktadır. Eğitim kurumlarının birçoğu bina, tesis, oyun ve uygulama alanı gibi olanaklardan yoksundur. Kent içi ve kent dışı taşımalı eğitim, hiçbir yönden güvenli değildir. Taşıma konusunda çocuklar ve aileleri kimi zaman istismarcıların eline bırakılmaktadır. Resmi kararlara karşın okul taşıtlarında rehber öğretmen bulunmamaktadır. Okullarda sağlık elemanı yoktur. Kantinlerde hâlâ bayat ve zararlı yiyecek ve içecekler kol gezmektedir. Öğrenciler ve öğretmenler düzenli sağlık taramasından geçirilmemektedir. İl, ilçe ve okul rehberlik servisleri personel ve diğer olanaklar yönünden yetersiz olup öğrencilere gerekli rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri verilmemektedir. MEB merkez örgütünde öğrenci hizmetlerinin bütününü üstlenmiş tam sorumlu ve yeterli bir birim bulunmamaktadır. Ayrıca, okullar aşırı derecede kalabalıklaşmış ve yönetilemez duruma gelmiştir. Hükümet, çözüm için daha çok okul yapacağı yerde mevcut okulları satılığa çıkararak zaten bunalmış durumdaki öğrencileri, velileri ve eğitimcileri şaşkına çevirmektedir.

21. Okullarda şiddet ve uyuşturucu kullanımı giderek artmaktadır. Bunda eğitim kurumlarının ve öğretmenle eğitim görevlilerinin yetersizliği yanında, çocukların geleceğe umutla bakamamalarının da büyük rolü bulunmaktadır.

22. Dillerden düşürülmeyen “öğrenci merkezli eğitim” söylemlerine karşın öğretim programları her yenilenişte aşırı ve gereksiz ders ve bilgi ile yüklemektedir. Son yıllarda bu yük daha da artmıştır, bu yüke ek olarak bir de bilgisayar yükü getirilmiştir. Her evde bulunması olanaksız olan bu alet, bir yandan çocukları internet kafelere sürükleyip denetimden uzaklaştırırken, diğer yandan da onları gerçek dünyadan koparıp sanal bir aleme itmektedir.

23. Mevcut okul sistemi (öğrenim kademeleri) çocukluk yaşı, süre ve işlev açısından akılcı değildir. 2012 yılında getirilen değişiklikle oluşturulan 4+4+4 sistemi, 1924’te kurulup oturtulan 5+3+3 sistemini ortadan kaldırmıştır. Yeni düzenleme, Tevhid-i Tedrisatla terk edilen medrese aşamalarını yeniden getirmiştir. Yeni düzenlemeyle imam hatip ortaokullarının açılması ve neredeyse tüm ortaokulların imam hatip okuluna dönüştürülmesi, bu okullara “Kuran-ı Kerim ve Peygamberin Hayatı” dersinin konulması, bunun en açık göstergesidir. İktidar her fırsattan yararlanarak laik eğitimin yerine dinsel eğitimi geçirmeye çalışmaktadır. Medya yayınları, yönetimde dinci kadrolaşma, ulusal bayramların ve Atatürk’ü anma törenlerinin yapılmaması ya da geçiştirilmesi, yeni yasa, yönetmelik, program düzenlemelerinde “Atatürk devrim ve ilkeleri”nin çıkarılması, program ve ders kitapları içeriğine bilim dışı bilgilerin sokuşturulması, Cumhuriyet’in eğitim ilkelerini hızla aşındırmaktadır. Şimdi Cumhurbaşkanı olan eski Başbakanın Atatürk düşmanı Necip Fazıl’dan ödünç aldığı “dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz” söylemiyle, din eğitimi adı altında toplumun nereye sürüklenmek istendiği apaçık ortaya çıkmıştır.

24. Milli Eğitim Bakanlığı’nın örgütsel yapısı hantaldır ve işlevsel değildir. Kimi görevler değişik birimlerce yinelenirken, kimileri de sahipsiz kalmaktadır. 652 sayılı KHK ile oluşturulan yeni MEB örgütünde yer alan 22 birim arasında öğrenci işlerine bakan güçlü bir birim yoktur. Örgütte eğitim araştırmaları ve program geliştirme ile ilgili bir birim de bulunmamaktadır. Zaten 22 birimden sadece 9’u “anahizmet” birimidir.

25. AKP iktidarı, milli eğitimde kadrolaşmaya kendi geleceği açısından büyük önem vermektedir. Yönetici atamada iktidara yakınlığı olan kişiler tercih edilmektedir. Bu konuda iktidarın yandaş sendikası da üstün çaba göstermektedir. Bir süre önce çıkarılan bir torba yasa ile tüm okul yöneticilerinin görevlerine son verilmiş, bu temizlikten sonra yandaş sendikanın desteği ile yeni bir kadro oluşturulmuştur. Böylece en az 50-60 bin yeni yönetici atanmıştır.

26. Öğretmen yetiştirmede yetersizlikler sürmektedir. Türkiye, YÖK’ten önce 134 yılda elde ettiği öğretmen yetiştirme birikimini 1982’den sonra YÖK’e aktaramamıştır. Örneğin, yoksul yeteneklilerin yatılı öğrenim karşılığı zorunlu hizmetle öğretmen olarak yetiştirilip atanması geleneği artık yoktur. Üniversite giriş sınavlarında oldukça başarılı olan dar gelirli gençler, öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarını tercih ettikleri halde, buralardan artık beklenen öğretmen çıkmamaktadır. Çünkü, ailesinin olanaklarıyla okuyan bu gençlerin çoğu, öğretmenlik gibi zor ve çileli bir mesleğe girmeyi kendilerine yapılmış bir haksızlık saymaktadırlar. Ayrıca, eğitim fakültelerinin kadrolarında öğretmen adaylarına mesleksel coşku verecek eğitimci tipi de yok olmaktadır. Ücret düşüklüğü, kötü yönetim, atama, nakil güvencesizliği gibi sorunlar da öğretmende yılgınlık yaratmaktadır.

II. GELECEĞE BAKIŞ

Yeni Düzenlemenin İlkeleri

1. Ulusal eğitim politikası, bireyin hakkı ile onun içinde yaşayıp özgürleşeceği toplumun gereksinmeleri, ulusal ve evrensel değerler dikkate alınarak belirlenmelidir. Böylece eğitim, insanın aklını özgürleştirirken, ona gerekli olan yaşamsal becerileri ve sorumlu yurttaşlık bilincini yön duygusunu da kazandıracaktır. Bu nedenle temel bir insan hakkı olan eğitim, yeterli sürede verilmelidir. 

2. Anayasanın 42. maddesinde yer alan, “maddi olanaklardan yoksun başarılı öğrenciler” için gerekli olan destekleyici önlemler mutlaka alınmalıdır. Bu, sadece “fırsat eşitliği” adı altında farklı koşullardan gelen çocukların aynı sınavdan geçirilmesiyle sağlanamaz. Paralı kurslara dayalı giriş sınavları, ayrımcılığı daha da pekiştirmektedir. Yöneltmelerde yeteneklerin tüm toplum kesimlerine eşit dağıldığını kabul etmek, oranlı kontenjan ve okul başarısını dikkate almak gerekir (Geçmişte Köy Enstitüleri, Yüksek Köy Enstitüsü ve Yüksek Öğretmen Okuluna öğrenci seçmede olduğu gibi).

3. Giderleri, ister yerel yönetimler, isterse özel kesimce karşılansın, eğitim kamusal bir hizmettir. Bu hizmet, devlet eliyle verilmesi esas olmakla birlikte, ilk ve ortaöğretim düzeyinde devletin gözetim ve denetiminde, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre istisna olarak özel girişimlerce de verilebilir.

4. Hangi düzeyde olursa olsun, eğitim kurumlarının temel görevi, öncelikle çocukları koruma ve onların bakımına katılmadır. Şu anda en az on iki yılı zorunlu olarak eğitim kurumunda geçen çocukların bakımı, okul içinde, okul yolunda ve dışarda korunması, onlara kişilik hizmetleri verilmesi temel bir kamu hizmeti olmalı, yöneticiler, sendikalar, öğretmen ve diğer eğitim görevlileri, kendilerini öncelikle bununla yükümlü saymalıdır. Beden ve ruh sağlığı korunmayan ve bakılmayan bir çocuğun eğitilmesinden söz edilemez. Bu ilke, bakım ve korunma gereksinmesi olan yükseköğretim gençliği için de geçerlidir.

5. Ülkemizde 5-17 yaş arasındaki engellilerin sayısı bir milyonun üzerindedir. Bunların tümünün ayrı/özel kurumlarda eğitilmesi hem çok külfetli, hem de eğitimbilimsel açıdan doğru değildir. Bu çocukların, bazı özel önlemler alınarak (taşıma, araç gereç sağlama, giriş rampaları, ayrı tuvalet vs.) engelsizlerle eğitilmesi daha akılcıdır ve daha hakçadır. Aksi halde hem bireyler, hem toplum açısından sorun yıllarca çözümsüz kalacaktır.

6. Eğitim, kişinin tüm yeteneklerini geliştirecek ve onu topluma daha etkin bir biçimde hazırlayacak nitelikte olmalıdır. Bunun için, çocuğun öğrenim gördüğü okulun türü ve derecesi ne olursa olsun, programlarında genel kültür, sanat ve beden eğitimi gibi etkinliklere yeterli ve dengeli bir biçimde yer ve önem verilmelidir.

7. Eğitimin öznesi öğrenci, tarafları aile ve kamu erkidir. Böyle olunca, yetişkinliği ve gücü oranında ailenin, meslek kuruluşlarının, eğitimin karar mekanizmalarına, yönetimine ve yürütülmesine katılmaları özendirilmelidir. Ancak, eğitim erki hiçbir zaman eğitim yöneticilerinin ve öğretmenlerin elinden alınmamalıdır.

Öğrenci Hizmetlerinin Merkeze Alınması

8. Öncelikle çocuk hukuku ile ilgili dağınıklık giderilmeli, çocuk lehine yeterli düzenlemeler yapılmalıdır. Anayasa, Türk Medeni Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, Çocuk Mahkemeleri Kanunu, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu, sosyal hizmetler ve çalışma yaşamıyla ilgili kanunlar, yerel yönetim kanunları ve eğitimle ilgili kanunlarla Çocuk Hakları Sözleşmesi arasındaki çelişkiler giderilmelidir.

9. MEB merkez örgütünde değişik birimlere dağıtılmış, kimisi hiç düzenlenmemiş olan öğrenci hizmetleri tek bir genel müdürlükte toplanmalı, özellik taşıyan görevler (özel eğitim, sağlık, beden eğitimi, izcilik gibi) için bu genel müdürlüğe bağlı yeterli sayıda daire ve alt birimler oluşturmalıdır.

10. Okul sağlık hizmetleri yeniden düzenlenmelidir. Bunun için okulun büyüklüğüne göre, okul içinde ya da küçük okullar için bazı ortak mekânlarda okul sağlık birimleri oluşturulmalıdır. Bu amaçla MEB bünyesinde ve taşra birimlerinde yeteri kadar doktor ve yardımcı sağlık personeli bulundurulmalıdır. Buralarda öğrenci, öğretmen ve diğer personel, tıbbın gereklerine göre belirli aralıklarla sağlık taramasından geçirilmelidir. Okul sağlık ekibi, öğrenci yaşamının ve eğitim ortamının sürekli izleyicisi olmalıdır.

11. Ailelerin de desteği alınarak, çocuklar okul kantinlerinin baskısından kurtarılmalı, okulda çocuklara günde en azından bir kez ücretsiz süt verilmelidir. Süt en ucuz, en yararlı, tüketilmesi en kolay besin maddelerinden biridir. Ayrıca, dağıtımı ve tüketimi kolay “öğrenci sandviçi” ya da “öğrenci hamburgeri” gibi protein ve vitaminle desteklenmiş paket yiyecekler, meyve suyu ya da ayranla birlikte verilmelidir. Çocuklar okulda mutlaka ücretsiz yeterli içecek temiz su ve temizlik suyu bulabilmelidir.

12. Yoksul çocukların eğitim olanaklarından yeterince yararlanabilmeleri, devlet elinin onlara uzanmasına bağlıdır. Günümüzde eğitim kurumları yaygınlaşmış, ulaşım kolaylaşmıştır. Kimsesiz kalmadıkça küçük çocukların ailelerinden koparılıp yatılı okutulması onların kişilik gelişimleri açısından doğru değildir ve pahalı bir yöntemdir. Bu nedenle yatılılık az tercih edilecek bir yöntem olmalı, kimsesizlere ve çok yoksullara, başka çözüm bulunamıyorsa tam yatılılık sağlanırken, desteklenmesi gerekenlere yatılılık yerine parasız taşıma, burs, beslenme, araç gereç sağlama gibi önlemler yeterli olabilir. Öte yandan yoksul büyük çocukların, emekleri karşılığı ücretsiz okutulması mümkündür (eskiden Yatılı Köy Enstitüleri ve Sanat Enstitülerinde olduğu gibi).

Eğitimin Yönetimi

13. Eğitimin yönetiminde “eğitim birliği” (tevhid-i tedrisat) ilkesinden asla ödün verilmemelidir. Üniversitelerin özerkliği, yüksek dereceli askeri ve güvenlik eğitim kurumlarının ayrıcalıkları ile çıraklık eğitimi, hizmetiçi eğitim ve yaygın eğitim etkinliklerinin özellikleri dikkate alınarak, eğitimle ilgili karar yetkisi devlet adına Milli Eğitim Bakanlığı’nca kullanılmalıdır. 

14. MEB merkez örgütünde, 1926 yılında oluşturulup son yıllarda yozlaştırılan üçlü organlaşmaya yeniden canlılık kazandırılmalıdır. Bu yapılanma: a) Danışma (Talim ve Terbiye Kurulu ve Milli Eğitim Şûrası), b) Yürütme (Müdürler Komisyonu), c) Denetim (Teftiş Kurulu) biçimindedir. Bu yapı şu adlarla yeniden düzenlenebilir:

15. Ulusal Eğitim Kurultayı (Milli Eğitim Şûrası): Bu Kurultay, asil üye sayısı 300’ü geçmemek üzere, Bakanlık mensupları, eğitim bilimciler, öğretmen, öğrenci, veli ve diğer ilgili kuruluş temsilcilerinden oluşmalı, her yıl toplanmalıdır. Bu kurulun kararları, bilimin ışığında Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu [Talim ve Terbiye Kurulu]’nca uygulanabilir duruma getirilmeli, Bakan onayı ile yürürlüğe girmelidir.

16. Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu (Talim ve Terbiye Kurulu): Düzenleme (bir tür yasama) görevi yapan bu Kurul, kitap inceleme gibi rutin işlerden çekilip yardımcı uzman birimleriyle akademik ağırlığı olan, eğitimde yurtiçi ve yurtdışı yenilikleri izleyip buna göre ilke ve kurallar belirleyen bir birim olmalıdır. 21 kişiden oluşacak olan bu Kurulun üyelerinin en az yarısı, en az doktora yapmış ya da buna denk sanatta yeterlik almış, diğerleri de en az yüksek lisans öğrenimi görmüş eğitimciler olmalıdır. Üyelerden 1’ini YÖK (ya da onun yerine geçecek organ), 2’sini eğitim fakülteleri, 1’ini de eğitim hizmet kolunda en çok üyeye sahip sendika belirlemelidir. Üyeler üç yıl için seçilip atanmalı, süresi biten üyeler yeniden atanabilmelidir. Kurul başkanı, Kurul üyelerinin seçeceği 3 aday arasından Bakan tarafından belirlenmeli, başkan ve üyeler üçlü kararname ile atanmalıdır.

17. Yöneticiler Kurulu (Müdürler Komisyonu): Bu Kurul, Bakanın başkanlığında birim amirlerinden oluşmalı; yürütme ile ilgili plan ve programları yapma, Bakanlık birimleri arasında eşgüdümü sağlama, ortak görevleri yürütme, birimler arasında doğacak sorunları çözme gibi görevler üstlenmelidir.

18. Bakanlık Merkez Denetleme Kurulu (Teftiş Kurulu): Bu Kurul, en çok 100 başdenetmenden oluşmalı, bu Kurulun illerde yeteri kadar denetmenden oluşan alt birimleri (il denetleme kurulları) bulunmalıdır. Başdenetmenler; illerdeki bakanlık denetmeleri ve milli eğitim müdürleri ile ilgili inceleme ve soruşturmaları yapmalı, alanıyla ilgili öneriler geliştirmeli; il düzeyindeki inceleme, denetleme, rehberlik görevleri ise, il eğitim denetleme kurullarına ve buralarda görevlendirilecek toplam 5000 eğitim denetmenine bırakılmalıdır.

19. MEB Merkez Örgütündeki Hizmet Birimleri: Bu birimler; 1) Danışma Birimleri, 2) Ana Hizmet Birimleri, 3) Yardımcı Birimler, olarak belirlenmelidir. Yapılanmadaki hantallık ve yinelemeler giderilerek birim (genel müdürlük ve daire) sayısı en çok 20 olmalıdır.

20. Danışma Birimleri: Bu birimler; 1) Araştırma ve Planlama Dairesi, 2) Program Geliştirme Dairesi, 3) Mevzuat Dairesi, 4) Hukuk Müşavirliği, 5) Bakanlık Müşavirliği’nden oluşmalıdır.

21. Ana Hizmet Birimleri: Bu birimler; 1) Öğrenci Hizmetleri Genel Müdürlüğü (beslenme, özel eğitim, rehberlik ve psikolojik hizmetler, yatılılık-bursluluk-kredi, taşıma, beden eğitimi ve izcilik hizmetleri vb.), 2) Temeleğitim Genel Müdürlüğü (okulöncesi eğitim ve ilköğretim), 3) Ortaeğitim Genel Müdürlüğü, 4) Mesleki ve Teknikeğitim Genel Müdürlüğü (kız ve erkek teknikeğitim, ticaret ve turizm, çıraklık), 5) Yetişkin Eğitimi Genel Müdürlüğü, 6) Yurtdışı Eğitim Genel Müdürlüğü, 7) Öğretmen Eğitimi Genel Müdürlüğü’nden oluşmalıdır. Hizmetiçi eğitim de bu genel müdürlükçe yürütülmelidir. Görevleri YÖK’e geçen Yükseköğretim Genel Müdürlüğü kaldırılmalıdır.

22. Yardımcı Hizmet Birimleri: Bu birimler; 1) Personel Genel Müdürlüğü (kadro, atama, terfi, öğretmenevleri vb.), 2) Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü, 3) Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü, 4) Yayımlar Genel Müdürlüğü, 5) Yönetsel ve Parasal İşler Genel Müdürlüğü, 6) Savunma Sekreterliği, 7) Özel Kalem Müdürlüğü’nden oluşmalıdır.

23. Çeşitli Kurul ve Komisyonlar: Bunlar; 1) Personel Atama Kurulu, 2) Toplu Görüşme/Sözleşme Kurulu, 3) Bakanlık Yüksek Disiplin Kurulu, 4) Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kurulu, 5) Geçici uzmanlık komisyonlarından oluşmalıdır. Bu kurul ve komisyonlarda üye sayısı en çok olan sendikanın temsilcileri de mutlaka bulunmalıdır.

24. MEB’in Bağlı Kuruluşları: Bu kuruluşlar; 1) Yükseköğretim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü, 2) Hizmetiçi Eğitim Enstitüsü, 3) Milli Eğitimciler Yardımlaşma Kurumu (MEYAK)’dur. MEYAK, İLKSAN’ın tüm milli eğitim personeline genellenmesi ve yeni yasal statü, yönetici ve uzman personele kavuşturulmasıyla oluşacaktır.

25. MEB’in, doğal olarak il ve ilçelerde taşra birimleri (milli eğitim müdürlükleri) de bulunacaktır. Bunların yapılanması merkez birimlerine uyumlu olmalıdır.

26. Bir yönetim ne kadar iyi kurgulanırsa kurgulansın, onu yaşama geçirecek yetkin yöneticiler, uygulamayı denetleyecek yetkin denetmenler, onu iyileştirecek uzmanlar olmadıkça beklenen sonuç alınamaz. Bu gerçek, günlük olaylardan, bilimsel ve teknolojik gelişmelerden çok çabuk etkilenen eğitim hizmetleri için daha da önemlidir. Onun için eğitimin yönetici, denetmen ve uzmanlarının iyi seçilmesi, hizmet öncesinde ve hizmet içinde iyi yetiştirilmesi gerekir. MEB’in elinde personel konusunda yeterince yetiştirme olanakları vardır. Artık sayıları 100’ü aşan eğitim fakültesinin bulunması, iki ay süren yaz tatilleri, günlük çalışma programlarında ayarlamalar yapılabilmesi, personel sayısının yeterliliği vb. olanaklar lisansüstü eğitimle hizmetiçi eğitimi çok kolaylaştırmaktadır.

27. Eğitim yöneticisi, denetmeni ve uzmanlarının öğretmenlerden seçilmesi ve bu elemanların öğretmenlerden daha fazla öğrenim görmeleri esastır. Aksi halde bu seçkin elemanlar, çoğunluğu iyi öğrenim görmüş öğretmenler üzerinde etkili olamazlar. Sayıları bugün bir milyonu bulan öğretmenler arasında bu potansiyel fazlasıyla vardır. Özellikle yöneticilerin, deneticilerin ve rehberlik uzmanlarının atanmadan önce yeterli okul ve işyeri deneyimi geçirmeleri şarttır.

28. MEB, her yıl gelişmiş belirli üniversitelerin ALES (Akademik Personel Lisansüstü Eğitim Giriş Sınavı) ve benzer nesnel yöntemlerle seçtiği, belirli başarıyı göstermiş, belli sayıdaki yüksek lisans ve doktora adaylarına, her lisansüstü öğrenim aşaması için gereksindiği kadarına, başarı sırası gözeterek birer yıl aylıklı izin verebilir. Böylece hem eğitimde niteliğin artmasına olanak sağlamış hem de geniş bir yönetici, denetici ve uzman potansiyeli yaratmış olur. Eğitimin geleceği için yılda 500-1000 öğretmenin lisansüstü eğitim için aylıklı izinli sayılması önemli bir sorun yaratmayacaktır.

Demokratik Okul Modeli

29. Dillere destan “öğrenci merkezli eğitim”in mutfağı olan okulların, demokratik iklime kavuşturulabilmesi için yeni bir okul modeline göre yapılandırılmaları gerekir. Buna göre bir okulda bulunması gereken organlar şunlardır:

30. Okul Müdürü: Okul müdürleri, eğitim ve yöneticilik alanında yetkinliğini kanıtlamış eğitimciler arasından seçilmelidir. Bu yöneticiler, lisans sonrası eğitim görmüş başarılı öğretmenler arasından sınavla seçilmeli, yöneticilik için yeniden eğitilmeli, deneyimli yöneticiler yanında başarılı staj yaptıktan sonra atanmalıdır. Yönetici adayları için ilk seçme sınavları eğitimbilimcilerin hazırladığı sorularla ÖSYM’ce yapılmalı, son seçmeyi eğitimbilimcilerle öğretmen sendikası ve veli temsilcilerinden oluşan il atama komisyonu yapmalıdır.

31. Okul Yönetim Kurulu: Okul yönetim kurulu, okul müdürünün başkanlığında yeteri kadar müdür yardımcısı, öğretmen öğrenci ve veli temsilcisinden oluşmalıdır. Okul yönetim kurulunun yönetsel konularda (harcama vs.) kararları bağlayıcı olmalıdır.

32. Okul Eğitim Kurulu: Okul eğitim kurulu, okul müdürünün başkanlığında müdür yardımcıları, bölüm ve zümre başkanları, okul rehberlik uzmanları ile öğretmen, veli, öğrenci temsilcilerinden oluşmalıdır. Bu Kurul, yasa, yönetmelik ve programlara uygun olarak eğitimle ilgili bağlayıcı kararlar alabilmelidir.

33. Okul Öğretmenler Kurulu: Okul öğretmenler kurulu müdürün başkanlığında, okulda eğitimle görevli tüm personelin, veli ve öğrenci temsilcisinin katılımı ile oluşmalıdır. Bu Kurul, okulun her türlü eğitim ve yönetim sorunları ile ilgili “tavsiye kararları” alabilmelidir. Bakanlık denetmen ve yöneticileri ile il, ilçe yöneticileri, denetmen ve uzmanları gerekli görürlerse bu kurula katılabilmeli, ancak oy kullanmalıdırlar.

34. Öğrenci Örgütü: Okullarda öğrencilerin, ilgili öğretmen ve eğitim görevlisinin rehberliğinde serbest seçimlerle oluşturdukları birer öğrenci örgütü bulunmalıdır. Bu örgüt, kendi tüzüğüne ve Milli Eğitim mevzuatına uygun olarak, öğrenci sorunlarıyla ilgili çalışmalar yapmalı ve katıldığı kurullara öneriler götürmelidir. Öğrenci örgütünde görev alan öğrencilerin başarılarının değerlendirilmesinde, yönetim ve öğretmenler tarafından ayrıcalık tanınmayacağı gibi, örgütteki çalışmalarından dolayı bunlara olumsuz yaptırım da uygulanmamalıdır.

35. Okul-Aile Birliği: Okul-aile birliği, öğrenci velilerinin kendi aralarında seçtiği 5 kişi, okul öğretmenler kurulunun seçtiği 1 öğretmenle 1 müdür yardımcısı ve 1 rehber öğretmenden oluşmalıdır. Birliğin başkanı, velilerce, veli üyelerden seçilmelidir. Okul-aile birliğinin görevi; okul ve öğrencilerle ilgili sorunlara çözüm aramak, eğitime ek olanaklar yaratmak ve yoksul öğrencilere yardım sağlamak olmalıdır. Okullarda, bu birlik dışında başka kuruluşlar (vakıf, koruma derneği gibi) bulunmamalıdır.

36. Onur Kurulu: Okul onur kurulu, öğrencilerin disiplin sorunlarını inceleyip karara bağlayacak bir organdır. Bu organ, her sınıf düzeyinde 1’er öğrenci temsilcisi, 1 müdür yardımcısı, 1 öğretmen temsilcisi ve 1 veli temsilcisinden oluşmalıdır. Kurulun başkanı, kendi seçtiği bir öğrenci olmalıdır. Kurulun kararları okul müdürünün onayı ile kesinleşmeli, müdür gerekli görürse kararları bir daha görüşülmek üzere bir kez geri gönderebilmelidir.

37. Okul Forumu: Okul forumu, bir müdür yardımcısı ve bir rehber öğretmenin gözetiminde, öğrenci örgütü başkanının başkanlığında tüm öğrenci, öğretmen ve velilerin katılımı ile yılda en az iki kez yapılmalı ve seçilmiş bir divan tarafından yönetilmelidir. Forumda, okul eğitim kurulu ile okul yönetim kurulunun birlikte hazırladığı gündemdeki eğitim ve öğrenci sorunları tartışılmalı, sonuç divan raporu ile gereği yapılmak üzere, okul müdürlüğüne ve öğrenci yönetimine iletilmelidir.

38. “Demokratik Okul” anlayışının yaşayabilmesi için, onun kurgusunun ve organlarının oluşumu yeterli değildir. Eğitimin temel unsuru insandır. Öğretmeni, yöneticisi ve çalışanları demokrasiye inanmayan ve onu bir yaşam biçimine dönüştüremeyen görevlilerin elinde demokrasinin ilkeleri de, organları da, programları da yozlaşır ve bu model ölür. Bu nedenle okul yöneticisi ve öğretmenlerinin, daha yetişme aşamalarında yeterli demokrasi kültürünü kazanmaları ve bunu uygulamayı öğrenmeleri gerekir. Okulun mevzuat ve programını hazırlayanların ve uygulamayı izleyip denetleyenlerin de aynı bilinci, inancı ve beceriyi kazanmış olmaları gerekir.

Okul Sistemi/Öğretim Kademeleri

39. Milli Eğitim Temel Kanunu, “eğitim sistemi” kavramını; “öğrenim sistemi”, “okul sistemi” “öğrenim kademeleri” karşılığı olarak kullanmıştır. Bu kullanım doğru değildir. Eğitim sistemi, okul sistemiyle birlikte yönetim, program, işleyiş, gibi birçok unsuru kapsayan büyük bir sistemdir. Onun için burada “öğretim sistemi” kavramı kullanılacaktır.

40. Okul sistemimiz, bilimsel veriler, gelişmiş ülkelerdeki uygulamalar ve ülke gerçekleri dikkate alınarak; okulöncesi eğitim, temeleğitim (ilköğretim), ortaeğitim, mesleki ve teknik eğitim, yüksekeğitim, yetişkin eğitimi olarak belirlenmelidir.

41. Okulöncesi Eğitim, dünya standartlarına göre; 0-3 yaş arası (kreş-yuva), 4-6 yaş arası (anaokulu) olarak ayrılabilir. Yeterli olanaklar sağlanıncaya kadar okulöncesi eğitim zorunlu olmamalı, ancak yaygınlaşması için yeterli olanaklar sağlanmalıdır. MEB’in sağlayacağı olanaklar yanında, tüm belediyelerin, kamu ve özel iş yerlerinin kreş ve anaokulu açarak ya da bu konuda oluşturulan fona kaynak aktararak okulöncesi eğitime katkıda bulunmaları zorunlu olmalıdır. Ayrıca, mesleki eğitim kurumlarının, okulöncesi eğitim kurumlarının donatım ve bakımlarına katkıda bulunmaları sağlanmalıdır. Belirli sayıda toplu konut yapan kişi ve tüzel kişiler, okulöncesi eğitim için okul yapmalı ya da bu amaçla oluşturulan fona kaynak aktararak okulöncesi eğitime katkıda bulunmalıdırlar. Yerel yönetimler okulöncesi eğitim konusunda mutlaka görev ve sorumluluk üstlenmelidir.

42. Temeleğitim (ilköğretim)’in süresi 9 yıl olarak belirlenmelidir. Kesintisiz bir bütün olan bu süre, çocukların gelişim basamakları dikkate alınarak üç aşamalı (3+3+3) düzenlenmeli, yaş gruplarına göre ayrı mekânlarda eğitim yapılmalı, temeleğitim diploması 9 yılın bitiminde verilmelidir. Çocuklar, temeleğitimin son yıllarında gelişim özellikleri, ilgileri, kendilerinin ve ailelerinin talepleri doğrultusunda lise ya da mesleki eğitime yönlendirilmeye çalışılmalıdır. Ancak, not yükseltme sınavı, başarı notları vb. yapay yollarla çocuklar herhangi bir ortaeğitim türüne zorlanmamalıdır. Akademik yeteneği yüksek kimsesiz ve yoksul çocukların yatılılık, bursluluk gibi katkılarla lisede öğrenim görmeleri sağlanmalıdır. Buna karşılık mesleki eğitime yönlendirilen çocuklara da beslenme, ulaşım, sigorta, prim gibi olanaklar sağlanmalıdır.

43. Zorunlu eğitime dahil olan ortaeğitim, lise ve mesleki eğitim olarak ikiye ayrılmalıdır. 

44. Liseler, akademik başarı yönünden belirli standardın altına düşürülmemelidir. Süresi 4 yıl olan tek yapılı lisenin ilk yılı hazırlık ve yönlendirme yılı olmalı, bu yılda çocuklar sözel, sayısal, sanatsal, teknik konulardan oluşan az dersle sınanıp yönlendirilmelidir. Bir yıl sonunda başarısız ya da isteksiz olan çocuklar mesleki eğitime geçebilmelidir. Bu geçiş, lisenin üst sınıflarından da olabilmelidir.

45. Bu durumda mevcut meslek liseleri kapatılmalı, bütünleştirilmiş tek yapılı lise içinde sözel, sayısal, sanatsal, teknik vb. ağırlığı olan bölümler/programlar bulundurulmalıdır. Şu anda fen, güzel sanatlar, sosyal bilimler vb. alanlarda açılan liselerin aynı çatı altında bulunması esas olmalı; her lisede gerekli koşullar yaratılamazsa resim, müzik, spor gibi branşlar için ayrı liseler de açılabilmelidir. Liselerin bir tamlamayla (anadolu lisesi, teknik lise gibi) adlandırılmasından vazgeçilmelidir.

46. Orta Dereceli Mesleki Eğitim; iş alanlarının beklentilerine, öğrencilerin ilgilerine ve velilerinin isteğine göre ve yapılacak rehberlikle, okul ağırlıklı ya da işyeri ağırlıklı iki türde yapılabilmelidir. İşyeri ağırlıklı olanlara “Eğitim Merkezi”, okul ağırlıklı olanlara “İş Okulu” ya da “Meslek Okulu” denilebilir. Bu yaklaşıma göre okul ağırlıklı eğitim görenler belirli zamanlarda işyerlerinde uygulama yapacaklar; işyeri ağırlıklı eğitim görenlerse hafta içinde eğitim merkezlerinde ve okullarda belirli bir süre kuramsal bilgi, genel kültür almalıdırlar. Bu modelde de sanat ve beden eğitimi gibi alanlara ait etkinlikler genel liselerden az olmamalıdır. Okul ağırlıklı mesleki eğitim gören öğrencilerden belirli düzeyde başarı gösterenler, kendi alanlarındaki önlisans meslek yüksek okullarına girebilmelidirler.

47. Yetenek ve başarıları yeterli olduğu halde, olanaksızlıklar ve diğer sorunlar nedeniyle temeleğitimden sonra zorunlu olarak mesleki eğitime ayrılan çocuklara, akşam öğretimi ve açıköğretim yoluyla lise kapısı açık tutulmalı, ilerde sorunlarını çözüp yükseköğrenim görmek isteyenler de bu olanağa kavuşabilmelidir.

48. Tevhid-i Tedrisat Kanunu delinerek oluşturulan İmam-Hatip Liseleri, söz konusu yasadaki anlamına uygun olarak “imam-hatip okulu”na dönüştürülmelidir. Bu okullardan mezun olanlar da iki yıllık ilahiyat meslek yüksekokullarına, lise tamamlayanlar ilahiyat fakültelerine girebilmelidirler. Artık günümüzde imamların yükseköğretimde yetiştirilmelerinin koşulları oluşmuştur. Uygulama da önemli ölçüde böyledir. Bununla ilgili personel mevzuatı değiştirilip imamların yükseköğrenim görmeleri koşulu getirilirse MEB, kendi işlevine uygun olmayan imam yetiştirme ödevinden çekilmiş, eğitim sisteminde ikiliğin yolu kapanmış olacaktır.

49. Yüksekeğitim, üniversite ve yüksekokullardan oluşmalıdır. Üniversite bir yüksekokul olarak görülmemeli, belirli evrensel standartları ve bilimsel düzeyi korumalıdır. Üniversite üst organı, ağırlıkla üniversitelerin seçeceği (adı yine YÖK olabilir) akademisyenlerden oluşmalı, bu organın yetkileri akademik işlevle sınırlı olmalıdır.

50. Temel ödevi bilimi geliştirme ve yayma olan üniversitelerle ilgili gerekli eşgüdüm ve planlamaları yapmak üzere, üniversite özerkliğini zedelemeden, üniversite öğretim üyelerinden bir sürekli organ (Üniversitelerarası Kurul, Üniversiteler Yüksek Kurulu gibi) oluşturulmalıdır. Önlisans düzeyindeki yüksek okullar ayrıldıktan sonra üniversiteler gelişmiş belirli kültür merkezlerinde toplanmalı, öğretim elemanı ve altyapı yönünden güçlendirilmelidir.

51. Önlisans Okulları üniversitelerin sırtından alınmalıdır. Ara eleman yetiştirmesi beklenen bu okullar, çeşitli kamu kuruluşları ve belirli miktarda sermayeye sahip özel girişimcilerce de kendi gereksinmelerine göre açılabilmelidir. Anakent belediyelerinin “Belediyecilik Yüksekokulu”, sanayicilerin “Endüstri Yüksekokulu” açmaları gibi. Bu okullar, alanındaki meslek okulu mezunları ile lise mezunlarını kabul etmelidir. Ülkedeki tüm önlisans meslek yüksekokullarını yönlendirecek bir “Yüksekeğitim Kurulu” (YEK) oluşturulmalıdır. Üniversite dışına çıkarılacak olan önlisans düzeyindeki meslek yüksekokullarına, her ders için akademisyen (prof, doç, dr) atamaya gerek yoktur. Pratikten gelen, meslek yaşamında başarılı olmuş birçok öğretmen, değişik kamu görevlisi, endüstri elemanı, usta öğretici bu okulları iyi yöneten bir ekiple daha verimli öğretim elemanı olabilir.

52. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve Emniyet’e bağlı yükseköğretim kurumları/üniversitesi öncesi eski varlıklarını geliştirerek korumalı, ancak bunlar üniversite benzeri akademik yapılanmaya gitmemeli, buralarda akademik kariyer oluşturulmamalıdır. Bunlar, ilgili kurumlara üniversite mezunu gerekli ise onları üniversite mezunlarından seçmeli ya da üniversitelerde burslu öğrenci okutmalıdır.

53. Yetişkin Eğitimi, çok işlevli ve çok değişik ortamlarda çeşitli olanak ve araçlarla yapılabilir. Günümüzde iletişim teknolojisi yetişkin eğitimine geniş olanaklar sunmuştur. Bu eğitim, örgün eğitimin yerine geçmemeli, onun eksik bıraktığı alanları tamamlayan, yeni oluşan bilgi ve kültürü yayan, bireysel ilgileri tatmin eden, yeni ilgiler yaratan ve kişilere yaşamboyu hizmet veren bir sistem olmalıdır. Bu eğitim evde, iş yerinde, okullarda, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, sağlık kuruluşlarında, ceza infaz kurumlarında, kitle örgütlerinde de yapılabilir.

Eğitim Programları ve Öğretim

54. Program geliştirmede dağınıklığı, keyfiliği ve sığlığı gidermek için, biraz önce MEB merkez örgütünde bir “Program Geliştirme Dairesi” kurulması önerilmişti. Bu daire, alanında deneyimli akademisyenlerin ağırlıkta olduğu, bunların uygulayıcılarla (öğretmen, yönetici, müfettiş, uzman) birlikte çalıştıkları bir araştırma, geliştirme, izleme birimi olmalıdır. Kurul biçiminde, işbölümü ve eşgüdümle çalışan bu birime üyeler belirli sürelerle seçilip atanmalı, gerekirse süresi dolanlar yeniden seçilip atanmalıdır. Bu daire, bünyesinde yer alacak olan çevirmenlerle yabancı ülkelerdeki program çalışmalarını da izlemelidir. İllerde, Bakanlık Program Geliştirme Dairesi’ne bağlı birer büro oluşturulmalı, buralarda program uzmanları çalıştırılmalı, bunlar merkezde geliştirilen programları yöreye uyarlayabilmelidirler.

55. Son yıllarda ortaya çıkan parçacı program geliştirme anlayışından vazgeçilip bütüncül, ortak ilkelere, hatta ortak biçimlere göre hazırlanmış, öğretmenin kolayca anlayıp uygulayabileceği program yaklaşımı benimsenmelidir. Programlarda yapılan değişiklikler konusunda mutlaka ilgili yönetici, müfettiş, uzman ve öğretmenler hizmetiçi eğitime alınmalıdır. Çünkü, başta öğretmen olmak üzere uygulayıcının benimsemediği hiçbir program işe yaramamaktadır. Programlar kitap olarak bastırılıp öğretmene ücretsiz verilmelidir.

56. Tüm programlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerleri ile bilimsel bulgular, evrensel kültür değerleri, çocukların yaşı ve çok yönlü gelişim hedefleri göz önünde tutularak geliştirilmeli, onların ilgi ve yeteneklerine olabildiğince yanıt vermelidir. Özellikle genel kültüre, sanat ve beden eğitimine tüm eğitim kurumlarının programlarında yeterince yer verilmeli, çocukların çok yönlü gelişip kişilik kazanmalarına olanak sağlanmalıdır.

57. Eğitimimizin her kademesinde çocuk gelişimi dikkate alınmadan programlara sokuşturulan yığma bilgiler, doğal olarak öğrenilememekte, onları yeni öğrenmelere yönlendirmemektedir. Çocuklar, haftalık memur mesaisinden bile ağır olan öğretim yükünden mutlaka kurtarılmalı, saatlik ders yükünün en az üçte biri kaldırılmalı, onların özgürce inceleme, araştırma, deneme, bulma, yapma ve eserlerini sunmalarına olanak sağlanmalıdır.

58. Öğretimde asıl sorun programın uygulanışı ile ilgilidir. Gerek programların yapısından, gerekse program geliştirmede öğretmenin devre dışı bırakılmasından dolayı çağdaş öğretim yöntemleri başarıyla kullanılamamaktadır. Bu durum düzanlatım (takrir) tekniğini her alanda ve her aşamada egemen kılmaktadır. Bunu önlemenin ilk koşulu, hiç kuşkusuz öğretmenin iyi yetiştirilmesidir. Eğitimcimiz İsmail Mahir Efendi’nin 1914’te Mecliste söylediği “Maarif demek, muallim demektir.” sözleri ve ABD’li eğitimci John Dewey’nin, 1924’te verdiği Türkiye Maarifi Hakkında Rapor’da yer alan “Muallim nasılsa mektep de öyledir.” sözü bugün de değerini korumaktadır.

59. Günümüzde gelişen teknoloji, kendi açmazlarını da birlikte getirmiştir. İnternet siteleri, küçük yaştaki çocuklara olumsuz etkilerde de bulunmaktadır. Bu sorun tüm dünyada eğitimcileri de aşan boyutlar kazanmıştır. Soruna elbirliğiyle çözüm aranırken, çocukların yararına bazı sınırlamalar getirmek de gerekir. Elbette çözüm, zorlayıcı önemlerden çok, çocuklara ve gençlere daha canlı bir gerçek yaşam ve doğru programlar sunmakla mümkün olacaktır. Çağdaş okul, bilgisayarla birlikte, çocuk ve gençlerin ilgisini çekecek doğa incelemeleri, spor, laboratuvar, iş ve sanat etkinlikleri de sunmalı, onları okulun tüm eğitim etkinliklerine yönetimine katmalıdır.

60. Eğitim programlarımızın içeriğini ilgilendiren birkaç önemli sorun daha vardır. Bunlar, “Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi”, “Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük”, “Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi” ile ilgilidir. Şöyle ki:

61. 1982 Anayasası “Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi”ni ilk ve ortaöğretimde “zorunlu” kılmış, onun dışındaki din eğitim ve öğretimini kişilerin isteğine, küçüklerinse veli ya da vasilerinin tercihine bırakmıştır (m. 24). Ancak, Anayasa hükmüne karşın uygulamada Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri programlar ve ders kitapları yoluyla “zorunlu din eğitimi”ne dönüştürülmüştür. Bu da zorla inanç aşılama, belirli bir mezhebin hatta tarikatların inanç ve ibadet anlayışını herkese dayatma sonucunu doğurmuştur. Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına karşın Alevi yurttaşlara inançları dışında dayatmalar hâlâ sürmektedir. 2012’de bir yasa değişikliği ile ortaokul ve liselere getirilen sözde “isteğe bağlı” “Kuranı Kerim ve Hazreti Peygamberin Hayatı” dersi de zorla seçtirilmektedir. Önerimiz şudur: 

62. Uzun erimde Anayasa değiştirilerek din eğitim ve öğretiminin isteğe bağlı bırakılması, şu anda ise, Din Kültürü ve Ahlak Öğretiminin Anayasa hükmü çerçevesinde bir “genel kültür” kazandırma dersi olarak verilmesi ve bu dersin notla değerlendirilmemesidir. Ayrıca, bu dersi veren öğretmenlerin MEB’de değil, Diyanet İşleri Örgütü’nde istihdam edilmesi, kariyerlerine orada devam etmeleri, okullardaki dersleri dışında eğitimin diğer kısımlarına katılmamalarıdır (Eski milli güvenlik öğretmeni subaylar gibi).

63. 1981’den sonra, 1930’lardaki anlamından saptırılarak “İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük” adıyla ortaokul ve ortaöğretim kurumları son sınıflarında okutulan bu ders, artık bir savaş tarihi istihbarat dersi olmaktan çıkarılıp ilk ve ortaöğretimin son sınıflarında, Atatürk’ün önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, devrimler ve rejimin işleyişiyle ilgili konuların yer aldığı, çocukların düzeyine uygun bir “siyasal kültür” dersi olmalıdır. Dersin adı “Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu ve Yönetimi” ya da “Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti” olabilir.

64. İlk ve ortaokullarda (4-8. sınıflar) 1970’lere kadar ayrı bir ders olarak okutulan, sonra “Sosyal Bilgiler” dersi içine kaynaştırılan, 1984’te yeniden “Vatandaşlık Bilgisi” olarak ayrılan “Yurttaşlık Bilgisi” dersinin 9 yıla çıkarılacak olan temeleğitimin (ilköğretim) son sınıfında “Vatandaşlık ve İnsan Hakları” adıyla ve yeni bir içerikle okutulması yerinde olacaktır. Çünkü bu sınıf, çocukların gerçek vatandaşlığa adım attığı dönemin başlangıcıdır. Bu konular ortaeğitimde de “Demokrasi ve İnsan Hakları” adıyla verilmeye devam edilmelidir.

65. Eğitim sisteminde bugün öğretimin değerlendirilmesi önemli bir sorundur. Yarışa ve bilgi ezberletmeye dayanan sistem, testle değerlendirmeyi öne çıkarmaktadır. Özellikle temeleğitimde sınavı olabildiğince azaltmak gerekir. İlk ve ortaeğitim başarısını değerlendirmede araştırma, deneme, uygulama ve öğretmenin gözlemi önem kazanmalıdır. Temeleğitimden bütünleştirilmiş tek tip çok programlı liseye geçiş ve lise birinci sınıftaki yönlendirme, yarışı kısmen azaltacaktır. Temeleğitimde sınıfta bırakma yerine seviye sınıflarının oluşturulması düşünülmelidir. Ortaeğitimde “Kredi ve Ders Geçme Sistemi” geliştirilerek yeniden denenmelidir. Engellilerin değerlendirilmeleri kendi özelliklerine göre yapılmalıdır. Değişik adlarla uygulanan ortaöğretime yöneltme sınavının mutlaka kaldırılması, çocukların ve ailelerinin krizden kurtarılması gerekir.

Eğitim Teknolojileri

66. Bir öğretim etkinliğinin yeterince etkili ve verimli olabilmesi, doğru yöntem kadar uygun aracın kullanılmasını da gerektirir. Eğitim öğretimde kullanılacak araç, yaşamın kendisi olabileceği gibi, onun modeli, şekli, resmi ya da görüntüsü de olabilir. Yeter ki insan aracın kölesi olmasın.

67. Radyo, televizyon internet ve diğer sesli, görüntülü araçlar öğrenci ve öğretmenlerin, eğitim öğretim etkinliklerini kolaylaştırmalı ve desteklemelidir. Bu araçlar, kaset, disket ve CD’ler yardımıyla, görüntü, seslendirme ve müziklendirme gibi eklemelerle daha kullanışlı duruma getirilmelidir. Örneğin, canlılarda üreme olayının ya da ilkokuma yazma etkinliğinin video olarak gösterilmesi, okul şarkılarının kaset aracılığı ile öğretilmesi, çok verimli sonuçlar verebilir.

68. Bilgisayar, eğitim sistemimizde ait olduğu yere oturtulmalıdır. Bu aletin hangi yaşta, hangi etkinlikler için kullanılacağı sorunu çözülmeli, bunlarla ilgili gerekli ve yeterli programlar hazırlanmalıdır. Bilgisayarın, eğitimin tüm sorunlarını çözecek bir sihirli değnek olmadığı, yerli yerinde kullanılmazsa zararlı bile olabileceği unutulmamalıdır. Çocukların interneti küçük yaşta yanlış kullanmalarının, onları gerçek dünyalarından alıp sanal bir dünyaya götürdüğü, onların ahlaksal gelişimlerini sarstığı unutulmamalıdır.

69. 1950’lerden sonra Bakanlıkça kurulup sonradan yozlaştırılan Basılı Eğitim Malzemeleri Bürosu, Ders Aletleri Yapım Merkezi, Film-Radyo Televizyonla Eğitim Merkezi vb. birimler yeniden canlandırılmalı, yerli öğretim araçları üretimi geliştirilmelidir. Endüstriyel eğitim yapan eğitim kurumlarımız bu konuda katkılar sunmalıdır. Kuşkusuz sorun sadece bu araçların yapımı ile çözülmeyecektir. Verim alabilmek için öğretmenlere bu araçların kullanımı öğretilmelidir. Unutulmamalıdır ki hiçbir araç ve teknoloji öğretmen olmadan işe yaramaz.

Öğrenci Kitapları

70. Bugün MEB’in ders kitabı üretme ve ürettirme yaklaşımı son derece sakattır. Öncelikle yönetsel yönden sakattır. Talim ve Terbiye Kurulu, hem kural (yönetmelik, yönerge) koyan, hem bu kurallara göre kitap inceleyen, uygulayamadığı kuralları sık sık değiştiren bir organ haline gelmiştir. Oysa bu kurulun ödevi, günlük işlerle uğraşmak değildir. Bakanlığın Yayımlar Dairesi gibi bir birimi vardır. O halde Talim ve Terbiye Kurulu’nun kitaplarla ilgili standart ve kurallar koymakla (yasama ile) ödevli olması, Yayımlar Dairesi’nin de buna göre kitap inceletmesi gerekir.

71. İçerik ve düzenleme yönünden ders kitabı kalitesinde çok önemli yetersizlikler görülmektedir. Bunun temel nedeni, MEB’in yanlış tutumudur. Ders kitabı üretiminde yeni bir yaklaşıma gereksinme vardır. Buna göre MEB kendisi kitap üretebilir ya da kişi ve kurumlardan bunu isteyebilir. Gerekirse dersin özelliğine göre çeviri ve derleme kitaplar da hazırlatılabilir.

72. Ders kitapları, yarışma ya da serbest katılım yöntemleriyle hazırlatılabilir. Önemli olan nokta, yetenekli ve deneyimli yazarların engellenmemesi, tam tersine özendirilmesidir. Bakanlığa verilen kitapları inceleyenlerin en az incelediği kitabın yazarı kadar yeterli olması gerekir. Ömründe hiç yazı yazmamış birine, tanınmış bir yazarın kitabını inceletmek hem ciddiyetten uzak hem onur kırıcı, hem de etik değildir.

73. Öğrenciler için ders kitabından başka nitelikli kaynak kitaplar, sözlükler, ansiklopediler ve serbest okuma kitapları da hazırlanmalı, hazırlatılmalıdır. Bunlar da yazdırma ve yazılanlardan seçme yoluyla elde edilebilir. Öğrenciye verilen kitap ve başvuru kaynakları öğretmene de verilmelidir.

74. İlk ve ortaöğretimde ders kitaplarının ücretsiz verilmesi olumlu bir gelişmedir. Ancak, bu uygulama kitap israfına yol açmamalı, kitapların birkaç yıl kullanılması yoluna gidilmelidir. Bir de aynı sınıftaki öğrencilere aynı ders için değişik yazarların kitapları verilmemelidir. Kitaplar fazla oylumlu ve ağır olmamalı, hafif ve kaliteli kâğıttan üretilmelidir.

75. MEB, öğrenci kitapları konusunda belirli zamanlarda, ilgili uzmanları, yazarları ve kuruluşları çağırarak, öğrenci kitabı kurultayları düzenlemeli, sergiler açmalı, böylece öğrenci kitabı konusundaki yurtiçi ve yurtdışındaki gelişmeleri yazar ve yayımcılara tanıtmalıdır.

Eğitim Mekânları ve Okul Yapıları

76. Plansızlık ve kötü kentleşme yüzünden bugün kentlerdeki okullarımız çok dar mekânlara sıkıştırılmıştır. Öte yandan kentlere plansız nüfus akışı okulların ve dersliklerin öğrenci mevcutlarını yönetilemeyecek kadar artırmıştır. “Taşımalı eğitim” adı verilen yaklaşım, öğrenci mevcudu birkaç öğretmen gerektiren köylerde bile okulların kapatılmasına neden olmuştur. Sonuçta, öğretmenin kente çekilmesinin köylerde bıraktığı boşluk imamlarla, çoğu kez de tarikat elemanlarıyla doldurulmaktadır.

77. Kentler için önerimiz, eski okulları öğrenci mevcutlarını azaltarak yerinde bırakıp yeni okulları kent dışında geniş arsalara yapmak; zamanla kent içindeki okul binalarını, okulöncesi eğitim ve temeleğitim (ilköğretim)in ilk sınıflarıyla halk eğitimine bırakmaktır. Okul büyüklükleri önce 1000, giderek 500, hatta 300 öğrenciye göre ayarlanmalı, planlı biçimde bu hedefler tutturulmalıdır. Bu durumda kent dışına giden öğrencilere ücretsiz taşıma hizmeti vermek de belediyelerin görevi olmalıdır.

78. Köyler tümden boşalmadan köy okulları kapatılmamalı, yeterli öğrenci bulunan yerlerde kapatılanlar yeniden açılmalıdır. Öğrenci bulunmasa bile köyde öğretmene yetişkin eğitimi açısından gereksinme olacaktır. Küçük çocuklar uzak mesafelere, bilmedikleri kent ortamına taşınmamalıdır. Okul öncesinde ve temeleğitimin ilk sınıflarında öğrenciler, evlerinin olabildiğince yakınında eğitim görmeli, gerekirse öğrenci yerine öğretmen taşınmalıdır.

79. Okul mekânları dinlenme, eğlenme, spor, üretim yapma ve el becerileri geliştirme, ağaçlandırma ve güzelleştirme gibi etkinliklere yetecek kadar geniş olmalıdır (1940’larda açılan köy enstitülerinin arazileri 1000-7000 dönüm arasında idi). Bu yerler sağlık, trafik, ulaşım koşulları yönünden elverişli olmalı, çevrede sağlığa ve eğitime zarar verecek tesis ve etkinlikler bulunmamalıdır.

80. Okulların iç mekânı sadece dershanelerden ibaret olmamalıdır. Buralar beslenmeye, kültürel, sanatsal, deneysel etkinliklere elverişli olmalı, çok amaçlı kullanıma elverişli hale getirilebilmelidir. Büyük sınıflar için klasik dershane yerine değişik ders ve etkinliklerin yapılacağı bölümler bulunmalıdır. Örneğin laboratuvar, coğrafya odası, müzik odası, atölye gibi. Bu okullarda “öğrenci dershanesi” yerine “öğretmen dershanesi” oluşturulmalı, öğretmen sabit, öğrenci hareketli olmalı; ders ve etkinlikler gerekli araç, gereç, alet ve kitaplarla donatılmış bu yerlerde yapılmalıdır.

81. Üniversite ve ilgili meslek kuruluşlarının katılımı ile bir “okul mimarisi albümü” hazırlanmalı, iklim koşulları ve gereksinmelere uygun okul tipleri geliştirilmelidir. Yeni yapılacak okul binaları, zemin hariç iki kattan fazla yüksek olmamalı; sağlıklılık, kullanışlılık ve estetik birlikte düşünülmelidir. Yapılar, çocukların eşyalarını güvenle bırakabilecekleri, beslenme eğitimi alabilecekleri bölümleri kapsamalı, küçüklerin tuvalet ve temizlik yerleri dershanelerin bitişiğinde bulunmalıdır.

82. Okullara ad vermede, devrim liderleri, görev şehitleri, değerli eğitimciler ve üstün başarılı öğretmenlerin adlarına öncelik verilmelidir. Önemli bir hizmet vermemiş, adı anımsanmayan ya da durumu tartışma konusu olan kişilerin adları okullara verilmemeli, verilmişse kaldırılmalıdır. Dürüst kazancıyla bir okulun bütününü yaptıran kuruluş, kişi ve ailelerin adları kuşkusuz okullara verilebilir.

Öğretmenlik Mesleği

83. Cumhuriyet’in ilk yıllarında öğretmenlerin özverilerine karşılık toplumda ve devlet katında elde ettikleri saygınlık, 1950’den sonra aşınmaya başlamıştır. 1970’lerde öğretmenler gerici kesimlerin hedefi olmuş, kıyılmış ve cahil halkın gözünden düşürülmüştür. Böylece, öğretmenlerin içinden çıktıkları yoksul halk kesimi ile sınıf dayanışmasına da önemli ölçüde zarar verilmiştir. Bu olumsuz gelişmelere koşut olarak öğretmenlerin zaten az olan aylık ve ücretleri de durmadan erimiştir.

84. Önerimiz, öncelikle öğretmenlerin hakça aylık ve ücrete kavuşturulması ve mesleğin ekonomik yönden çekici hale getirilmesidir. Öğretmenler en azından aynı düzeyde öğrenim görüp aynı derecede stratejik sorumluluk üstlenen, aynı görev zorluklarını çeken diğer kamu görevlileri kadar aylık ve ücret almalı, onların yararlandığı avantajlardan (lojman, çocuk bakımı, servis, yemek vb.) yararlandırılmalıdır.

85. Öğretmenlerin başarılarını olumlu yönde etkileyecek ilk koşul iyi yetişmeleridir. İyi yetişmiş, başarılı bir öğretmen, öğrenci ve velileriyle iyi ilişki kurabilir, bu yolla kendi hak arayışında da geniş kamuoyu desteği bulabilir. İyi öğretmen, iyi adaylar arasından çıkar, iyi kurumlarda ve iyi öğretim elemanlarının elinde yetişir. Cumhuriyet’in ilk iyi öğretmenleri böyle yetiştirilebildi. Bunun gerisinde, yoksul yeteneklilerin ince elekten geçirilerek seçilmesi, nitelikli eğitimci kadrolar eliyle iyi ortamlarda yatılı olarak eğitilmesi yatmaktadır.

86. Bugün yapılacak iş, ülkemizin geçmiş öğretmen yetiştirme deneyimi ile çağdaş özerk üniversitenin olanaklarını buluşturarak üniversitede iyi öğretmen yetiştirme modelleri yaratmaktır. Bunun için ilk adım, üç büyük ilde birer “Eğitim Üniversitesi” kurmaktır. Bu üniversiteler, yakınlarındaki eğitim fakültelerini burada toplayarak yeni birimler oluşturmalıdır. Teknoloji ve ekonomi üniversitelerinin, enstitülerinin kurulabildiği ülkemizde, çok değişik branşlarda öğretmen yetiştiren bölüm ve dallardan oluşan Eğitim Üniversitesi de kurulabilir. Böylece öğretmen yetiştiren fakülteler, mevcut üniversitelerin gecekondusu olmaktan kurtulup kendi içinden çıkardığı rektörleri, dekanları, müdürleri ile kendi öz varlıklarını ortaya koyabilirler.

87. Eğitim üniversiteleri kurulduktan sonra, bugün sayıları 100’ü aşan eğitim fakültelerinin bir kısmı kapatılıp bir kısmı da kendi mekânlarında bırakılarak eğitim üniversitelerine bağlı, okulöncesi eğitim ve sınıf öğretmeni yetiştiren fakültelere dönüştürülebilir. Özellikle altyapıları henüz tümden dağılmamış eski köy enstitüsü mekânlarında açılacak “Temeleğitim [Sınıf Öğretmenliği] Fakülteleri” modeli rahat geliştirilebilir. 

88. Örneğin, Ankara’da kurulacak Gazi Eğitim Üniversitesi şu fakülte ve birimlerden oluşabilir: 1) Eğitim Bilimleri Fakültesi (Enstitüsü), 2) Hasanoğlan Temeleğitim (Sınıf Öğretmenliği) Fakültesi, 3) Güzel Sanatlar Eğitimi Fakültesi, 4) Teknikeğitim Fakültesi, 5) Mesleki Eğitim Fakültesi, 6) Sağlık Eğitimi Fakültesi, 7) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu. Bu yapıya Fen ve Edebiyat Fakültesi konmayabilir; bu gereksinme, mevcut Fen ve Edebiyat Fakülteleri öğrencilerine, eğitim üniversitelerinde formasyon kazandırarak giderilebilir (Eski Yüksek Öğretmen Okullarında olduğu gibi).

89. Öğretmen yetiştirmede en önemli sorunlardan biri, yetenekli ve motivasyonu yüksek aday (öğrenci) bulmaktır. Bunun bir yolu, yatılı ilköğretim bölge okullarının bazılarına lise ekleyip onlardan yararlanma olabilir. Bunun yanında genel liselere uygulanacak burs ve yurt olanakları gibi uygulamalar da yoksul, yetenekli iyi aday bulmada çok işe yarayabilir.

90. Eğitim üniversiteleri sayesinde eğitim yöneticisi, uzman ve müfettiş yetiştirme sorunu da kolayca çözülebilecektir. Bu üniversiteler, MEB’le işbirliği yaparak öğretmen ve diğer eğitim personelinin hizmetiçi eğitim sorununu çözmede de çok yararlı olacaktır. Öğretmenlerin terfi ve meslekte ilerlemelerinde, gördükleri lisansüstü eğitim ve hizmetiçi eğitim belgeleri etkili olmalıdır. Bu belgeler ücret artışını da etkilemelidir. Öğretmenlerin yaz tatilleri, ek öğrenim görmeleri için önemli bir avantajdır.

91. Öğretmenlerin önemli sorunlarından biri de yönetsel kaynaklıdır. Onların başarısında, yetkin yöneticilerce yönetilme çok etkilidir. Öte yandan, öğretmenin öğretim güvenliğini tehdit eden, huzurunu kaçıran olumsuz yönetsel etkilerin de son bulması gerekir.

92. Öğretmen sendikaları hem öğretmenlerin gelişip saygınlık kazanmasında hem de haklarının kazanılmasında çok etkili olabilirler. Ancak, sendikaların amaç ve hedeflerini iyi belirlemeleri, programlarını iyi yapmaları ve muhataplarıyla pozitif ilişki kurmaları, işverenden (MEB’den) bağımsız çalışmaları gerekir. Özellikle sendikalı öğretmenlerin öğrencilerini iyi yetiştirmeleri, kendi başarıları açısından da şarttır.

93. Tüm öğretmen sorunlarının çözümünde, tartışılan Öğretmen Meslek Yasası’nın, tarafların katılımıyla çıkarılması çok yararlı olabilir.

Eğitime Kaynak Yaratma

94. Türkiye’de eğitimin en önemli parasal kaynağı hiç kuşkusuz devlet bütçesidir. Buna fon yasalarının sağladığı olanaklar ve yaşı uygun öğrencilerin emek gücü katkısı da eklenebilir. Örneğin, mesleki eğitim veren orta ve yüksek dereceli okullar, “üretici eğitimi” anlayışıyla meslek uygulamalarını çevrelerindeki okulların donatımı, bakım ve onarımıyla gerçekleştirebilir. Karşılığında bu öğrencilere ücret ve sigorta olanağı sağlanabilir.

95. Eğitim için önemli kaynaklardan biri de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’dir. Bu kuruluşta hem öğrenim görmemiş ya da öğrenimi yarım kalmış on binlerce genç hem de her dalda öğretim elemanı ve usta öğretici bulunmaktadır. Ayrıca bu kuruluşun mesleki ve pratik eğitim için uygulama yapacak birçok olanağı ve ortamı bulunmaktadır. Bunlar karşılıksız, hazır kaynak demektir. TSK’nın olanakları açıköğretimle birleştirilince oldukça büyük bir eğitim potansiyeli ortaya çıkacaktır. Ayrıca silah altındaki 700 bin genç, eğitim kurumları yapım ve donatımında çalıştırılabilecek büyük bir işgücüdür. Köy enstitülerini kuran çocukların yerine bugün bu iş gücü rahatlıkla devreye sokulabilir.

96. Bunların yanında savurganlığın önlenmesi de kaynak açısından önemlidir. Ülkemizde hâlâ boş duran derslikler, verimsiz kullanılan binalar, heba olan insan emeği, gereksiz reklam ve baskı giderleri bulunmaktadır. Devleti yönetenlerin ölçüsüz harcamaları da azaltılabilir. İyi bir planlama ve tasarrufla bu yoldan da önemli bir kaynak sağlanacaktır.

Sonuç Olarak…

97. Hem eğitim sorunlarının hem diğer toplumsal sorunların köklü çözümü kuşkusuz sorumlu, sosyal devlet anlayışını özümsemiş bir iktidar ister. Ancak, hazırlıksız alınan iktidar da fazla verimli olamıyor. İktidar adayı partinin, çalıştıracağı uzmanlarla önceden gerekli çalışmaları yapması, hazırlıklarını kamuoyuna sunması, geri bildirimleri zamanında alması gerekir. 

98. Çağdaş bir eğitim ortamının yaratılmasında politikacı ve yöneticiler kadar öğretmenlere, onların örgütlerine ve diğer resmi ve sivil eğitim kuruluşlarına da çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Onların da önlerine somut hedefler koymaları, planlı ve programlı çalışmaları, programlarını işveren hükümete, kamuoyuna ve siyasal partilere iletmeleri beklenir. Ancak, bu kuruluşların kendilerini siyasal partilerin yerine koymamaları, bir siyasetin ya da iktidarın kuyruğuna takılmamaları koşuluyla.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir