Siyasal Paradigmalar
Burak Yıldırım NATO zirvelerinde kısık sesle dillendirilen ancak Macron’un ‘’beyin ölümü’’ ifadesiyle kamuoyuna açılan siyasi ortaklık sorunu Batı’nın önündeki en temel sorun haline gelmiş bulunuyor. Avrupa Müşterek Ordusu – AUKUS tezlerinin NATO’ya yansıması: Türkiye yeni bir tercihin arifesinde

Burak Yıldırım

 

Yunanistan başbakanı Miçotakis, Fransa ziyareti esnasında verdiği röportajda, Avrupa’nın stratejik özerkliğini sağlamanın kaçınılmaz olduğunu ve bunun ilk hattının Fransa-Yunanistan iş birliği ile kurulacağını ifade etti.

Oldukça dikkat çekici ve önemli olan bu ifade birkaç yıldır devam eden ‘’müttefiklik’’ bunalımının çıktılarından biri olarak değerlendirilebilir. Ancak yaşanan bu gelişmelerin derinlerinde çok daha büyük bir değişim sancısı bulunuyor.

I.

NATO zirvelerinde kısık sesle dillendirilen ancak Macron’un ‘’beyin ölümü’’ ifadesiyle kamuoyuna açılan siyasi ortaklık sorunu Batı’nın önündeki en temel sorun haline gelmiş bulunuyor. Gerek NATO gerek Avrupa Birliği ortak bir siyasi gelecek ve ortak hedefler belirleme başlıklarında ciddi ayrılıklar yaşıyorlar. Ortak bir gelecek projeksiyonunun eksikliği askeri ve ekonomik ittifakları da daha sorgulanabilir hale getiriyor. Bu açıdan Macron’un öne çıkartılan radikal çıkışı aslında ortak bir kaygının yüksek sesle dile getirilmesi olarak okunmalıdır.

Yunanistan’ın askeri harcamalarını hayli yükselten ordusundaki modernizasyon seferberliği bir dizi gelişmeden sonra ciddi hız kazandı. Bunun başlıca kaynağı Türkiye’nin askeri aksiyonları ve bu aksiyonlara karşı verilen NATO içi reflekslerdir. Yayılmacı Türkiye histerisinin, Yunanistan için askeri alımları daha az sorgulanabilir bir hale getirdiğini öncelikle kabul etmek gerekiyor. Bu noktada akla gelmesi gereken şey Türkiye’nin yerlileşme projelerine bir eleştiri olmadığıdır. Yunanistan ile yaşanan ve yaşanabilecek krizlerle ilgili çözüm süreçleri ile ilgili daha derin analizlere ihtiyaç vardır. Karşılıklı olarak rasyonel okumalara ihtiyaç vardır.

NATO 2030: Yeni bir Çağ için Birliktelik

NATO 2030: Yeni bir Çağ için Birliktelik projeksiyonu yukarıda bahsettiğimiz temel anlaşmazlık başlıklarına çözüm arayan bir metin. Metin aralarında üye ülkelerin ulusal çıkarlarıyla ilgili ayrılıklarda birbirlerini dışlayıcı tutumlar almamaları için önceden bilgilendirme ve uzlaşı arama çağrısı şeklinde açıklayabileceğimiz bir gönüllü taahhüt ilkesi de bulunuyor. ABD bakış açısıyla hazırlanan bu metin ilan edildikten çok kısa sonra küresel olarak ses getiren bir teste tabii tutuldu: AUKUS.

Küresel bir güç bloğu olarak NATO, doğası gereği ortada varlığını ölçebileceği bir karşılık aramaktadır. Bu arayış süreklilik gerektiren bir çabadır. Küresel dönüşümde kendilerini yeniden konumlandıran Rusya ve Çin bu konumlandırma arayışına karşılık vermeyi seçmiştir. Asya’dan ve Güney’den tehdit beklemeyen NATO, 50 yıl boyunca denklemi sabit tutmuştur:

  • NATO için Avrupa’nın barışı ve güvenliği, liberal pazarın korunması öncelikli görevlerdir.
  • Bu denklemde ittifakı savunma görevi ABD’ye aittir.
  • İttifak üyesi ülkelerin toplam askeri harcamalarının %65’i tek başına ABD’ye aittir.
  • Üsleri ve askeri endüstrisiyle ABD ve ittifak üyesi ülkeler arasındaki müşteri-dağıtıcı ilişkisi bulunmaktadır.
  • Bu ilişki ABD’ye karar verici mekanizmalarda da son sözü söyleme hakkı tanımaktadır.

NATO liberalizm-sosyalizm savaşından galip çıkmıştı ve tüm dünya küresel ekonomik sisteme entegre oluyordu. Bu barış ortamında Avrupa ülkeleri de eski düşmanlarıyla ticari ilişkiler kurmayı ve bağımsız taahhütler sunmayı tercih ettiler. Avrupa – Rusya – Çin arasında uzun vadeli ve güçlü ticari ortaklıklar kuruldu. Ortak hareket etme alışkanlığı zayıflarken ulusal çıkarlara dayalı karar alma mekanizmaları daha da güçlendi. En nihayetinde tüm tanımlamalardan bağımsız olarak ortaya çıkan ekonomik ve askeri tablo ABD için makul olmanın ötesine geçti. Konunun tüm tarafları için kendilerinin haklı oldukları açıklamaları var, ancak bu başka ve daha uzun bir değerlendirmenin konusu olabilir.

AUKUS

AU-Avustralya, UK-Birleşik Krallık, US-ABD kısaltmalarından oluşan AUKUS, çok kısa sürede yaygın kullanılan bir terim haline gelmiştir. Ekonomik ve politik çıkarları gereği yönünü ve odağını Hint-Pasifik bölgesine çeviren ABD bölgedeki müttefiklerine daha ciddi destekler vermeyi planlamaktadır. Özellikle müttefik donanmalarının hem müşterek hem de bağımsız operatif kabiliyetler kazanmasını isteyen ABD beklenenin ötesinde bir pakt oluşturmuştur. ABD, bir müttefiğine nükleer denizaltı kabiliyeti kazandıracak kadar el yükseltmiştir.

Nükleer denizaltıların sağlayacakları alan kapatma imkanları oyun değiştirici yeteneklerdir. Dünya deniz ticaretinin 1/3’ünün geçtiği ve son 10 yılda dünyadaki silahlanmanın en yoğun olduğu bölge olan Güney Çin Denizi oldukça büyük bir bölgedir. Bu bölgede Çin’in hızla büyüyen donanmasının karşısına bölge ülkelerinin çıkabilmesi için ciddi desteğe ihtiyaç duydukları bilinen bir gerçektir.

ABD müttefiklerine sadece silahlanmayla ilgili değil, yapay zekâ ve ‘’çığır açan teknolojiler’’ başlıklarında da destek sağlamayı planlamaktadır. Çığır açan teknolojiler terimi NATO 2030 belgesinde de önemli bir yere sahiptir. Siber güvenlik ve istihbarat alanlarında artan Çin ve Rus faaliyetleriyle ilgili derin bir endişe bulunmaktadır. Teknoloji hırsızlığı, ticari sırların ifşası, patent ihlalleri oldukça büyük ekonomik kayıplara sebep olmaktadır.

ABD’yi bu denli büyük bir hamle yapmaya iten şey ise Çin’in giderek artan askeri agresyonlarıdır. Tayvan’a saldırmak için sabırsızca gün sayan ve bölgedeki ülkeleri ekonomik gücüyle nüfuzu altına almaya çalışan Çin artık askeri emellerini saklama ihtiyacı duymamaktadır. Çin, Güney Çin Denizi’nde yapay adalar ve üstlerine de askeri üsler inşa etmektedir. Bu yapay adalarla da daha geniş MEB talebinde bulunmaktadır. Bölgedeki tahmini enerji kaynaklarının ekonomik karşılığı 5 Trilyon USD olarak tahmin edilmektedir.

Hindistan, Japonya, Güney Kore, Filipinler gibi ülkelerin Çin ile ABD’den bağımsız husumetleri bulunmaktadır. Çin bu ülkeleri sınır güvenliği başta olmak üzere her açıdan tehdit etmektedir. Bu tür ülkelerin silahlanması önlenemeyecek ve yıkımı çok büyük olacak bir savaşa sebep olabilecektir.

AUKUS ile ilgili en çok sorulan soru ise Kanada ve Yeni Zellanda’nın neden dahil olmadıklarıdır. Bu iki ülke de Five Eyes olarak bilinen yapının parçalarıdır. Yeni Zellanda’nın mevcut hükümeti nükleer silahların, nükleer reaktör ile güç sağlanan deniz platformlarının kıyılarına gelmesine bile karşı çıkmaktadır. Bu keskin fikir ayrılığı Yeni Zellanda’yı dışarıda bırakmaktadır. Kanada için ise başka bir bölgede oldukça önemli bir iş bölümü söz konusudur. Kuzey Kutbu iklim değişikliği nedeniyle buzullarını kaybetmektedir. Bu bölgede yeni ticaret yolları ve petrol-gaz yatakları keşfedilmektedir. Rusya bu nedenle kuzey kutup dairesinde 2 yeni donanma üssü kurmuştur. Kuzey Kutbu için görülebilir gelecekte çok ciddi bir güç mücadelesi söz konusu olacaktır. Rusya en fazla kıyıya sahip olması itibariyle bölgeden alabileceği en büyük payı almayı hedeflemektedir. Bunun için silah kullanmaktan çekinmeyeceğini özellikle İskandinav ülkelerine sıklıkla göstermektedir. Öte yandan ABD ise Grönland’ı Danimarka’dan satın almak istemektedir. Görülebilir gelecekteki potansiyel çatışma hali için hem ABD hem de Britanya çok etkili ve son teknoloji silahları Kanada’ya tedarik etmektedir. Hatta bazı deniz platformlarını kendi donanmalarından daha çok Kanada donanması için üretmektedirler.

Revizyonlar & Reformlar

Trump’ın başkanlığı döneminde ABD, NATO üyesi ülkelerden savunma harcamalarını arttırma talebinde bulundu. Bu talep çok ciddi paradigma değişikliklerinin zeminini üretti. Avrupalılar ‘’haklı olarak’’ askeri harcamaları kendi ceplerinden yapacaklarsa ABD’nin her şeye karar veremeyeceğini kibarca hatırlattılar. ABD de kendi savunma şemsiyesi altında olan Avrupa’ya karşı el yükseltmekten çekinmedi; Avrupa’nın yeni küresel çatışmalara karşı tarafsız kalamayacağını hatırlattı. İşte bu hatırlatmanın somut çıktısı ise AUKUS olarak küresel jargona girmiş oldu.

Avustralya – Fransa askeri iş birliği anlaşmasını by-pass eden bu adım Fransa’ya büyükelçisini geri çağırttıracak kadar büyük bir tepkiye sebep oldu. Bu anlaşmanın Avustralya’ya maliyeti ilk adımda 60 milyar USD idi. Uzun vadede 90 milyar USD boyutuna ulaşması beklenen bu anlaşma Fransa’nın modernizasyon programı için de ciddi bir kaynak sağlayacaktı. Fransa 2030’da nükleer uçak gemisi dahil, tamamen yenilenmiş donanması için ihtiyaç duyduğu kaynağı bu anlaşmayla sağlamayı planlamaktaydı. Fransa bir anda bütün gelecek planlarını sil baştan yapmak zorunda kalmıştır.

AUKUS bileşenleri konuyla ilgili Fransa’ya geçen temmuz bilgi notu iletildiğini belirtmektedir. Avustralya ise Fransa ile arasındaki anlaşmaya rağmen yaklaşık 4 yıldır Fransa’nın taahhütlerine uymadığını ifade etmiştir. Fransa, NATO 2030 metninde verilen taahhüde rağmen kendisine hiçbir bilgi verilmediğini savunmaktadır.

Bu gelişmelerden sonra dünyanın her yerinde analistler olaylar ve olgular içerisinde yeni gelecek projeksiyonu tahminlerini yapmaya başladılar:

  • NATO’nun bölünebileceği
  • ABD’nin Anglosakson dünya ile ayrı bir entegrasyon sürecine gireceği
  • Avrupa Birliği’nin kendi ordusunu kuracağı
  • ABD’nin Hint-Pasifik cephesine daha çok odaklanacağını
  • Kuzey Afrika ve Akdeniz havzasında Fransa’ya nüfuz ve görev alanı tanınacağı

Kesin bir değerlendirme yapmak için eldeki veriler az ve cevaplanmamış soru sayısı çok fazla. Bu durumda Türkiye’nin karar vericilerinin Türk dış politikası ile ilgili olarak oldukça hızlı biçimde hazırlık yapması gerekmektedir. Muhtemel bir paradigma değişikliği, her önerme ihtimali için ayrı olarak hem tehlikeler hem de fırsatlar doğurmaktadır.

II.

Yunanistan, askeri modernleşme projesi için yapacağı harcamaları optimize etme adına hukuki bağlayıcılığı olmayan ancak Fransa’nın liderlik ettiği stratejik özerklik söylemine destek veriyor olabilir. Yunanistan’ın dün itibariyle resmen alım duyurusunu yaptığı Belharra sınıfı firkateynler son derece kabiliyetli platformlardır. Fransa bu platformun etkin kullanımı için mümkün olan tüm alt sistemleri de Yunanistan’a sağlayacağını beyan etmiştir. Yine bu firkateynde konuşlanacak olan ASTER 30 hava savunma füzeleri caydırıcı mühimmatlardır. Bu mühimmatlar Türkiye’nin elindeki tüm balistik füzelere karşı da etkilidir. Bu tür kabiliyetler kazanmak isteyen Yunanistan’ın stratejik özerklik söylemine destek olması anlaşılabilir bir manevradır.

Fransa – Yunanistan Paktı

Paktın deklarasyonuyla ilgili verilen bilgilerin odağında Türkiye olduğu aşikardır. Türkiye ile ilgili en önemli kısımlar:

  • Anlaşmanın münhasır ekonomik bölgelerle ilgili bir bağlayıcılığı yok.
  • Anlaşma Yunan karasularını 12 mil olarak da tanımıyor.
  • Anlaşma Yunanistan’a da agresif bir harekete kalkışması durumunda güvence vermiyor.

İki ülkenin yetkilileri Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının ve MEB’lerin belirlenmesi için Türkiye’yi müzakere masasına oturtmayı amaçladıklarını ifade etmektedirler. Elbette Türkiye’nin müzakerelerde elinin zayıf olmasını amaçlayacaklardır. Ancak EastMed’in hayata geçebilmesi için Türkiye’nin bu anlaşmaya dahil edilmesi teknik bir zorunluluktur. Bu uzunlukta olan ve denizin altından geçen boru hattının inşa maliyeti oldukça yüksektir. Bu sebeple çıkarılan kaynakların Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması en maliyet etkin çözümdür.

Her iki ülke de NATO üyesi ancak NATO’dan bağımsız olarak karşılıklı bir taahhütte bulunmanın da gerekçeleri bulunmaktadır. NATO’nun aksiyon alacağı tüm kararlarda oybirliği şartı vardır. İttifak içindeki ülkelerin arasındaki anlaşmazlıklar hatta husumetler karar alma mekanizmalarını durdurabilmektedir. Bu pakt ile Fransa, ‘’Türkiye eğer Yunanistan üzerinde bir agresyona girişirse, NATO’dan bağımsız olarak Yunanistan’a askeri destek vereceğimi taahhüt ediyorum’’ demektedir.

Fransa bu pakt öncesinde de pro – Yunan bir ajandaya sahipti. Zaten Türkiye ve Yunanistan arasındaki tüm anlaşmazlıklarda Yunan tezlerini destekliyordu. Güney Kıbrıs’a gönderdiği donanma unsurlarıyla da Türkiye’ye mesaj vermekten çekinmiyordu. Yani imzalanan pakt ile aslında değişen ve gelişen yeni bir şey olmadığını söylemek mümkündür. Bu pakt olası bir çatışmaya müdahil olmaya hukuki gerekçe sağlamaktan başka bir fonksiyona sahip değildir. Asıl gaye ise Türkiye’yi kendi tezlerinden makul olmayacak ölçüde taviz vermeye zorlayıp müzakere masasına oturtmaktır.

Bu askeri alım ve yeni bir stratejik özerklik girişiminin diğer tarafında ise Almanya-Hollanda ikilisi bulunmaktadır. Bu ülkeler de Yunan donanmasına tedarik edilecek yeni platformlar için teklif vermişlerdir. Diğer yandan gerek daha önceden alınan Rafale uçakları, İsrail-Elbit Systems ile imzalanan anlaşma, Fransa’dan alınması kesinleşen firkateynler ve muhtemelen yine Fransa’dan alınacak korvetlerin toplamı büyük bir fatura etmektedir. Yunan iç siyasetinde de bunun ciddi yansımaları olacaktır. Çok ciddi bir ekonomik krizden görece çıkan Yunanistan, bu askeri alımların yarattığı ekonomik zorluklarla muhtemelen tekrar karşılaşacaktır. Önceki ekonomik krizden çıkması için gereken kaynağı yaratan Almanya ve Hollanda ise ortaya çıkan sonuçtan memnun değildir.

Almanya ve Hollanda, uzun vadeli olarak savunma doktrinlerini NATO ekseninde planlamış ülkelerdir. Üstelik Fransa kadar silahlanmalarını engelleyecek birçok sebep bulunmaktadır. Fransa’nın bu tür bir ‘’maceraya’’ girmesi için gereken finansmanı sağlamaya gönüllü değillerdir. Yunanistan’ın bu tür silahlanma yarışına girmesiyle ilgili olarak da hoşgörü sahibi olamayacakları barizdir. Türkiye’de yaşanacak iktidar değişikliği sonrasında bu iki ülkenin pro-Türkiye tutum takınması olasıdır.

Avrupa Müşterek Ordusu fikri gerçekçi mi?

Somut gerçeklikte ne Yunanistan’ın ne de Fransa’nın NATO’dan ayrılma gibi somut bir seçeneği bulunmamaktadır. Böyle bir niyetten söz etmek için bile ciddi bir hazırlık ve çok fazla zaman-bütçe gerekecektir. Fransa, bu projenin tek başına kreditörü olamayacaktır. Çünkü Fransa ekonomik gücünün kaynağını Almanya ile paylaşmaktadır. Denkleme Almanya gibi bir faktörün eklenmesi daha karmaşık sonuçlar doğurmaktadır. Kurmaylığını Fransa-Almanya ikilisinin yaptığı ve NATO’ya alternatif bir orduya katılım için kimsenin kaçınılmaz gerekçeleri bulunmamaktadır. Bu gerekçeyi oluşturmak için tek yol Avrupa Birliği’ni daha katı bir siyasi birlik haline getirmektir. AB, ancak bu koşullar altında ABD ve Çin-Rusya kutuplarına karşılık bağımsız ve kendi çıkarlarını önceleyen bir politika izleyebilir.

Diğer yandan Yunanistan’ın NATO’dan farklı bir askeri ittifak tercihi yapması yönünde politik bir ajandası yoktur. Türkiye’nin NATO’da kalacağı bu denklemde çatışmasızlık süreci devam etse bile çözülemeyen sorunların sayısında artış olacağı barizdir. Yunanistan’ın dile getirdiği Fransa ile özel ittifak projesi İtalya ve İspanya için göz ardı edilebilecek bir fikir değildir. Üçüncü ülkelerden destek görmesi zordur. Yunan dışişlerinden çok muhtemel olarak Miçotakis’in yaptığı açıklamayla ilgili bir revizyon ve NATO’ya bağlılık mesajı gelecektir. En nihayetinde Fransa’nın NATO’ya meydan okuması AUKUS hadisesi nedeniyle ‘’hoşgörü’’ sınırları içinde değerlendirilecektir. Ancak Yunanistan’ın benzer bir aksiyonu en iyi ihtimalle not edilecektir ve ABD tarafından cezasız da bırakılmayacaktır.

Yol Ayrımında Türkiye

Türkiye’nin Batı’daki konumu 500 yıllık diplomasi tarihinde ilk defa bu kadar ciddi olarak sorgulanmaktadır. Türkiye’yi tamamen Avrupa’ya ait görmeyenler her dönem belli bir ağırlığa sahip olmuştur. Ancak bu denli dışlayıcılık 1920’de bile söz konusu olmamıştır. Bu durumun oluşma sebeplerinden bağımsız olarak değerlendirmeler yapmak öncelikli olmalıdır. Bu yeni gerçeklikle ilgili bir çözüm üretmek ve planlama yapmak karar vericilerin karşısındaki ilk başlıktır.

Türkiye bu gerçekliği kendi lehine bir söyleme çevirme fırsatına sahiptir. NATO müttefiklerinin son dönemde sıklaşan çelişkili söylemlerine bir çözüm sunulabilir. Türkiye 20 yıllık politik yıkıma rağmen tutarlı bir söylem üreterek kendi pozisyonunu ve tezlerini daha çok destekçisi olan politikalar haline getirebilir. NATO’nun Doğu Avrupa’daki üye ülkeleri ve partnerlerinin Türkiye ile ittifak içinde ortaklaştığı başlıklar fazladır. Hatta bu tarihi söylem birlikleri sayesinde Türkiye’nin ittifak içi bir hizbe liderlik etmesi de mümkündür. İttifak içi ittifak tezi birçok dış politika açmazımızın anahtarı olabilir. Diğer yandan ittifakın Kuzey Amerika kısmına da yeni bir iş birliği ihtimali sunulabilir. Hint-Pasifik coğrafyasına odaklanan ABD’nin ideolojik zeminler üretmesine Türkiye’nin katkı verebilir.

Türkiye’nin ittifak içi etkinliği sayesinde kazanabileceği enerji, bölgesel barışın tesis edilmesi için hayati bir önem taşıyacaktır. Kronik sorunlarını bu sayede geride bırakmış bir Türkiye hem siyasi hem de ekonomik olarak büyük bir atılım yapma fırsatına sahip olacaktır. Diğer yandan Türkiye’nin bu fırsatı da kaçırmasının ağır sonuçları olacaktır. Komşularıyla ve daha ötesindeki coğrafyalarla olan çatışmaların büyümesi, izolasyon tehlikesi, uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm haklarının kaybı, ekonomik daralma ihtimalleri bugünden bile daha derin hatta kronik hale gelebilir. Türkiye sadece kendi dünyasında ‘’haklı’’ olduğu bir gelecekte yaşamak zorunda kalabilir.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir