Siyasal Paradigmalar
Prof. Dr. Onur Bilge Kula Çokluk ya da çoğulluk, farklı inanışların, etnik kökenlerin, toplumsal duyarlılıkların, çıkar ilişkilerinin, yaşam tarzlarının ve bütün bunların toplamı olan kültürlerin... Anadolu’da / Türkiye’de Çoğulculuk ve Tolerans – İbn Sina

Yazı Dizisi – 1. Bölüm

Anadolu’da/Türkiye’de Çoğulculuk ve Tolerans
İbn Sina
Prof. Dr. Onur Bilge Kula

Anadolu’da/Türkiye’de Çoğulculuk ve Tolerans

Çokluk ya da çoğulluk, farklı inanışların, etnik kökenlerin, toplumsal duyarlılıkların, çıkar ilişkilerinin, yaşam tarzlarının ve bütün bunların toplamı olan kültürlerin bir arada bulunmasıdır. Çoğulculuk ise, çokluk ya da çoğulluk kavramının, toplumsal bilince dönüşmesi ve bu bilincin ortak yaşamda etkenleşmesi demektir. Çokluk ya da çoğulluk, çoğulculuğa ortam hazırlar, çoğulculuğun ön koşullarını oluşturur; ancak kendiliğinden çoğulculuğa, bir başka deyişle, çoğulculuk bilincine dönüşmez. Çoğulculuk, çokluğu oluşturan teklerin her birinin, kendisiyle çelişse, kendisine karşıt olsa bile, diğer teklerin yaşam hakkını tanımayı, onların kendisini gerçekleştirme özgürlüğüne saygı duymayı, insanlık görevi olarak görme anlayışıdır. Bu açıdan çoğulculuk, barış kültürünün temeli olan tolerans kavramının da önkoşuludur.

Latince kökenli tolerans en genel anlamıyla, bir insanın ya da toplumun kendi dini, inancı, yaşam tarzı, görüşleri ve eylem biçimlerinden farklı olan inançları, yaşam tarzlarını, görüşleri ve davranış biçimlerini tanıma, olağan sayma, var olma ve kendini gerçekleştirme hakkını/özgürlüğünü kabul etme, barış içinde birlikte yaşama anlayışı olarak tanımlanabilir.

Bu tanımdan da görüleceği üzere, tolerans kavramının Türkçedeki karşılığı salt hoşgörü ile sınırlandırılamaz. Tolerans, hoşgörüyü içerir; ancak hoşgörünün dışında başkayı, başka türlü olanı, farklı olanı kabul etme, ona varlığını sürdürme olanağı verme, öz anlayışa uymayan şeylere de katlanma, çokluk içinde teklik anlayışını geçerli kılmadır.

Anadolu coğrafi konumunun çekiciliğinden ötürü çokluk ve çoğulluk için örnek gösterilir. Dünyanın önde gelen kültür tarihçileri, Anadolu’nun binlerce yıldan bu yana halkların, inançların, kültürlerin buluştuğu ve harmanlandığı coğrafya olduğu konusunda görüş birliği içerisindedir. Bu olgu, Anadolu’yu tarihsel olarak çok dilli, çok dinli, çok kültürlü bir ülkeye dönüştürmüştür.

Bununla birlikte, tarih, çokluğun kendiliğinden çoğulculuğa dönüşmediğini gösteren örneklerle doludur. Dünyanın her ülkesinde çoğulculuk ve toleransın içselleştirilmesi ve yaşam tarzına dönüştürülmesi uzun ve yoğun tartışma ve mücadelelerle, hatta yıkım ve kıyımlar eşliğinde gerçekleşir. Bu ilke, belli ölçülerde Anadolu ve Türkiye için de geçerlidir. Bu yazının sonunda ele aldığım Nazım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’, bu açıdan da okunabilir.

Çoğulculuk ve tolerans, aynı zamanda hümanizm ve Aydınlanmanın da temelidir. Çokluk ortamında biçimlenen Anadolu-Türk kültüründe çoğulculuk ve tolerans anlayışının gelişmesine kalıcı katkı yapan başlıca düşünürler ve bunların düşünce evreni şöyle açıklanabilir.

Mezopotamya ve Anadolu’da/Türkiye’de bu birikimi geliştiren ve kalıcılaştıran filozofların başında İbn Sina gelir. İbn Sina, Doğu’da çoğulculuk, tolerans ve Aydınlanma düşüncesini güçlendirmenin yanı sıra, Batı’nın Helen felsefe ve sanat birikimiyle buluşmasını sağlamıştır.

İbn Sina, çoğulculuk, tolerans ve Aydınlanma  

Çağına göre olağanüstü düşünsel ve bilimsel atılımlar gerçekleştiren ve böylece ‘Güneş Doğu’dan doğar; ancak Batı’yı aydınlatır’ sözünün sorgulanmasını sağlayan büyük filozof İbn Sina, 11. yüzyılın ilk yarısında Mezopotamya ve Anadolu Aydınlanmasına kalıcı katkılar yapmıştır. İbn Sina’nın çağının, hatta çağların ötesine geçen düşünceleri ve yapıtları, eleştirel aklın ve düşüncenin gelişmesini sağlamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk de bu filozofun kitaplarını okumuş ve önemli bir değer olarak değerlendirmiştir. Ayrıca, ‘Umut İlkesi’ni felsefede dizgeleştiren, yirminci yüzyılın en önde gelen filozoflarından biri olan Ernst Bloch, ‘Aristotelesçi Sol. İbn Sina’ adlı kitabıyla, İbn Sina’yı, düşüncelerini ve Doğu felsefesini dünyada güncelleştirmiştir.

İbn Sina’nın 1020 ile 1026 yılları arasında tamamladığı sanılan ‘Şifa Kitabı’[1] (Kitab el- Şifa), sağlık bilimleri ve doğa felsefesinin kaynaklarından biridir.  İbn Sina bu yapıtında Anadolu’nun batısında yaratılan Helen bilim ve sanat birikimini, Anadolu’nun doğusuna taşımış, kendi özgün düşünceleriyle harmanlamış ve böylece Batı’nın, Helen bilim ve sanat birikimiyle tanışmasına da aracılık etmiştir.

Bu büyük filozofun ‘El-İşarat ve El-Tembihat- İmgeler ve Öğütler’ (1030- 1034) kitabında yer alan “İnsan, kazanılan bilgilerden yeni bilgiler geliştirir” sözü, çoğulculuk ve toleransın gelişmesine ortam hazırlamıştır; çünkü her bilgi doğası gereği çoğuldur ve yeni bilgilerin geliştirilmesi ancak tolerans ile olanaklıdır. Yine bu kitapta yer alan “evren akıl ve mantık üzerine kuruludur” sözü, dünyasallaşma ve laikli düşüncesinin gelişmesi bakımından önemlidir.

Aydınlanma düşüncesinin gelişimi açısından İbni Sina’nın övgüyle anılması gereken bir başka yönü, sanat felsefesine yaptığı kalıcı katkılardır. Bu filozof “Müzik” ya da ‘Müzik Sanatı’ adlı kitabında, özgür bir insanın sahip olması gerektiği düşünülen “yedi özgür sanattan” söz eder. Giriş bölümünde yanlışlardan kurtulmak ve ilerlemek için “eskiyi (geçmişi) sorgulamak” gerektiğini vurgular. Bu kitapta yer alan ‘Sanatçı, doğaya ikinci bir doğa katar’ sözü, çoğulculaşma ve tolerans açısından olağanüstü önem taşır.

İbn Sina: ‘ilk öğretmen’ Aristoteles’tir

İbn Sina “oluş ve bozuluş” kavramlarını ve bu kavramların birbiriyle ilişkisini, su, toprak, güneş ve rüzgâr açısından irdeler ve böylece kendi nitelemesiyle, düşüncelerini “ilk öğretmen” Aristoteles felsefesine dayandırdığını vurgular. Bilme uğraşını nesnel dünya ile ilişkilendiren İbn Sina’ya göre, toprak, güneş ve suyun bir özü/tözü vardır ve bunlar başka bir öğeye dönüşmez Öte yandan, bunlar kendi dışındaki etkenlerle etkileşime girebilir ve böylece doğal koşulların değişmesine yol açar.

“Felsefe Sorunları” adlı yapıtında akıl ve akıl-dışılık kavramlarını irdeleyen bu filozofa göre, maddenin/özdeğin tözsel niteliğinin ayrılmayı ve birleşmeyi kabul etmesi gerekir. Bu filozof anılan kitabında diyalektik kapsamında neden-sonuç ilişkisini, devinim ve ilerleme kavramlarını da irdeler.

İbn Sina ilk roman denemesi olarak kabul edilen ‘Uyananın Oğlu Yaşayan’ (Hayy Bin Yakan) risalesinde, insanlığın gelişimi ve ilerlemesini de ele alır. Aydınlanmanın ve toleransın hem itici gücü hem de amacı olan aklın ve istencin (iradenin) özgürleşmesi sorununu gündeme getirir.

Dip Not:

[1] Anadolu/Türkiye Aydınlanması bağlamında İbn-i Sina’nın anılan yapıtlarına ilişkin ayrıntılı irdeleme için ‘Doğu’dan Batı’ya Aydınlanma’  (Tekin Yayınları, İstanbul, 2018) kitabımda bakılabilir.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir