Siyasal Paradigmalar
Av. Çağlar Çağlayan Demokrasi denilen rejimi diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden birisi hükmedenlerin, hükmetmeye aday diğerleri tarafından denetlenmesidir. Devamını Oku Türkiye’de Hükümetin Denetlenememe Sorunu

Av. Çağlar Çağlayan

Genel Olarak Hükümetin Denetlenmesi Yolları

Demokrasi denilen rejimi diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden birisi hükmedenlerin, hükmetmeye aday diğerleri tarafından denetlenmesidir. Bu denetleme sonucunda ortaya bir denge çıkar. İşte bu denge sayesinde demokrasi ayakta kalır.  Eğer demokrasiyi; seçimi kazananın yetkilerini sınırları zorlarcasına kullanacağı ve bunun hesabını sadece sandıkta vereceği şeklinde algılıyorsak, ya bu kavramı anlamamışız ya çoğunlukçuyuz ya da iflah olmaz bir popülistiz demektir[1]. Modern demokrasi, seçilen hükümetin, seçimlere gitmeden de birden fazla şekilde denetlenmesini öngörür. Hükümet siyaset kurumuyla, sivil toplum eliyle, yargıyla ve yargı dışı devlet kuruluşlarıyla doğrudan veya dolaylı olarak denetlenir ve dengelenir. Bu çerçevede hükümetin yasama ve sivil toplum eliyle denetlenmesi demokrasi kavramıyla; yargı veya yargı dışı devlet kuruluşlarıyla denetlenmesi ise hukuk devleti kavramıyla ilişkilendirilir.[2]

Hükümetin denetlenmesi yolları içinde akla gelen ilk tür yargısal denetimdir. Yargısal denetimin de siyasi denetim sonucunda kullanılabilen bir yol olduğu hatırlanmalıdır. Bunun dışında devlet eliyle kurulmuş bazı kuruluşlar da hükümeti denetlemektedir. Aslında bu kuruluşların ilk amacı idarenin ve iktidarın denetlenmesinden ziyade vatandaşla devlet arasında bir barış ortamını sağlamaktır. Ancak nihayetinde aleyhine başvurulan tarafın hükümete bağlı bir kuruluş olması, hükümetin başvuru ile ilgili en azından bir adım atmasını sağlar. Hükümetin devlet kuruluşları eliyle denetlenmesi konusunda belki de en büyük önemi Kamu Denetçiliği Kurumu’na –bilinen diğer adıyla ombudsmanlık- vermek gerekmektedir. Ombudsman sadece idarenin eylem ve işlemlerinin yasaya uygunluğunu denetlememekte; aynı zamanda eylem ve işlemlerin dayanağı olan mevzuat hükmüyle ilgili de belli kriterler bakımından inceleme yapmaktadır. Bu durumda mevzuatın hukuka ve iyi yönetim ilkelerine de uygunluğu denetlenmiş; bu yolla bakanlar hatta cumhurbaşkanı üzerinde bir denge mekanizması oluşturmuş olur.

Hükümeti denetleyen diğer bir unsur sivil toplumdur. Fakat popülizme açık, tahammülsüz ve yarışmacı demokratik rejimlerde sesini çıkaran toplumsal kesimlerin ötekileştirilmesi, baskıya uğraması, mensuplarının fişlenmesi ve ceza tehdidi altında bulunması nedenleriyle bu tür denetimin zayıf kalabildiği gözlemlenmektedir. Bu noktada karşımıza “soğutucu etki” denilen kavram çıkmaktadır. Eylem ve protesto hakkını kullananlara uygulanan cezalar, başkalarının bu hakkı kullanma konusunda çekingen davranmasına neden olabilmektedir.

Hükümetin Parlamento Eliyle Denetlenmesi

Hükümetin en güçlü şekilde denetlenmesi gereken yer parlamentodur. Demokrasilerde muhalefetin varlık nedenlerinden birisi denge ve denetlemedir. Parlamenter denetim demokratik bir zorunluluk değil, demokrasinin ta kendisidir. Anayasa Mahkemesi de siyasal partiler eliyle denetimi demokrasinin gereği olarak görmüştür.[3]

Parlamento eliyle hükümetin denetlenmesi araçlarını doğrudan ve dolaylı denetleme yolları olarak ikiye ayırabiliriz. Doğrudan denetleme yöntemleri gensoru, soru, meclis araştırması, meclis soruşturması ve genel görüşme olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında dilekçe komisyonu, insan hakları izleme komisyonu, kit komisyonu gibi komisyonlar eliyle de dolaylı denetim yapılmaktadır. Son olarak bütçe kanunu yapılması da hükümetin denetlenmesi yollarından birisidir. Bu yolların güçlü kılınması aynı zamanda parlamentonun da güçlü olmasıyla eşdeğerdir.

Parlamenter Denetimin İşlevselliği

Parlamenter denetim araçlarının işlevselliği uzun yıllardır tartışma konusudur. 1982 Anayasasının kurguladığı parlamenter sistemin birçok konuda olduğu gibi bu konuda da kusurlu olduğu söylenebilir. Bu sistemde çoğulculuk kısıtlanmıştır ve otorite güçlüdür. Zaten 1980 darbesi sonrası, siyasi yasakların kaldırılmasıyla siyasi yaşamın canlanmasıyla birlikte Anayasa’nın değiştirilmesi tartışmaları başlamış ve hiç sona ermemiştir. Aslında 1982 Anayasası ile gelen sistemdeki en büyük sorunun seçim ve siyasi partiler yasalarında olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır. Nihayetinde her konu, aşırı disiplinli ve katı şekilde dikey örgütlenmeye sahip siyasi partilerin liderlerinin bakış açılarına bağlı yürümüştür. Bu katı disiplin, parlamenter denetim araçlarının da işlevsel olarak kullanılmasını engellemektedir.

2017 yılında kabul edilen anayasa değişiklikleriyle gelen, başkanlık benzeri olan, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adlı sistemle, parlamento içi denetleme araçlarından var olanların bir kısmı ortadan kaldırılmış, kalanları ise zayıflatılmıştır. Katı parti disiplininin devam ettiği ortamda bir de daha kişiye bağlı bir sistemin getirilmesi, üstelik bu kişinin bir siyasi partinin lideri olabilmesi, parlamenter denetimi iyice zayıflatmıştır.

2017 anayasa değişikliğiyle ülkemiz neopatrimonyal, patronlu ya da patronajlı denilen bir sisteme kavuşmuştur. Üst düzey atamaların cumhurbaşkanınca yapılabildiği, Anayasa Mahkemesi ve HSK üyelerinin çoğunu bir şekilde cumhurbaşkanının atadığı, bakanların yürütmenin parçası olmadığı ve parlamento dışından atandığı bu sistemde liyakatin değil sadakatin esas alındığı görülmektedir.[4] 2017 değişiklikleri sonrası Anayasa’da parlamenter denetim yollarına ilişkin hükümler dışında da parlamentonun zayıflatıldığını gösteren düzenlemeler görülmektedir. Bunlardan birisi cumhurbaşkanının kararnamelerle ülkeyi yönetebilmesi ve cumhurbaşkanına tanınmış güçleştirici veto yetkisidir. Anayasa, cumhurbaşkanıyla parlamento çoğunluğun uyuşmaması durumunda sistemin nasıl yürütüleceğini düzenlememiştir. Muhalefetin parlamentoda salt çoğunluğun üstünde bir çoğunluk yakalaması durumunda literatürde “yasalar savaşı” olarak adlandırılan durum ortaya çıkabilecektir. Cumhurbaşkanı kararnamelerle ülkeyi yönetmeye çalışacakken, parlamento da çıkaracağı kanunlarla bu kararnameleri geçersiz hale getirebilecektir. Aslında bu durum ilk defa ülkemizde ortaya çıkma ihtimali bulmuş değil. Fransa’da Jacquez Chirac’ın başbakan, François Mitterand’ın ise cumhurbaşkanı olduğu dönemde parlamento çoğunluğu cumhurbaşkanının aleyhine vücut bulmuş ve “birlikte yaşama (cohabitation)” dönemi yaşanmıştır.[5] Ancak anayasanın erklerden birine diğerine göre dengesiz bir güç verdiği durumlarda uzlaşı ortamı sağlanması imkanı kalmamaktadır. Böyle durumlarda yasalar savaşı hep aynı tarafın lehine sonuçlanır. Denge kurma ihtiyacı doğmaz. Mevcut Anayasamızda da güç dengesi orantısız biçimde cumhurbaşkanı lehinedir. 2017 referandumuyla ortaya çıkan yeni sisteme ilişkin hazırlanan Venedik Komisyonu raporunda da bu duruma dikkat çekilmiş ve cumhurbaşkanının yeni yetkileri karşısında TBMM’nin karşı yetkilerinin yetersiz kaldığı ve TBMM’nin cumhurbaşkanı karşısında dengeleyici bir ağırlık olarak durmasının olasılık dışı olduğu vurgulanmıştır.[6]

Parlamenter Denetim Yolları

2017 değişiklikleri öncesinde hükümet üzerindeki parlamento denetiminin ilk dayanağı Anayasa’nın 87. maddesinde bulunmaktaydı. Bu madde TBMM’nin görev ve yetkilerini düzenlemekteydi ve 2017 değişikliği öncesinde Bakanlar Kurulu ve bakanları denetlemek TBMM’nin yetkileri arasında sayılmıştı. Ancak 2017 değişikliği ile TBMM’nin görevleri arasından hükümeti denetlemek çıkarılmıştır. Öte yandan Anayasa’nın 98. maddesindeki “TBMM’nin bilgi edinme ve denetim yolları” şeklindeki kenar başlığı çıkarılmıştır.  Bu değişiklikler, iktidarın parlamenter denetime bakış açısının nasıl olduğunu ortaya koymaktadır.

Değişiklik öncesinde denetleme yetkisi soru, meclis araştırması, genel görüşme, gensoru ve meclis soruşturması yollarıyla kullanılmaktaydı. Yapılan değişiklik sonrasında ise bilgi edinme ve denetleme yetkisinin meclis araştırması, genel görüşme, meclis soruşturması ve yazılı soru yollarıyla yürütüleceği düzenlenmiştir.

Gensoru

Cumhurbaşkanı hükümet sisteminde gensoru bulunmamaktadır. Cumhurbaşkanını halkın seçiyor olması ve bakanların parlamento dışından belirlenmesi zorunluluğu nedeniyle hükümetin bütünü açısından güvenoyu ve gensoru mekanizmalarının yürütülmesi imkanı bulunmamaktadır. Önceki hükümet sisteminde de gensorunun yeterli etkiyle kullanıldığının söylenmesi zordur. Cumhuriyet tarihimizde gensoru ile düşürülen yalnızca iki hükümet bulunmaktadır.[7] Ancak yine de gensoru önergesinin verilmesiyle en azından hükümetin yanlışlarıyla ilgili parlamentonun ve halkın dikkatini çekme imkanı bulunmaktaydı. Bugünse hükümetin yanlış politikalarını parlamento çatısı altında konuşulması imkanı dahi daraltılmıştır. Sadece belli çoğunluğun oyuyla parlamento eliyle seçim istenebilmektedir. Yani hükümetin ülkeyi yanlış ya da doğru yönettiği tartışılamamakta, ancak doğrudan seçim istenebilmektedir. 2017 sonrası getirilen sistemin ne kadar popülist olduğu seçim dışında hükümetin denetlenebilmesinin önünün neredeyse kapalı olmasından anlaşılmaktadır.

Soru

Anayasa değişikliğiyle soru yoluyla hükümetin denetlenmesi bir hayli zayıflatılmıştır. Sözlü soru kaldırılmıştır. Halen var olan yazılı soru işlevsiz haldedir. Dünyada sorunun etkin şekilde kullanılması için alınmış bir takım tedbirler bulunmaktadır. Almanya’da hem sözlü hem yazılı soru mekanizmaları işletilmektedir. Fransa’da müzakereli sorular, müzakeresiz sorular, hükümete sorular ve bütçeye dair sorular ayrı olarak düzenlenmiştir. İngiltere’de tamamlayıcı soru, başkasının sorusuna ek gibi kavramlarla soruların daha nitelikli hale getirilmesi sağlanmıştır. İtalya ve İspanya’da acil soru kavramı kullanılmaktadır. İspanya’da ayrıca idari raporlara ilişkin soru imkanı bulunmaktadır. İran soruları nitelikli hale getirmek için ulusal ve bölgesel konulara ilişkin soru soruluş biçimlerini ayırmıştır. Öte yandan İngiltere gibi birçok ülkede farklı isimlerle soru zamanları belirlenmektedir. Sorulan soruların yanıtlanması ve görüşülmesi için zorunlu zamanlar ayrılmıştır.[8]

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildikten sonra iktidar partisi mensuplarınca sisteme dair yapılan yegane eleştiri bakanlara erişememek olmuştur. Ülkemizdeki katı parti disiplini göz önünde bulundurulduğunda iktidar partisi milletvekillerinin denetleme amacıyla bakanlara ulaşma çabası içinde olduğunu söyleyemeyiz. Buna karşın asıl sorun, öncesinde de sorularına cevap verilmeyen muhalefet milletvekillerinin sorularının yeni dönemde daha da az önemsenmesi, yani muhalefet milletvekillerinin bakanlara denetim amacıyla ulaşamamasıdır.

Bu sistemde cumhurbaşkanına soru sorulamamaktadır. Yani muhalefet tek başına yürütmeyi temsil eden kişiye soru yöneltememektedir. Sadece bakanlara ve cumhurbaşkanı yardımcısına soru yöneltilebilmektedir. Ancak soruların cevaplanmamasının herhangi bir doğrudan yaptırımı bulunmamaktadır. Soruların cevaplanması adeta muhatabının insafına bırakılmıştır. Bu haliyle soru yoluyla hükümetin denetlenmesi, özellikle kutuplaşmanın arttığı dönemlerde imkansız hale gelmektedir.

Bazı tedbirlerle soru mekanizmasının daha etkin kullanılması sağlanabilecektir. Örneğin sözlü sorunun geri gelmesi, cumhurbaşkanına soru sorulabilmesi, parlamentoda soru oturumları yapılması hükümetin daha etkin denetlenmesini sağlayacaktır. Ancak soruların sorulabilmesi kadar cevaplanabilmesi de önemlidir. Soruların cevaplanmaması ya da yeterli bilgi verilmemesi durumunda bağlı bulunulan siyasi partinin mali yardımının kesilmesi ya da güven oylaması gündeme gelebilmelidir. Hollanda örneğinde olduğu gibi ifşa yöntemine başvurup cevaplanmayan sorular yayınlanabilir. Yine AB Parlamentosu ve Almanya örneklerinde olduğu gibi soru sayısının sınırlanması düşünülebilir. Son olarak ulusal ve yerel konulardaki soruların ayrılması da kavramın etkinleşmesine katkı sağlayacaktır.

Genel Görüşme

Hükümetin denetlenmesine yönelik araçlar içinde belki de en zayıfı genel görüşmedir. Bu yol, hükümetin denetlenmesinden ziyade günümüzde partiler arası ortak metin oluşturulmasına yaramaktadır. Genel görüşmenin açılmasına genel kurul çoğunluğuyla karar verilmektedir. Bunun kaldırılması ve taleple doğrudan genel görüşmenin açılması gerekmektedir. Zira genel görüşme toplumsal bir konunun parlamentoda konuşulması için vardır. Ülkeye ait meseleler bir bu konuda kanun teklifi bulunmasa dahi görüşülebilmelidir. Toplumu ilgilendiren bir konunun görüşülmesi için oylama yapılması gerekmemeli, doğrudan bu görüşmeler yapılmalıdır.

Meclis Araştırması

Meclis araştırması yöntemi parlamento eliyle bir konunun araştırılması için bulunmaktadır. Cumhuriyet tarihimizde doğru çalışması durumunda çok faydalı meclis araştırması raporlarının ortaya çıkarıldığı görülmektedir. Ancak muhalefet istediği için kurulan bir araştırma komisyonu örneğine rastlanması güçtür. Bugün meclis araştırması da genel görüşme gibi genel kurul kararıyla açılabilmektedir. Ancak meclis araştırmasının açılmasının; en azından araştırma komisyonunun kurulmasının kolaylaştırılması gerekmektedir. Bu komisyonda parlamentodaki siyasi partiler eşit temsil edilmeli; gerektiğinde bakanlar ve üst düzey bürokratlar buraya çağırılabilmelidir.

Meclis araştırması ile ilgili en önemli sorunlardan birisi araştırma komisyonu kurulabilmiş olsa dahi bu komisyonun dilediği bilgiye erişememesidir. TBMM bünyesinde kurulan bir araştırma komisyonu mutlaka çok önemli bir konuyu inceleyecektir. Buna karşın devlet sırrı ya da ticari sırla ilgili konularda TBMM araştırma komisyonu kurulamamaktadır. Başka bir konuda kurulmuş olsa dahi ilgili kuruluşların devlet sırrı ya da ticari sır bahanesiyle komisyona belge göndermekten imtina ettikleri görülmektedir. Bu konuda ciddi önlemler alınması ve komisyonun bu belgeleri görmesinin sağlanması gerekmektedir.

Meclis Soruşturması

Meclis soruşturması yöntemi, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde zorlaştırılmanın ötesinde imkansız bir hale getirilmiştir. Anayasanın 98. maddesine göre sadece cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanların soruşturulması usulüne meclis soruşturması denilmektedir. Anayasa’nın 106. maddesine göre cumhurbaşkanı yardımcısı ya da bir bakan hakkında göreviyle ilgili suç işlediği iddiasıyla soruşturulma açılması için üye tam sayısının salt çoğunluğunun istemde bulunması gerekir. Yazının başından beri dem vurulan katı siyasi parti disiplini nedeniyle bu sayıda çok milletvekili ile önerge verilmesi imkansıza yakındır.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde soruşturma önergesi verilebildiğinde dahi soruşturma açılması sağlanamamaktadır. Bunu sağlamak için meclis üye tamsayısının beşte üçünün soruşturma açılması yönünde oy kullanması gerekir. Parlamento dengesi düşünüldüğünde soruşturma açılması mucizevi ihtimallerin bir araya gelmesine kalmaktadır. Diyelim ki mucizevi ihtimaller bir araya geldi ve soruşturma açıldı, soruşturma komisyonu raporunu tamamladıktan sonra yüce divana sevk için daha da mucizevi ihtimallerin bir araya gelmesi ve üye tam sayısının üçte ikisinin yüce divana sevk yönünde oy kullanması gerekmektedir. Yüce divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkum olması halinde, cumhurbaşkanı yardımcısı ya da bakanın görevi sona erecektir. Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanlarla ilgili görevleriyle alakalı işledikleri suçlardan dolayı, görevleri sona erdikten sonra soruşturma açılması da bu hükümlere bağlanmıştır. Cumhurbaşkanı yardımcısı ya da bakanlar, görevleriyle ilgili olmayan suçlar bakımından yasama dokunulmazlığı hükümlerinden yararlanmaktadır.

Anayasa’da cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu, ayrı bir maddede (m105) düzenlenmiştir. Cumhurbaşkanı hakkında soruşturma açılması ve yüce divana sevkte karar nisapları meclis soruşturmasında olduğu gibidir. Hakkında soruşturma açılan cumhurbaşkanı, seçim kararı alamamaktadır.

Cumhurbaşkanının işlediği iddia edilen suçlar bakımından görev suçu ayrımı yapılmamıştır. Yani bakanlardan ayrı olarak, cumhurbaşkanı tüm suçlar yönünden yukarıda anlatılan usule tabidir. Üstelik bu koruma cumhurbaşkanlığı sona erdikten sonra devam etmektedir. Yüce divana sevk edilenin görevi sona ermemektedir. Hem cumhurbaşkanı bakımından görev suçu ayrımının yapılmaması hem de yüce divana sevk edilenin görevinin sona ermemesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.[9] Gerçekten de cumhurbaşkanı, bir kez bu sıfatı kazanınca hiçbir koşulda hiçbir suçtan doğrudan yargılanamamaktadır. Haliyle cumhurbaşkanının yargı karşısında süper bir koruma kalkanına sahip olduğu söylenebilir.

Sonuç

Tüm bu açıklamalar ışığında, daha önceden zayıf olan parlamenter denetimin, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle dibe vurduğunu görüyoruz. “Ülkemiz, Avrupa Birliği üyesi olan birçok ülkeden daha eski bir demokratik geleneğe sahip olmasına” rağmen “cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde toplumsal kutuplaşmayı arttıran ve otoriterleşme eğilimlerini güçlendiren bir tablo yaratılmıştır.”[10] Parlamenter denetim yollarının bu denli zayıflatılması zaten işlemeyen denge ve denetleme mekanizmalarına dahi tahammülün bulunmadığını göstermektedir.

Parlamenter denetim, bir hükümet sistemi sorunudur. Sistemde kimin güçlü olacağına dair yapılan tercih, denetim mekanizmalarının işlevselliğini de etkilemektedir. Bu noktada son dönemde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi ile güçlü bir biçimde dile getirdiği ve diğer birçok siyasi partinin de karşılık verdiği güçlendirilmiş parlamenter sistemin, denetim sorunlarını aşacağı öngörülmektedir. Çünkü bu sistem bir yandan hükümetin istikrarlı bir biçimde görevde kalmasını öngörmekte, bir yandan da parlamento içi denetimi etkin kılmaktadır. Tarafsız bir cumhurbaşkanının olması ve bakanların parlamentoya karşı sorumlu olması sayesinde denetime ilişkin sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Güçlü bir parlamento için güçlü bir parlamenter denetime, bunun için de parlamentonun güçlü olduğu bir hükümet sistemine ihtiyaç bulunmaktadır.

Kaynakça

[1] Popülist siyaset ve popülist anayasacılık kavramı hakkında ayrıntılı bir çalışma için bkz: Duygun, Ahmet Mert, “Popülist Anayasacılığa Giriş”, Anayasa Hukuku Dergisi, Cilt No.:9, Sayı No.:18, 2020, s. 297-464

[2] TBMM, Parlamenter Denetim Sempozyumu, 07/05/2012, syf 35. Dönemin muhalefet siyasi partilerinin grup başkanvekillerinin, iktidar partisinin ise İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanının, TBMM Başkanı ve başbakan yardımcısının katıldığı sempozyumda yasa uzmanları da katkıda bulunmuştur.  https://www.tbmm.gov.tr/yayinlar/ct_sempozyum.pdf

[3] Anayasa Mahkemesi Tansel Çölaşan başvurusu, 2014/6128, 07/07/2015, P.66

[4] Neopatrimonyal sistemin liyakati değil sadakati önemsemesi konusunda tartışmalar için Bkz: Yeni sistem rehabilite edilebilir mi? – Prof. Şule Ö. Boyunsuz – Yeniden Sistem Tartışmaları (9) Gülçin Karabağ – Şule Özsoy Boyunsuz https://www.youtube.com/watch?v=9gd-dt7T4VU&t=1s

[5] “Yasalar savaşı” ve “birlikte yaşama” kavramları için Bkz: Gönenç, M. Levent, “Uygulamada Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” TEPAV politika Notu, https://www.tepav.org.tr/upload/files/1526884486-7.Uygulamada_Cumhurbaskanligi_Hukumet_Sistemi.pdf

[6] Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu); TBMM Tarafından 21 Ocak 2017 Tarihinde Kabul Edilen ve 16 Nisan 2017 Tarihinde Referanduma Sunulacak Olan Anayasa Değişikliği Teklifi Hakkında Türkiye Görüşü, Par. 109

[7] Bugüne dek gensoru ile düşürülen iki hükümet bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti, bir diğeri ise Mesut Yılmaz Başbakanlığındaki Anasol-M Hükümetidir.

[8] Dünyada soru önergelerinin verilişi ve cevaplanışı usullerine ilişkin ayrıntılı bilgi için Bkz: Aksoy, Batıkan, Soru (Bakanlar Kurulu’nun TBMM Tarafından Denetim Yollarından Biri Olarak Soru Önergesi), Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2013 https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=h9w0UzvkifsHn8XrRLt0Ww&no=B8F8VZ-xG2TqfgYLyYgsYg

[9] Akartürk, Ekrem Ali; Küçük, Tevfik Sönmez; Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem –Teori ve Uygulama- Adalet; Şubat 2021; Syf. 59. Bu çalışmada güçlendirilmiş parlamenter sistemin hangi kurumlarla bugüne kadar yaşanan politik sorunları aşabileceği açıklanmaktadır.

[10] Özsoy Boyunsuz, Şule; Esen, Berk; Türkiye İçin Yeni bir Hükümet Sistemi (Hükümet Sistemi Kaynaklı Sorunlar ve Çözüm Önerileri); İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü, Politika Raporu, Aralık 2020

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir