Siyasal Paradigmalar
Prof. Dr. Ahmet ÖZER 19. yüzyılda yaşamış Alman filozof, şair ve kültür eleştirmeni olan Nietzsche tüm zamanların en cesur ve en büyük filozofu olarak kabul... Nietzsche’nin Hayatından Hayata Dair Dersler

Prof. Dr. Ahmet Özer
Toros Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi

 

Giriş

19. yüzyılda yaşamış Alman filozof, şair ve kültür eleştirmeni olan Nietzsche tüm zamanların en cesur ve en büyük filozofu olarak kabul edilir. Çalışmaları devrim niteliğinde olan filozof, Antik Yunandan modern çağlara kadar geldiği haliyle var olan değerlerin yeniden sorgulanmasını ve ölçümlenmesini amaçlamıştır. İnsanın kendini gerçekleştirmesinin önemi üzerinde duran Nietzsche aynı zamanda varoluşçuluğun da önemli öncülerinden biridir. “Tanrı öldü” fikriyle felsefenin yönünü metafizikten yaşadığımız dünyaya çevirir. Öğretisi sanatçıdan bilim insanına, filozoflardan toplumsal devrimcilere kadar sayısız insanı etkilemiştir. Başarı, acı, cesaret, tehlike, uyum, uyumsuzluk, kendini aşma, anlam ve mutluluk gibi önemli kavramlarla yaşamı boyunca cebelleşmiştir. Yaşamında deneyimlediği bu kavramlarla ilgili çok önemli hayat dersleri ile yüklüdür söyledikleri. İşte onlardan bazıları.

UYUMLU OLABİLİRSİNİZ AMA ASLA PASİF OLMAYIN

“Uyumlu bir bütün ol” diyor bize ünlü filozof.  Ona göre insanın içinde iki yanın (iyi ile kötünün) çatışmasının oluşturduğu bir kaos vardır. Bir dinamizm oluşturan bu durum aslında kötü bir şey değildir. Çünkü “dans eden bir yıldızı doğurmak için kişinin içinde hala bir kaosun olması gerekir” diyor. Peki bu kaosu yaratan nedir? Ona göre bilincimizin iki yanıdır bunlar. Biri rasyonel yan (yani bilinçli ve sorumlu olan Apolloncu yan), diğeri ise içgüdüsel (yani bilinçaltı ve duygusal olan Diyonosis) yandır. Büyüklüğe ve uyumlu bir bütünlüğe ulaşmanın yolu bu ikisini dengelemekten geçer.

Neden? Çünkü bunlar sürekli çatışma halindedir. Huzura ermek bu çatışmayı dengede tutmakla ilgilidir. Çatışma bitmez ama dengelenebilir. Bunlara Apolloncu yan ile Diyonusyusçu yan diyor; biri, aklı ve bilgeliği; öbürü şarabı ve zevki temsil eder. Dengeli bir yaşama sahip olmak için organize, sorumlu ve mantıklı olmalıyız. Akılcı yanımızı geliştirirken sanatsal, duygusal ve yaratıcı yanımızı ihmal etmemeli, ona da her zaman yer bırakmalıyız. Bunun için mutlaka hislerimizi yani Diyonisyus tarafımızı de dinlememiz gerekir.

Sonuç olarak iki yanımıza da iyi bakmalıyız, onları bastırmak yerine kendi yararımıza çevirip kullanabiliriz. Bazen bir yanımızı diğerinden fazla kullanırız böylece kaotik yapıdan yoksun kalabiliriz. Oysa her iki yanımıza da ihtiyacımız var. Örneğin bir mühendis çalışmalarını yürütmek için Apolloncu tarafını kullanır ama aynı zamanda yenilikçi çözümler icat etmek için içgüdülere yani Diyonusyucu tarafına da ihtiyaç duyar. Doğamızın her iki tarafını da beslemek için ikisine de iyi bakmalıyız.

Reaktif yaşama sahip olmaktan kaçının, diyor. “Biz çok basit ve reaktifiz, kendimize karşı dürüst davranmıyoruz, yeterince asil değiliz” diyor. Normalde insanlar kendilerine karşı dürüst davranmazlar. Nietzsche, bizi kendimize karşı dürüst davranmaya davet eder. Pasifliği bırakmamızı söyler ama aynı zamanda aktif olmak adına uzun vadede bize hiçbir değer katmayan aktivitelerin peşinden koşmak, günlük geçici şeyleri önemsemek yerine bizi zenginleştirecek, kalıcı değerlerle uğraşmamızı salık verir. Günümüzde çok sayıda teknoloji, internet sosyal medya içinde kolayca kayboluyoruz. Oysa bunların kazandırdığı ne var sonuçta?

İçimizde belirlediğimiz zirvelere çıkmaktan korkuyoruz. Bu korkularımızı haklı çıkarmak için genellikle kendimize yalan söylüyoruz. Asla çok para kazanmak istemedim, o kişiyle ilgilenmedim, oraya gitmeyi hiç istemedim gibi yalanlar söylemeye devam ederiz. Nietzsche bize pasif bir seyirci olmayı bırakmamızı ve hayatımızı kendi ellerimize almamızı salık verir. TV, internet ya da zehirli insanlarla çok vakit geçirerek uzun vadede bize bir faydası olmayan işlerden vazgeçmekle işe başlayabiliriz. Bunun yerine kendimize zor sorular sorup gerçekte ne istediğimize odaklanmalıyız. Hedefler seçip ona ulaşmak için bir çabanın içinde olmalıyız.

KÖRÜ KÖRÜNE LİDERİN PEŞİNDEN GİTMEYİN

Başkalarından küskün olmaktan kaçının” diyor. Bu tam ve güçlü bir doğanın işaretidir. Kızgınlık zehirdir ve bizi derinden tüketebilir. Kızgınlık köle zihniyetinin alameti farikası ve zayıflığın işaretidir ve zayıf kişi kendinden başka hiç kimseye fazla zarar veremez. Zayıf bir kişinin aksine asil bir kişinin içinde fazlaca hayat vardır. İşin sırrı ruhumuzu olumlu şeylerle doldurmak ve hayatımızı dolu dolu yaşamaktır. Zaman zaman bizi olumsuz etkileyen küçük insanlara aldırış etmemektir. Bu diğerlerini kendi hatalarından sorumlu tutmayacağımız anlamına gelmez. Özellikle yanlış yaptıklarında onlara karşı harekete geçmeyeceğimiz anlamına hiç gelmez. Bu sadece içsel doğamızı etkilemelerine izin vermememiz anlamına gelir. Gerçekliği olduğu gibi görmeli ve ona göre yolumuza devam etmeli ve herhangi bir kızgınlığa takılı kalmamalıyız. Sürekli kötülerden şikâyet etmek yerine kendimizi geliştirip daha üst düzeyde onlarla yüzleşelim. Daha iyi ve daha asil bir kişi olmaya çalışalım ve hedeflerimize doğru ilerlemeye devam edelim.

Geçmişteki (felsefi veya siyasi) ustaları takdir edin anacak onları körü körüne takip etmeyin diyor; aksine kendi yolunuzu kendiniz inşa etmeye çalışın. Nietzsche Antik Yunan’dan kendi zamanına kadar olan bütün filozofların hevesli bir okuyucusuydu, onları okudu inceledi ama belli bir noktadan sonra onları geçersiz kabul etti ya da yeniden formüle ederek kendi yaşam felsefesine dönüştürdü. Kendi yolunu, kendi felsefesini, kendi yazı stilini bulmanın çok önemli olduğunu düşünüyordu.

Cesareti her zaman kutsayan Nietzsche kendi konumumuzu sarsma hata kaybetme pahasına da olsa bazı yanlış karar ve söylemleri reddetmeli ve kınamalıyız, diyor. (Doğruyu söyledikleri için işlerinden atılanları, sürülenleri aklınıza getirin. Onlar da susabilir, ya da devletin yanlışına doğru diyebilirlerdi. Bunu bilerek yapmak ve yaşamak insan onurunu zedelediği gibi utançların da en büyüğüdür.) Kuşkusuz bu fedakârlık gerektirir; çünkü bizi bugünün ya da geçmişin Otoriteleri veya efendileri ile çatışmaya sokar. Gerektiğinde körü körüne bir yaşam sürmemek için bu nevi suskulardan ve efendilerden vaz geçmeli, otoriteye karşı durabilmeli insan. Efendilerin felsefesini ya da görüşlerini sadece kendi felsefemiz için bir ilham kaynağı olarak kullanmalıyız.

ÜÇ KAVŞAKLI BİR YOL

Bezen hayatta kendimizi bir kavşakta buluruz ve üç yol arasında bir seçim yapmamız gerekir: İlki, yapmamız gereken her şeyi bize söyleyen bir rehberin olduğu güvenli yoldur. İkincisi potansiyel başarısızlıklardan potansiyel başarısızlıklara giden tek başımıza yürümemiz gereken bir yoldur. Üçüncüsü en etkili yoldur: Kendimiz için düşündüğümüz ustaların ya da uzmanların bize ne dediklerini analiz ettiğimiz, onların güvenirliliklerini hesaba kattığımız, onlardan yalnızca kendi hayatımız için önemli bulduğumuz ve yararlı olanları aldığımız yoldur. Nietzsche bizi bu son yolu seçmeye davet eder, çünkü bu bizi gelecekte en büyük ödüllere götürecek olan yoldur.

Nedeninizi bulun, diyor. Hayata dair nedeni olan biri “her nasıla” tahammül eder. Önemli olan aynaya baktığımızda kendimizden utanmayıp kendimizle gurur duyabilmektir. Gerçekte korkmamamız gereken tek şey kendimize karşı dürüst olmak ve kendi kutup yıldızımızı takip etmektir. Nedenini bildiğimizde nasıldan gelen her acıya katlanabiliriz. Kendimizi bulmadıkça yaşam amacımızı da bulamayız. Yaşam amacımızı bulduktan sonra hayatın bize fırlattığı her türlü zorluğa dayanabiliriz.

Nedenimizi bulmak için işe ayanda kendimize bakarak başlayabiliriz. Baktığımızda dürüstçe kendimizden utanıyor muyuz yoksa gurur mu duyuyoruz, görelim. Aynanın diğer tarafındakine ihanet mi ettik yoksa onurlandırdık mı? Her zaman kendimize karşı dürüst müydük? Hayatın bize verdiği yetenekleri gerçekten geliştirdik mi? Kendimizle gurur duymamız ve kendimizi güçlü hissetmemiz için neler yapmamız gerekiyor? Neyi başarmak zorundayız ve kendimiz için başarmamız gereken en heyecan verici hedef nedir? Bunun için takip etmemiz gereken Kuzey Yıldızımızdır. Ona tam ulaşamayabiliriz ama en azından hayatımızın sonunda ona yaklaşmak için elimizden gelen her şeyi yaptığımızı biliriz ve yaşadığımız sıkıntıları umursamayız. (Bizdeki meşhur “Karınca Hikayesini” akla getiriyor)

ACIDAN KORKMAYIN,

Acı çekmek sizi güçlendirir. Nietzsche beni öldürmeyen güçlendirir, der. O bizim Zümrüdü Anka kuşu gibi her zaman kendi küllerimizden kendimizi yeniden yaratmamızı önerir. Evrimleşmek için bazen bir şekilde kendimiz yok etmemiz ve sonra kendimizi yeniden yaratmamız ve yükselmemiz gerekir. Acı çekmek bizi daha güçlü kılar. Acıdan ne öğreneceğimizi bilirsek kendimizi aşmamızı sağlar.

Hayat bir yolculuktur ve her aşama geçmemiz gereken bir seviye, her olay yeni bir şey öğrenmek için bir fırsattır. Sonuçlar ne kadar acı verici olursa olsun öğrenilecek dersler vardır. Önemeli olan sonucun başarılı ve başarısız olması değil önemli olan ondan ne öğrendiğimizdir. Hayatımızın en büyük dersini yaşadığımız trajedilerden alırız, çünkü onlar bize zaaflarımızı, korkularımızı gösterir.

Bir eksersiz olarak yaşadığımız en acı dönemleri düşünelim. Bunların bir listesini yapıp bunların bizdeki hangi savunmasız yanlarımızı ortaya çıkardığını düşünelim/hatırlayalım. Neden acı çektik? Hayatla ya da insanlarla ilgili hangi bilgileri öğrendik, yanılsamalara düştük. Onlardan çıkardığımız dersleri ve bilgileri nasıl kullandık bu bilgi benzer olaylara bizi nasıl hazırlayabilir.

KÖLELER VE ÖZGÜRLER

İnsanlar iki guruba ayrılır: Köleler ve özgürler. Günün üçte ikisini kendisi için geçirmeyen köledir. Her ne olursa olsun, bir devlet adamı, iş adamı, memur ya da bilim adamı” hiç fark etmez.  Özgür insanlar güçlü ve yaratıcıdırlar, köleler güçlü ve yaratıcı olamazlar çünkü günün üçte ikisini başkaları için çalışırlar. (Bir düşünün bir adam her gün aynı işi yapıyor; ha bir defa ha milyon defa yapsa hiç fark etmez, eğer kendisine bir şey katmıyorsa yaptığı iş! Böyle kişilerin ömrü 1, gündür. Bir de belki hafta sonları ailesi ile pikniğe gidiyor, onu da yarım gün sayarsak, ömrü 1,5 gün olur, hepsi o kadar. Bir gün o hep aynı işi yaptığı gün, yarım günde değişiklik yapıp pikniğe gitti gün. Hayatında başka bir yenilik ve üretim yoksa böyle birinin ömrü bir buçuk gündür. Bir gün ve yarım gün, 1,5 günlük ömürleri varın düşünün)

Böyleleri “sürü insanı”dır, toplumun kurallarını körü körüne takip ederler, (sürü insanın timsali devedir, nereye çekersen oraya gider.) Hayatları üzerinde çok az kontrole sahiptirler. Günde sekiz saat çalışmak bazen kaçınılmaz anacak bu başkaları için çalışmanın üst sınırı olarak kabul edilmeli. Bundan daha fazlası için diğer insanların merhametine kalmışsanız ya da kendi paranızın kölesiyseniz kendi hayatınıza sahip olmayı bırakmışsınız demektir. İnsanların yeterince sekiz saatten fazla çalışmadıklarını düşünmeleri köle zihniyetinin bir sonucudur. Başkaları için çalışmakla kendimiz için çalışmak arasında bir ayırım yapmalıyız. Başkaları için sekiz saatten fazla çalışmamalı insan. Eğer bunu yapıyorsanız, kim olursanız olun, bir başkan, bir akademisyen, bir işçi, bir memur hiç fark etmez yine de bir kölesiniz demektir.

Bir iş adamıysanız ve kendiniz için çalıştığınızı iddia ediyorsanız kendinize şu soruyu sorun: daha fazla para kazanmak için mi çalışıyorum yoksa gerecekten kendim için mi çalışıyorum? Cevap para içinse hala kölesiniz demektir. Tabi yalana yer yok. Gerçekten kendiniz için çalışıyorum diyorsanız bu çalışmanın sizi kişisel olarak beslemesi, sizi mutlu etmesi ve size enerji vermesi gerekir.

Toplum bizi kıskançlığa itmek, daha fazlasını istemek, daha fazla tüketmek ve gerçekten bizim ihtiyacımız olmayan şeyleri kovalamak ve bizi bir köle olarak tutmak için tasarlanmış. Nietzsche bize bu zinciri kırmamızı ve günümüzün en az üçte ikisini kendimiz için kullanmamızı/çalışmamızı öğrenmemizi tavsiye ediyor.

Zinciri kırmaya yeltenenler özgürlüğün kıymetini bilen özgür ve cesur insanlardır.          (Özgür insan kendini yenileyebilen, cesur insandır. Timsali aslandır. Cesaret ederse değişir, etmezse yaşamı boyunca aynı kalır. Korku öldürür, merak ve şüphe yaşatır, cesaret başarıya ve mutluluğa ulaştırır, diyor).

OLAĞANLAR VE OLAĞAN DIŞI OLANALAR

Tehlikeli yaşa. Nietzsche “En büyük verim ve zevki elde etmenin sırrı tehlikeli yaşamaktır” der.  Hepimiz yaşadığımız her günü günlerimizin en iyisi yapmaya çalışmalıyız. Tehlike bizi test eder ve canlı hissettirir. Kendimizi test etmek için sınırlarımızı zorlamalı ve konfor alanımızın dışına çıkmalı ve zevk almayı öğrenmeliyiz.

İlk maddedeki dengeli yaşam: Zevk al akıllı yaşa! İkisi bir arada nasıl olacak? Tertipli ve düzenli yaşamayı bırakmalı, kendimizi özgürce ifade eden, kendi hayatımızın efendisi olan kişiler olmalı ve kendimizi neşeli kalmalıyız. Ve bu tehlikeli hayat sıradan insanlar tarafından eleştirildiğinde onları dinlememeliyiz, diyor. Hayata herhangi bir risk almak istemeyen tehlikelerden kaçınarak kozalarının içinde yaşamaktan mutlu çok az insan var.

Dostoyevski: İki tür insan var diyor: olağanlar ve olağan dışı olanlar. Olağanlar yer içer neslin devamını sağlarlar. Bunlar mutlu olamazlar. Çünkü korkaktırlar. Korkak oldukları için risk yüklenmezler. Risk yüklenmedikleri için de acı çekmezler. Acı yoksa mutluluk yok diyor insan ruhunun usta doktoru yazar. Olağandışı insanlar ise cesurdurlar. Risk yüklenirler, bundan dolayı büyük acılar çektikleri gibi büyük mutluluklar da yaşarlar. İnsanlık bugün bu noktaya gelmişse olağan dışı insanlar sayesinde gelmiştir.

Fakat bir şey daha var: Olağanlar sadece korkak değil aynı zamanda kıskançtırlar. Ellerinden gelse olağandışı insanları asar sonra da başsız kaldılar diye heykellerini dikip yaslarını tutarlar. Bir filozof diyor ki çalışmak diyorsun, her kes bir çimde çalışır; zeka dersen herkes te şu ya da bu biçimde var. Bunlar insanlar arsında belirgin farklar yaratmaz; fark yaratan ise cesarettir.

O nedenle cesurlarla korkaklar aynı kulvarda yürüyemezler. Korkak insanlar kendileri olmaktan ziyade her zaman başkalarını kovalamaya çalışırlar. Onlardan biri olmayalım, çünkü korkakça yaşadığımızda hayatımızı boşa harcarız.

Gerecekten yaşamak için kendimize soralım; bugünü gerçekten sonsuza kadar milyonlarca kez yaşamak ister miydim? Hayatımı tekrar tekrar yaşasaydım mutlu olur muydum, yoksa mutsuz mu olurdum? Bu sorulara vereceğimiz samimi cevaplar mevcut hayatımızı değerlendirmemize yardımcı olur. Neşeli ve maceralı yeni hayatımızın her dakikasını yeni ve sahiden yaşadığımız ana kadar kendimize soralım.

SÜPER (ÜST) İNSAN!

Süper insan ol diyor. Sürer insan ya da yaratıcı insanın timsali çocuktur, her şeyi yeniden öğrenip ve yaratan anlamında. İnsan hayvan ile süper insan arasında gerilmiş bir iptir, uçurumun üzerindeki ip, diyor. Nietzsche’ye göre insanın amacı kendini aşmak bir süper insan (ubermen) olmaktır.  Kim olursak olalım, sosyal statümüz, gelirimiz, zekâmız ne olursa olsun biz insan türünün kendini aşmasına daha büyük bir amaca ulaşmasına katkıda bulunuruz. Hayattaki tüm yaşantılarımız, başarılarımız, travmalarımız hepsi çocuklarımıza aktarılır. Ve bunun ötesinde yarattığımız her şey, bilim sanat kültür hepsi süper insanın yaratılmasına katkıda bulunur. Gerçek hedeflerimiz bireysel hedefler değil insanlığı ileriye taşıyan kolektif hedefler olmalı. Yaratığımız bir sanat eseri, yazacağımız bir kitap üreteceğimiz bir değer insan türünün evriminin gelişimine büyük katkısı olabilir. Kendimizden büyük bir hedefe yönelmek hayatımızı daha anlamlı ve değerli kılacaktır. Bireysel hedeflerimiz kolektif hedeflerle uyumlu hale getirirsek daha anlamlı bir hayat yaşarız.

MUTLULUK

“Mutluluk” hedeflerinize yaklaşma yolunuzdur. “Mutluluk formülüm bir hedef değil bir yoldur. Bir ‘evet’, bir ‘hayır’, ‘düz bir çizgi’ ve ‘bir hedef’ şeklindedir”, der. Mutluluk varılacak bir yer değil bir süreçtir ve 4 adımdan oluşur. İlk adım deneyimlerle insanlara “evet” demek, risk almak ve yakın çevreden bir şeyler öğrenmektir. İkicisi faydasız olanlara “hayır” demek, diyebilmek ve seçici olmayı öğrenmektir. İnsanlar için faydalı olanları ve ilkleri çıkarıp düz bir çizgi çizmektir. Ardından dördüncü adımda hedeflerimizi formüle ederiz. Hepimiz mutluluğu bazı çabalar sonucu ulaştığımız şeyler olarak görürüz. Mutluluk derken genellikle hepimiz eğlenmeyi, bir yere seyahat etmeyi, arkadaşlarımızla gülüp eylenmeyi, bir başarı elde etmeyi anlarız. Böylece kendimizi bir acı ve mutluluk çemberine hapsederiz.  Ancak gerçek mutluluk bir sürecin sonucu değil, sürecin kendisidir. Varılacak hedeften ziyade gidilen yoldur, yolun kendisidir. Mutluğu hayatımızı yaşamanın veya hedeflerimize ulaşmanın bir yolu olarak görmeliyiz. Mutluluk “üst insan” olma yolunda bitmeyen yolculuğumuzda topladığımız çiçeklerdir.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir