Siyasal Paradigmalar
Prof. Dr. Ahmet Özer 31 Mart ve 23 Haziran bir başlangıçtır, bir son değildir. Mücadelenin ve sürecin başarı ile sonuçlanması AKP’nin gitmesine bağlı. Asıl başarı... İktidar İçin Başarıya Giden Yol Ve Sosyal (Demokrat) Belediyecilik
Gönderiyi Paylaşın

Prof. Dr. Ahmet Özer
Toros Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi

 

Giriş

31 Mart ve 23 Haziran bir başlangıçtır, bir son değildir. Mücadelenin ve sürecin başarı ile sonuçlanması AKP’nin gitmesine bağlı. Asıl başarı yasakların kalkması, yolsuzlukların son bulması ve yoksulluğun ortadan kalmasından geçiyor. Bunlar da yerel değil, genel iktidarın başarması gereken işlerdir. O halde başarı genel iktidara gelmek ve gelinen iktidarı demokratikleştirmekten geçiyor. Bunun da iki adımı vardır:

Birincisi, referandumla başlayan, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile kısmen süren, 31 Martta olgunlaşan ve 23 Haziranda İstanbul seçimleriyle zirveye ulaşan dört parti arasında kurulan güç birliğinin bütün tuzaklara rağmen bozulmadan devam et(tiril)mesine bağlı. Farklı anlayışlara sahip partilerin mevcut iktidarı değiştirmeye yönelik iş birliği, doğası gereği kırılgan bir yapı sergilese de; sona doğru yaklaşırken birlikte hareket etmenin devam ettirilmesi mahareti bu işe öncülük eden CHP’nin sırtındadır. (İşin bu kısmı şimdilik başka bir yazının konusu.)

Bu konuda şu kadarını söyleyerek bu bahsi kapatalım: AKP’nin Suriye’de sürdürdüğü başarısız ve her yönü ile bataklığa saplanan politikaları ve en son gerçekleştirilen “Barış Pınarı Hareketi” dışarıdan çok içeriye dönüktü ve en büyük amacı da son üç seçimdir CHP ile HDP arasında kurulan diyalogu bozmaya yönelikti. Bunda kısmen başarılı oldu da denebilir! Şimdi gene Suriye’de bir savaşın peşinde olmanın asıl nedeni de yaklaşan seçimlerdir. Beka söylemi ile toplumu manipüle etme isteğine dayanıyor, muhalefeti yenilgiye uğratmak için tuzaklarla doludur. AKP’nin tuzaklarına gelememek hatta onun kurduğu tuzaklarla zedelenen ilişkileri tekrar rayına koymak gerekir. AKP’yi ilk seçimde devirmenin ve Türkiye’yi demokratik parlamenter bir rejime kavuşturmanın yolu buradan geçiyor ve bunun da başını CHP çekiyor/çekmeli.

BELEDİYELERDE BAŞARI ŞART

İktidara yürümenin ikici şartı ise CHP’nin 31 Martta kazandığı belediyelerde başarılı olmaya bağlıdır. Halkın bu konuda oluşmuş beklentileri var ve şimdi herkesin gözü bu amaçla belediyelerin üzerindedir; “Ne yapacaklar, nasıl yapacaklar ve nasıl davranacaklar?” diye. Bu üç yıllık sürede az çok görüldü. Şimdi ivmeyi daha yukarı kaldırmak gerek. Toplum bu anlamda olup biteni hafızaya not ediyor. Bu nokta asla unutulmamalı.

En önemli aktör bu konuda İstanbul. Hatırlayalım; “İstanbul’u alan Türkiye’yi alır” sözü boşa söylenmiş içi boş bir söz değil. Ama bu “alma” meselesi, sadece “seçimi almak” olarak algılanmamalı, bu aynı zamanda toplumu kazanmak, halkın gönlünü almak olarak okunmalıdır.

Yanı sıra AKP’den alınan Ankara ve Antalya’da,  MHP’den alınan Adana ve Mersin’de başarılı olmak gerekir. Aslında bu sadece bir gereklilik değil bir zorunluluk, bir mecburiyettir. O yüzden özellikle AKP ve MHP’den alınan belediyelerde başarılı bir belediyecilik performansı gösterilmesi iktidara giden yolda büyük öneme sahiptir denebilir.. Peki, bu nasıl olacak? Elbette hizmetle olacak..

HİZMET ETMENİN ÜÇ BİÇİMİ

Yerel yönetimlerde/belediyelerde hizmetler genel anlamda üç başlık altında toplanabilir: 1)Rutin hizmetler, 2)Mega projeler, 3)Sosyal kültürel hizmetler. Sonuncusuna sosyal demokrasiyi en iyi gösterme yolu olan sosyal belediyecilik de diyebiliriz. Şimdi kısaca bu hizmetlerin yansımalarına bakalım.

Bilindiği üzere, yol açmak, su getirmek, kaldırım yapmak, çöp toplamak gibi rutin hizmetler her belediyenin yaptığı işlerdir. Kentte damga vuracak, bir dönemde ancak bir iki tane yapılabilecek olan projelere ise mega projeler diyoruz. Bir de üçüncü bir alan var ki asıl dikkat çekmek istediğim bu alandır. Bunlar, pahada hafif, yansıması büyük olan, küçük dokunuşlarla büyük katkı yapacak, ses getirecek sosyal projelerdir. Yeni nesil belediyecilikte, buna sağlıkla kullanılan bir kavramla “akupunktur belediyecilik” de deniyor. Yani küçük dokunuşlarla büyük yankıları ve dönüştürücü fonksiyonları olan sosyo-kültürel projeler belediyeciliği.

Şimdi bu üç alanın sosyolojik çözümlemesine bakalım: Rutin işler nankördür, kimse görmez. Görülse bile belediyenin hanesine başarı diye yazılmazlar genellikle. Her belediyenin yaptığı işlerdir. Biri az biri çok yapar, ama yapar. Bunlar hem toplumun gözüne gelmez hem de daha çok konfora yönelik hizmetler olduğu için yoksulluğun diz boyu olduğu kentlerde memnuniyet yaratmaz. Siz istediğiniz kadar asfalt dökün adamın arabası yoksa onun için bir anlam ifade etmez bu. Ya da güzel kaldırımlar döşeyin, işsiz güçsüzse kişinin açlıkla meşgul olan kafası bunun ayrıtına varmaz bile. Yer altına döşenen boruyu görmediği için halk, bir süre sonra bu alanda yapılanı unutur. Bu hizmetler yapılmayacak mı, elbette yapılacak, ama bunlar zaten her belediyenin rutin görevi olduğu için bunlarla övünmek, üstünde gereğinden fazla durmak gerekmez, söylediğimiz budur.

Büyük projelere gelince, bu nevi projeler büyük yatırım büyük, para gerektirir, kredi gerektirir, büyük krediler için de devlet garantisi gerekir. Bırakın yardımı, kendinden olamayan belediyelere anti demokratik bir biçimde kayyum atayan iktidar partisi, muhalefet belediyelerinin başarısını istemez. O nedenle bu mega projelere öncelik tanımayacaktır, rakibinin başarısını istemediği için bu projelerin baş tutmasını engelleyecektir. Ayrıca bu kriz ortamında ve onca borç yükü altında ezilirken mega projelere kaynak yaratmak imkansız değilse bile zordur.

SOSYAL BELEDİYECİLİĞİN MAHARETİ

Geriye sosyal projeler kalıyor. Aslında bu döneme uyan projeler tam da bunlardır. CHP’nin “sosyal belediyecilik”, derde deva “derman belediyeciliği” için biçilmiş kaftandır bu nevi projeler. Tabi bu işler, hüner ve yaratıcılık gerektirir. Yapacağınız projeler her şeyden önce adil, yeşil ve yaratıcı olmalı.

Gözden ırak tutulmaması gerek bir diğer husus da şudur: Özellikle son yıllarda göç ve kaçla gelenlerin büyük kentlerin varoşlarını doldurduğu bir dönemden geçiyoruz. Ne ki, gelenler köylü olmaktan çıkıyor ama kentli de olamıyor, arada kalıyorlar. Çünkü ne genel iktidarlar ne de şimdiye değin yerel iktidarlar bu kitlelere gerekli ihtimamı göstermiş. Kentlileşmeleri için gerekli hizmetler götürülmemiş, gerekli yatırımlar yapılmamış. Diğer kenttaşlar gibi bunların da kent üzerinde hakları olduğu gibi kente karşı görevleri de var. Ama görevlerini yerine getirmeleri için onlara haklarını teslim etmek gerekiyor. İşte yapılmayan budur. O nedenle bir yabancılaşma girdabı ve bir büyük anomi ile karşı karşıya bu kitleler. Bugün büyük kentlerin varoşlarında/çeperlerinde yabancılaşma ve anomik kentleşme kıskacında büyük bir trajedi yaşanıyor. Dolayısıyla gelenlerin kentlileşmesi önemli bir husus olarak hala önümüzde duruyor. Bu, arada kalma durumu insanların kaderleri değil, adil bir kent yaklaşımı ile değiştirilebilir. Bu da ancak sosyal ve kentsel altyapı projeleriyle ve kültürel, sportif projelerle mümkündür.

Öte yandan AKP döneminde iyi yönetilememekten dolayı, son yıllarda, her kentte aynı ad altında adeta birden fazla kent meydana gelmiş durumda. Sosyal demokrat bir başkanın en temel görevi bunlar arasındaki sosyo ekonomik gelişmişlik farklılıklarını, sosyal ve kentsel alt yapı farklılıklarını gidermektir. Nasıl ki merkezi iktidara geldiğimizde bölgelerarası farklılıkları gidermek istiyorsak, kentleri yönetenlerden de kentin kendi içindeki farklılıklarını gidermeyi istemek kentaşların hakları, yönetenlerin de görevidir. Özellikle de bir takım kentsel hizmetlerden, sosyal ve kentsel altyapı hizmetlerinden mahrum olanların acil ihtiyacı ve hakkıdır. Dememiz şu ki, sosyal belediyecilik hem belediyelerde başarılı olmanın yoludur hem de sosyal demokrat belediyeciliğin gereğidir.

Şimdi geliyoruz üçüncü soruya. Peki, burada başarı nasıl yakalanacak? Evet, can alıcı nokta burasıdır. Cevabı da bir o kadar önemli ve can alıcıdır.

BAŞARI İÇİN ÜÇ ADIMI

Bahse konu projelerin yanı sıra, anlayış ve yöntem itibari ile genelde yerel yönetimlerde, özelde belediyelerde başarılı olmak için atılması gereken üç adım vardır:

1)Hedeflerin net olarak ortaya konulması gerekir. Örneğin,

Hedef 1: Yaşadığımız kentlerde bir ad altında oluşmuş birbirine benzemeyen üç kenti bir kent haline getirmek hedefi. Hedef 2: Varsıllar karşısında yoksulları korumak, bu minval üzere projeler oluşturup uygulamak hedefi… Hedef 3: Sadece normal alt yapısı olan alanlara değil olmayan alanlara/varoşlara/yoksul mahallelere daha yoğun hizmet götürmek. Hedef 4: Hizmette kapsayıcı olmak; yani, dezavantajlı bütün gruplara (kadınlara, çocuklara, yaşlılara, engellilere) hizmette öncelik tanımak. Hedef 5: Çevreci bir anlayışla, doğa ve hayvan dostu bir yaklaşımı hâkim kılmak, doğayı ve hayvanları korumak. İnsan haklarına saygılı, doğa ve hayvan dostu bir kent ve kentli bilinci yaratmak. Hedef 6: İnsanı gelişme endeksi yüksek, hoşgörülü, erdemli bir kent yaratmak. Hedef 7: Adil, yeşil ve yaratıcı bir kent… vb., gibi.

2) Başarının ikinci adımı bu hedeflere ulaştıracak projeler oluşturmaktır.

Bunun için bir proje havuzu oluşturulmalıdır. Sadece belediye personelinden değil, kentin bütün dinamiklerinden, üniversitelerden, STK’lardan, derneklerden, demokratik kitle örgütlerinden proje istenmeli. Semtlerden, mahallelerden, ilçelerden ha keza.. Bu havuzda belli bir sürede yüzlerce proje birikecektir. Sonra bunlar içinde uygun olanlar seçilip hayata geçirilmelidir.

Peki, bu seçim hangi kriterlere göre yapılmalı?

  1. Öncelikle kaynağı ve geri dönüşü olan projeler seçilmeli,
  2. Çevreci olan, doğa ve hayvan haklarını koruyan projelere ağırlık verilmeli,
  3. İnsan haklarına saygılı ve hoşgörülü olanlar öncelemeli,
  4. Sosyal olan, yoksulları koruyan,
  5. Orijinal olan, yenilikçi olan, kentte değer katan,
  6. İnsani gelişme endeks(ler)ine sahip, kapsayıcı olan,
  7. Sürdürülebilir vb., ölçülere sahip projelere öncelik verilmelidir.

3) Başarının üçüncü adımı nitelikli ve ehliyetli kadrolardan geçer. Çünkü bu projeleri belirlenen hedeflere ulaştıracak olan nitelikli kadrolardır. Nitekim başarılı belediye başkanı sadece kendisi 24 saat çalışın başkan değil, başarılı kadro kuran başkandır. Bir belediye başkanı her şeyi bilmeyebilir; her şeyin uzmanı olması da beklenemez. Ama eğer liderlik vasıfları varsa, doğru adamı doğru işle buluşturabilir. O yüzden nitelikli ve ehliyetli kadro diğer bir değişle liyakat ve ehliyet sahibi kadrolar başarının olmazsa olmaz koşuludur..

Kadro oluştururken; 1.Nepotizmden uzak durulmalı, 2. Klienttalizm yapılmamalı, 3.Kroprosiden uzak olunmalı, 4. Ahbap çavuş ilişkileri ile yaklaşılmamalı, 5. Partizanlığı ön planda tutmamalı, 6. Başarı öncelenmeli ve 7. İlgi, bilgi ve takip sistemi esas alınmalıdır.

Ayrıca, belediye başkanı başarılı olmak için üç konuda cimri davranmamalı:

1)Bilgiye ulaşmada; çünkü çağımızda artık bilgi üretenler yönetecek, onu sadece tüketenler ise yönetilmeye mahkum olacaktır.

2) Nitelikli  kadrolara ulaşmada. Çünkü asıl zenginlik para değil vizyon ve niteliktir. Bir kurumdan niteliği çıkarın geriye sadece kaos kalır, dedikodu kalır.

3)Temsilde gereği gibi davranılmalıdır. Yanısıra katılımcılık, saydamlık, dürüstlük,  şeffaflık ve adil olmak elden bırakılmamalıdır. Böylece halktan yana, katılımcı, sosyal ve demokratik bir yerel iktidar kurulabilir.

Yerel iktidar aynı zamanda vatandaşının can ve mal güvenliğini sağlayacak; hızlı ve adil işleyecek; adalet duygusunu zedelemeyecek; liyakate dayalı başarı ve yükselme olanaklarını yaratacak; temel hak ve özgürlükleri sınırlayamayacak; işsizliği giderici ve istihdam sağlayıcı yol izleyecek; insanların gelecek umutlarını söndürmeyecek işler yapacak.

Bunları yapmaya çalışan bir yerel iktidar halktan yana demokratik ve başarılı bir iktidar olur. Ayrıca haksızlık ve yolsuzluklara savaş açmalı, yoksulluğu yok etmeli, yasakları ortadan kaldırmalıdır. Eşitliği tesis etmeli, özgürlükleri genişletmeli, hak hukuk adaleti sağlamalıdır. Çünkü bunlar ister yerelde ister genelde olsun siyasetin temel işlevleridir.

Sonuç: SİYASETİN ÜÇ İŞLEVİNİ YERİNE GETİRMEK

Bu anlamda ister genel ister yerel olsun siyasetin üç temel işlevi yerine getirmesi gerekir: 1)Üretimi artırmak 2)Üretilenin adil paylaşımını sağlamak ve 3)Bunları barış ve huzur ortamında gerçekleştirmek.

Çalışıp üretebilirsiniz, ancak sadece birileri zengin olursa ve bir kesim de fakir kalırsa bu taktirde gerçek anlamda kalkınmadan bahsedemeyiz.. Kalkınmayı tabana yaymak, sosyal demokrat ideolojinin temel amaçlarındandır. Diyelim ki onu da sağladınız, fakat ülkede/kette huzur ve barış ortamı yoksa o da bir işe yaramaz. İşte bu nedenle bütün bunları barış ve huzur ortamı içinde gerçekleştirmek gerekir.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en temel sorunlar bu üç noktada toplanıyor. Mevcut iktidar 20 yıldır bunları çözüyormuş gibi yaptı ama çöz(e)medi. Bu bile tek başına ülkenin yeni bir iktidara ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Bunun da, genelde muhalefetin işbirliğine, özelde ise belediyelerde gerçekleştirilecek olan başarılara bağlı olduğu açıktır.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.