Siyasal Paradigmalar
Dr. Bülent Avcı Bu yazı da akademik bir araştırma alanı olan eleştirel matematik eğitimini (EME) doktora süreci ve sonrasındaki deneyimlerim üzerinden anlatmaya çalışacağım. Freire, Habermas ve Eleştirel Matematik Eğitimi

Dr. Bülent Avcı

 

Bu yazı da akademik bir araştırma alanı olan eleştirel matematik eğitimini (EME) doktora süreci ve sonrasındaki deneyimlerim üzerinden anlatmaya çalışacağım.

Geçen on beş yıl zarfında Amerika’da eğitimci olarak çalışırken,  tüm eğitim emekçileri gibi neoliberal politika ve uygulamalarının olumsuz etkilerine maruz kaldım: Devlet okullarını özelleştirme girişimleri (charter schools), öğretmenlik ve akademisyenlik mesleklerinin değersizleştirilmesi, eğitimin test-hazırlık seanslarına indirgenmesi, eğitimcilerin akademik özgürlüklerinin ve mesleki otoritelerinin ellerinden alınması, okulların-kampüslerin bir tür işyeri yada ticaret alanlarına dönüştürülmesi ve benzeri şeyler…

Bir eğitimci olarak tüm bu olup biteni muhalif bir çerçeveden anlamlandırabilecek denli politik bilinç ve eleştirel pedagoji formasyonum vardı; fakat bunun matematik eğitimine nasıl uyarlayabileceğimi bilmiyordum. Mevcut literatürü şöyle bir gözden geçirdiğimde, EME’nin çok yeni bir alan olduğunu ve henüz taşların yerine oturmadığını gördüm. Bu alanda çalışma yapan akademisyen sayısı bir elin beş parmağını geçmeyecek kadar azdı. Mevcut literatür özetle şunu söylüyordu:

-Matematik eğitimi, yaygın bir tarafsızlık iddiasının aksine , politik bir alandır

-EME resmi müfredata mesafeli durmalı ve sosyal, politik, ve ekonomik konuları matematik dersleriyle ilişkilendirmelidir

-Matematik eğitiminde fonksiyonel ve eleştirel okuryazarlık ayırımını yapmalıdır

-EME üzerinden demokrasi ve vatandaşlık bağlantısı kurulabilir

Bunların hemen hepsi teorik çalışmalardı ve temenni olmanın ötesine geçmiyordu; hiçbiri derslikte-amfide öğrencilerinle baş başa kaldığında ne yapman gerektiği noktasında bir fikir vermiyordu. Mevcut çalışmaların çoğu eleştirel pedagojide olduğu gibi pratikten uzak teorinin teorisi haline gelmiş makalelerden oluşmaktaydı.

Eleştirel pedagojiye değinmişken, geçtiğimiz ay muhalif eğitimciler-akademisyenler çeşitli aktivitelerle, eleştirel pedagojinin en önemli figürü olan Paulo Freire’nin 100. doğum gününü kutladı. Ebetteki bu tür kutlamalar önemlidir ve sürdürülmelidir. Ve fakat Freire 50 sene önce kendi alan çalışmalarından hareketle bir kitap yazdı (ezilenlerin pedagojisi); bu alana ilgi duyan akademisyenler kendi pratiklerini hiç sorun etmeden halen  bu kitap üzerine konuşup durmaktalar. Oysa yapılması gereken teorinin pratikle diyalektik ilişkisini kurmak ve Freire’nin fikirlerini günümüz dünyasına ses verecek şekilde pratikte canlı tutmaktır.

Bu verili koşulardan hareketle eleştirel pedagojinin temel ilkelerin matematik eğitimine, eğitim dünyasındaki neoliberal hegemonyaya karşı duracak şekilde, nasıl uygulanabilir? sorusu ile doktora çalışmama başladım. Toplamda dört sene süren tez yazım sürecinin sonunda sonuçları Brill yayınları üzerinden kitap halinde yayınladım[1]. İngilizce yayınından iki yıl sonra kitap Töz yayınlarından, Kemal İnal çevirisi ile, Türkçe olarak yayınlandı[2].

Felsefi-Teorik arka plan.

EME alanında eleştirel pedagoji de olduğu türden felsefi-epistemolojik bir arka plan mevcut değildi. Tez önerisi aşamasında hem felsefi bir arka plan hem de buna uygun bir araştırma metodu oluşturmak durumundaydım. Bu süreçte Paulo Freire benim ana motivasyon ve moral kaynağımı oluşturdu. Freire’nin çalışmalarına baktığımızda üç ana kaynaktan beslendiğini görürüz. Birincisi Latin Amerika’daki özgürlük teolojisi,  ikincisi Amerikalı pragmatist düşünür John Dewey’nin fikirleri, ve üçüncü olarak Marksizm.

Freire diyalog kavramını varoluşsal bir gereksinim olarak tanımlar ve insancıl-demokratik eğitimin temel bileşeni olarak görür. Diyalog temelli pedagoji üzerinden öğretmen-öğrenci ilişkisi dikeyden yataya dönüşür; öğrenci  bilginin pasif tüketicisi değil öğretmenle beraber aktif yaratıcısı haline gelir; öğrenci ve öğretmen resmi müfredatın ve geleneksel kabul görmüş bilgilerin dışına çıkarak sorular sorar ve çözüm önerilerinde bulunur. Son analizde öğrenciler ve öğretmen bilinçlenme ve özgürleşme deneyimlerinden geçer ve derslikte-okuldaki hayat giderek demokratikleşir.

Araştırma metodu üzerine çalışırken Jürgen Habermas’ın çalışmaları ilgimi çekti.

Habermas post-modern şarlatanların aksine modernleşmenin henüz bitmemiş bir süreç olduğunu  ve aydınlanma ideallerine geri dönülerek modernleşmenin sorunları ile başa çıkılabileceğini savunur. Marksist teoride emek üzerinden tanımlanmış özgürleşme tespitinin tarihsel olarak başarısız olduğu noktasından hareketle, bilgi teorisini eylemsel iletişim kuramı üzerinden geliştirmeye çalışır. İdeal konuşma durumu olarak tanımladığı kuramı tahakkümcü olmayan ve özgürleşmenin önünü açan, iki kişi, gurup yada ulus-devlet arasında, iletişim imkanlarını irdeleyen ve bu yönüyle eleştirel eğitime uygulanabilecek kapsamlı bir teoridir.

Avustralyalı akademisyen, Stephen Kemmis, Habermas’ın iletişim kuramını referans alan eleştirel katılımcı aksiyon araştırması diye bir metot geliştirmişti. Bu noktadan hareketle teorik arka plan ve bununla uyumlu bir araştırma metodu oluşturmaya karar verdim. Freire ve Habermas’ın teorik yaklaşımları aynı değildi; fakat özgürleştirici ve demokratik diyalog teorisi bağlamında, birbirini tamamlayan fikirlerdi. Ontoloji, epistemoloji ve araştırma metodu alanlarında karşılaştırmalı analizler yaparaktan Stephen Kemmis’in geliştirdiği araştırma metodunun EME araştırmaları için uyarlanabileceği sonucuna vardım: EME-araştırma metodu ile ilgili prestijli hakemli akademik dergilerden olan Taylor Francıs[3] de yazdığım makale bu alandaki tek çalışmadır.

Habermas Avrupa birliği üzerinden ortalama bir sosyal demokrasinin varlığını kabul ederek yazarken, Freire’nin referansları, Türkiye’ye de çok benzeyen, Latin Amerika’dan gelmekteydi.  Böylesine birbirini tamamlayan yaklaşımlardan oluşan teorik altyapıların neoliberal ideolojinin  küresel hegemonyasına karşı yine küresel düzeyde bir karşı duruş sergileyebilmek için gerekli ve işlevsel olduğu düşüncesindeydim ve halen bu düşünceyi korumaktayım.

Sonuç:

Dört yılı aşan zorlu bir çalışmanın sonunda EME literatüre yaptığım katkıları özetlersem.

 

  1. Eleştirel katılımcı aksiyon araştırması eleştirel matematik eğitimi araştırmaları için en uygun metottur: zira bu yaklaşım diyaloğu merkeze koyar ve  araştırmayı öğrenciler üzerine değil öğrencilerle beraber yapmayı önerir. Öğrenci sürecin pasif bir objesi değil aktif bir öznesidir.

 

  1. EME diyalog temelli (otoriter olmayan) bir pedagoji ile hayata geçirilebilir. EME öğrencilerin matematik yaparken bilinçlenmesine ve diğer tüm kimlik ve aidiyetlerin ötesinde sınıf bilinci kazanmasına odaklanmalıdır.

 

  1. EME için kullanılabilecek hazır müfredat materyalleri yoktur. Eleştirel eğitimci (ler) mevcut ders kitaplarını revize ederek yada sıfırdan yazarak ders materyalleri geliştirmek durumdadır. Bu düşünüldüğünden daha zor bir iştir.

 

  1. EME rekabetçi-yarışmacı bir eğitimden ziyade birlikte öğrenmeyi teşvik eden dayanışmacı bir kültür aşılamalıdır. Bu yaklaşım eleştirel vatandaşlık ve demokratik değerlere odaklanmış bir EME için elzemdir.

 

  1. Ders materyalleri araştırma temelli bir yaklaşımla hazırlanmalı; dersler-projeler birlikte öğrenme ve diyalog ortamı yaratacak şekilde  tasarlanmalıdır. Açık-uçlu olarak tasarlanmış matematik problem ve projeleri ne çok zor nede çok kolay olmalıdır.

 

  1. Eleştirel pedagoji ve EME doğası gereği politik bir aksiyondur. Öğretmen tarafsızlık adına kendi dünya görüşünü ve düşüncelerini gizlememelidir; aynı zamanda öğrencilerin görüşlerini rahatça dile getirebilecekleri demokratik ortamı yaratmaya çalışmalıdır. Başka bir deyişle eleştirel öğretmen her ne adına olursa olsun propaganda olarak kategorize edilebilecek süreçlerden uzak durmalıdır. Freire’nin dediği gibi propaganda işgalcilerin ve sömürgecilerin dilidir. Eleştirel eğitimciler işgalcilerle aynı metodu kullanamaz, kullanmamalıdır.

 

  1. EME’nin üç ayağı olan diyalog temelli pedagoji, birlikte-beraber öğrenme ve araştırma-eksenli eğitim pratiği, ancak ve ancak sınıfı (derslik) demokratik bir komüniteye dönüştürmeye odaklanmışsa sürdürülebilir bir eğitim faaliyeti olabilir. Bu süreçler birbirleri ile diyalektik olarak bağlıdır. Biri olmadan diğeri olmaz.

 

  1. EME sınıfı (derslik), eşitler arası diyalogun yaşam bulduğu komüniteye dönüştürebildiği ölçüde,  eleştirel vatandaşlık ve demokrasi eğitimi niteliği kazanabilir.  Öğrencilerin eleştirel bilinç edinme süreçleri bağlamında, EME’nin nihai hedefi eleştirel vatandaşlık ve demokratik toplum ideali olmalıdır.

 

  1.  Neoliberal kapitalizmin baskın olduğu eğitim dünyasında neoliberalizme muhalif bir eğitim pratiği egemenlerin hoş karşılayacağı bir durum değildir.  EME ve benzeri muhalif eğitim pratiklerinin bu anlamda belirli riskler içerdiğini de belirtmek gerekir.

Son olarak şunu da eklemek isterim ki, dünyanın bir yerindeki bir okulda-derslikte yapılan bu mücadele küresel anlamda ne ifade edebilir ki diye düşünenler olabilir.

Ancak unutulmamalıdır ki dünya küresel neoliberal kapitalizmin işgali altındadır ve bizler bu işgalin ortasında, nefes alabileceğimiz küçük alanlar açarak umudu canlı tutabilir ve mücadeleyi etkin kılabiliriz.

[1] Critical Mathematics Education

Can Democratic Mathematics Education Survive under Neoliberal Regime? https://brill.com/view/title/54038

[2] Neoliberalizm, Matematik Egitimi ve Sinif Mücadelesi, https://www.amazon.com/Neoliberalizm-Matematik-Egitimi-Sinif-M%C3%BCcadelesi/dp/6058045584

[3]  Research methodology in critical mathematics education

https://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/1743727X.2020.1728527

 

Gazete Tebeşir

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir