Siyasal Paradigmalar
Doç. Dr. Yunus Emre Doğu Akdeniz sahip olduğu enerji kaynakları nedeniyle hem bölge ülkeleri hem de küresel güçler açısından jeostratejik bir öneme sahiptir. Türkiye açısından... Doğu Akdeniz ve Türk Dış Politikası
Gönderiyi Paylaşın

Doç. Dr. Yunus Emre
27. Dönem Milletvekili
Dışişleri Komisyonu Üyesi
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Grubu Üyesi

 

Doğu Akdeniz sahip olduğu enerji kaynakları nedeniyle hem bölge ülkeleri hem de küresel güçler açısından jeostratejik bir öneme sahiptir. Türkiye açısından geçmişte GKRY’nin petrol ve doğalgaz arama faaliyetine girişmesi ile zaman zaman gündeme gelmiş olan Doğu Akdeniz meselesi özellikle son 2 yıldır Türkiye’nin Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanları Sınırlandırılmasına dair mutabakat muhtırası ve Libya’daki çatışmalarda izlediği politikalar nedeniyle uzun süre gündemde kaldı.

Yunanistan, GKRY, Mısır, İsrail, İtalya ve Ürdün’ün Eylül 2020’de oluşturduğu Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nda Filistin de kurucu üye olarak yer almış, Fransa daha sonra üye olarak kabul edilmiş ve ABD ve AB de gözlemci üye olarak katılmıştır. Türkiye’nin bu foruma davet edilmemesi ise elbette Türkiye’nin söz konusu üyelerin çoğu ile yaşadığı ihtilaflar ile ilgilidir. Ancak Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ülke olarak Türkiye’nin böyle bir forumdan dışlanmış olması Türkiye’ye dönük hasmane bir tutum olarak not edilmelidir. Dikkat çekici bir diğer nokta ise ilişkileri yıllardır sorunlu olmuş ülkelerin Türkiye’ye karşı böyle bir forumda bir araya gelebilmiş olmalarıdır. Bölge ülkelerinin Doğu Akdeniz’deki işbirliklerinin sadece gaz forumu ile sınırlı kalmadığını belirtmek gerekir. Doğu Akdeniz ile gerilimin yüksek olduğu geçtiğimiz yıl Mısır, BAE, Fransa, Yunanistan ve GKRY’nin ortak bir askeri tatbikat düzenlediklerini de hatırlatmakta fayda var.

Türkiye’nin Cumhuriyet tarihi boyunca uluslararası ilişkilerde hakkaniyet, diplomasi ve karşılıklılık temelinde sürdürmeye çalıştığı dış politika özellikle AKP iktidarının son yıllarında yerini çatışmacı söylemlere bırakmıştır. Dolayısıyla haklı olduğu dış politika konularında bile kendine destek bulmakta zorlanmış, aksine karşısındaki bloğun yeni işbirliği alanları yaratmasına sebep olmuştur. Bölge ülkelerinin Türkiye’den algıladıkları tehditleri ortaklaştırarak Türkiye’nin dışlandığı bölgesel işbirliklerini güçlendirmesi Türkiye’yi denklemin dışında bırakmıştır. Doğu Akdeniz bahsinde de Türkiye hatalı dış politikası nedeniyle kendi lehine olan statükoyu kendi aleyhine çevirmiş ve karşısındaki aktör sayısını da arttırmıştır. Örneğin tarihsel olarak Yunanistan ve İsrail ilişkileri hep problemli olagelmiş ve Yunanistan 1992’ye kadar İsrail’i tanımamışken son dönemde izlenen yanlış politikalar nedeniyle Yunanistan ve İsrail ilişkilerinde ciddi bir yakınlaşma görünmektedir.

Erdoğan iktidarının hatalı dış politikasının Türkiye’ye maliyetleri ağır olmuştur. İkili ilişkiler ve bölgesel konularda yaşanan kriz ve diyalog eksikliği Türkiye’yi gitgide yalnızlaştırmış ve başta Doğu Akdeniz, Ege Sorunu ve Kıbrıs Davası olmak üzere haklı olduğu davaları savunmakta güçlük çeker bir konuma getirmiştir. Türkiye, Doğu Akdeniz konusunda en başından beri ülkenin çıkar ve güvenliği açısından haklı iken uluslararası alanda kendine bir destek bulamamıştır. Hatta Ege ve Doğu Akdeniz meselelerinde sıklıkla karşı karşıya geldiği ve ilişkilerin gerildiği Yunanistan, bölgedeki diğer aktörlerle artan işbirliği ile kendisine bölgesel bir rol kazandırmış ve adeta Avrupa’nın Doğu Akdeniz’e açılan “güvenli”  kapısı konumuna gelmiştir. Yunanistan Türkiye’nin hem Doğu Akdeniz’de hem de dış politikadaki sıkışmışlık ve yalnızlığını fırsata çevirerek batının Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya yönelik politika ve eylemlerinde köprü vazifesi üstlenmeye başlamıştır. Bunun yanında Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikası AB tarafından da yüksek tonda eleştirilmiş ve hatta Türkiye yaptırımlarla tehdit edilmiştir.

Son dönemlerde Yunanistan’ın Fransa ve ABD ile yaptığı savunma alanındaki anlaşmalar ile geçtiğimiz günlerde GKRY ve Mısır ile beraber Türkiye’yi Doğu Akdeniz ve Ege’deki eylemlerine son vermeye çağıran bildirileri beraber değerlendirildiğinde Türkiye’ye karşı oluşan işbirliklerinin güçlendiği gözlemlenmektedir.  Özellikle son bildiri ile dikkatleri çeken iki önemli husus söz konusudur. Birincisi, Türkiye hem Yunanistan ile istikşafi görüşmeleri devam ettirmekte hem de Mısır ile ilişkileri normalleştirme çabalarını sürdürmektedir. İkincisi bu deklarasyonda Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikalarına yönelik eleştirinin yanına Ege’deki ihtilafların da dahil edilmesi ve Mısır’ın Yunanistan’a destek vermesidir. Diplomasinin iktidar tarafından “yeniden keşfedildiği” bir dönemde Mısır ve Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı sert tutumunun halen devam ediyor olması görüşmelerin çok da başarılı olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin Mısır ile deniz yetki alanlarını sınırlandırma müzakeresi ve anlaşması yapılabileceğine dair geçtiğimiz aylarda yapılan açıklamaların da pek mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

Son dönemlerde Doğu Akdeniz’deki tansiyon biraz düşmüş gözükse de Ak Parti iktidarının hatalı dış politikalarının Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde bıraktığı hasar kısa sürede geçecek gibi gözükmemektedir. Türkiye’nin uzun yıllarca sürdürmeye çalıştığı barış ve hakkaniyet temelli dış politikasıyla yarattığı imaj sert güç politikalarına ağırlık verilmesi, devletlerarası diplomasinin kişisel yakınlığa indirgenmesi, dış politikanın iç politikada bir tüketim malzemesi gibi kullanılmasıyla Türkiye’nin dahil olduğu her dış meselenin aleyhine sonuçlar üretmesine neden olmuştur. Türkiye’nin içinde bulunduğu yalnızlıktan kurtulması için diplomasiye yeniden şans verilmiş olsa da AK Parti iktidarlarının oluşturduğu hasar ve güven sorunu ikili ve bölgesel ilişkilerdeki normalleşmenin önündeki engel olmaya devam etmektedir. Ancak Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde içinde bulunduğu yalnızlık geri dönülmez değil. Bunun için ciddi bir politika ve yaklaşım değişikliğine ihtiyaç olduğu açık. Dolayısıyla sadece Doğu Akdeniz bahsinde değil genel olarak Türkiye’nin dış politikasında yeniden güvenilir ve öngörülebilir politikalar benimsemek ve devletlerarası ilişkileri yeniden güven temelli tesis etmek gerekmektedir.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.