Siyasal Paradigmalar
Murat Kaymak Eğitim ile istihdam arasındaki ilişki Sümer okullarına kadar dayanmaktadır. Sümer çocukları, iyi bir yazıcı, bürokrat olmak için okuldaki zorlu eğitimi bitirmek zorundaydı. İşi... Değişen İstihdam ve Eğitim
Gönderiyi Paylaşın

Murat Kaymak

 

Eğitim ile istihdam arasındaki ilişki Sümer okullarına kadar dayanmaktadır. Sümer çocukları, iyi bir yazıcı, bürokrat olmak için okuldaki zorlu eğitimi bitirmek zorundaydı. İşi bilmek, topluma yararlı olmak eğitimin temel amaçları arasında yer almaktaydı. Modern toplumla birlikte eğitim ile istihdam arasındaki ilişki çok daha sıkı hale geldi. 18,19 ve 20. Yüz yıl gibi üç uzun yılda eğitim, esas olarak işe girmenin aracıydı.

İlk zamanlar iş için gerekli insanın azlığı işe girmede sorun yaratmıyordu. Ama zamanla istihdam alanları sınırlı hale geldikçe önce işe yerleşebilmek için oluşan kuyrukta bekleme /bekletme yoluna gidildi. Ama bunun da yeterli olmadığı ortaya çıktıkça, bu kez geçmişte aynı iş için yeterli görülen eğitim yeterli görülmez hale geldi. Bu nedenle istihdamla bağlantılı kurgulanmış bütün eğitim sistemlerinde eğitim sürelerinin uzatılması yoluna gidildi. Ortaokulun yeterli olduğu yerde lise, lisenin yeterli görüldüğü alanlarda lisans eğitimi gerekli görüldü. Şimdi lisans da yetmiyor olmalı ki yönelim yüksek lisansa, doktora yapmaya doğru.

Burada anahtar sözcük istihdam.

Eğitim sistemlerinin sorunlarını anlamanın biricik yolu insanların yaşamlarını sürdürmek için bir işe ihtiyaç duyması ve bu işinde ancak iyi eğitim yoluyla kazanılabileceğine olan yüksek inanç.

Böyle düşünmekte, buna inanmakta haksız da değiller.

Tıp eğitimi alırsanız doktor olursunuz, doktor olmak demek iyi para kazanmak demektir. Yazılımcı olmak için bu alanda iyi eğitim almak size hem iş bulmanın yolunu açar hem de para kazanmanın.

Yaşananlar gösteriyor ki bu durumun her zaman böyle gideceği anlamına gelmiyor. Öğretmenlik mesleğinde yaşanan tam da bunu gösteriyor.

Örneğin Cumhuriyetin ilk yıllarında istihdam için en fazla ihtiyaç duyulan mesleklerden biri öğretmenlikti. O yıllarda kısa zamanda öğretmen olmanız mümkündü. Üstelik o günkü koşullarda da iyi denilebilecek bir ücret alınırdı. Zamanla öğretmene duyulan ihtiyaç azalmaya başladı. 1980’lere gelindiğinde bu kez mezun olanların istihdam edilmesinin yanlışlığı vurgulandı. Öğretmen olmak isteyenlerin önüne sınav kondu.1996 yılına gelince sınav nedeniyle gerekli öğretmen açığının karşılanmadığı tespit edildi, tüm örgün lisans eğitimi mezunlarına sınıf öğretmeni olmanın yolu açıldı. İngilizce eğitim alanlar ise İngilizce öğretmeni yapıldı. Öğretmen açığı kapanır kapanmaz bu kez tekrar, öğretmen olarak işe başlayacakların önüne sınav konuldu. Başlangıçta bu sınav, adayın eğitim bilgisini ölçmek yerine sıralama yapabilmeye imkân veren bir sınav biçimindeydi. Sınavın bu şekilde genel kültür ve yeteneğe dayanmasına zamanla adaylar itiraz ettiler. Bizi, eğitimini aldığımız alandan sınav yapın dediler. Oysa böyle bir sınav önceki eğitimlerini anlamsızlaştıran bir işlev üstlenecekti. Böylece öğretmenlikte mesleki yeterlilik için, lisans üzerine cila çekmeyi zorunlu oldu. Sorun çözüldü mü? Kesinlikle hayır. Yüz milyonları bulan öğretmenlik eğitimi almış insan işsiz ya da başka iş alanlarında çalışmaktalar.

Öğretmenlikte görülen bu durum İktisadi İdari Bilimler ve Hukuk Fakülteleri için yaşanmaya devam ediyor. Bu fakültelerden mezun olanlar da işe girebilmek için yüksek lisans, doktora yapmaya çalışsalar da işsiz kalmaya devam etmekteler. Fen-Edebiyat Fakültelerinden mezun olanların durumu ise daha açıklı. Doktora dahi yapsalar alanlarında bir kurumda görev almaları çok zor. Çünkü birçok üniversitede fizik, kimya gibi bölümler kapanmakta.

Şimdi durumu kavramaya çalışalım.

Toplum eşitsizlikler üretir. Eşitsizlik de kaçınılmaz olarak hiyerarşi üretir. Toplumların ürettiği eşitsizliklerin yarattığı sorunları aşabilmenin en önemli yolu uzun zamandır eğitim olarak görüldü. Bu yanlış da değildi. Ancak meslekler alanında kurulan bu hiyerarşide belirleyici olan toplumların ihtiyaçları, o işlere yönelik bilgi ve teknolojilerdeki değişim olmaktaydı. Bir mesleğin daha değerli olmasını, daha iyi para kazandırmasını eğitim kadar o mesleğe duyulan ihtiyaç belirmekteydi. Eğer bir toplumda mesleğe duyulan ihtiyaç fazla ise bu meslek için öngörülen eğitim müfredatı özel bilgi ve beceri gerektiriyor, ama en önemlisi de iyi para kazandırıyorsa toplum, en zeki çocuklarını bu alanlara yöneltir. Ancak bu durum, 1000 doktora ihtiyaç duyulurken 100, 500, 900 doktor yetiştirilirken geçerlidir. 1000 doktora ihtiyaç duyulurken 2000 doktor yetiştirirseniz, bu insanların eskisi gibi para kazanmaları mümkün olmayacaktır. Hele bir de çalışılan alan özel piyasa koşullarına göre yapılanmış ise doktorların, nerede ise hiç eğitim almamış çöpçü kadar para kazanması dahi mümkün olmayabilir. Böyle bir durum olduğunda da toplumun zeki ve çalışkan çocukları, para kazanılacak, yaşam refahı getirecek başka iş kollarına yönelecektir.

Burada şu üç tespiti yapabiliriz:

Toplumun ihtiyaç duyduğundan daha fazla kişinin eğitim yoluyla yetiştirildiği meslek alanları hızlı biçimde özelleştirilmektedir. Bu yolla kamu, her yurttaşın çalışma hakkına yönelik talebini yerine getirme sorumluluğundan uzaklaşmaktadır.

İkinci bir tespitimiz de şudur: Geçmişin nitelikli mesleklerinde istihdam sınırlarına ulaşıldıkça meslekler prestij kaybına uğramakta. Bu kayıp yaşanırken hem bu mesleklerde hem de geçmişin önemsiz görülen mesleklerinde prestij arayışını ifade eden isim değişiklikleri görülmektedir. Dün gururla öğretmenim diyenler bugün mesleğin nedir sorusuna eğitimciyim diye cevap verebilmektedir. Avukatlar ise kendilerini hukukçu olarak tanımlamaktadırlar. Çöpçüler de geçmişin olumsuz bakışından kurtulmak için kendilerini “atık ayrıştırıcıları” olarak tanımlamaktalar.

Üç, toplumda prestijli geçmişte iyi para kazandıran mesleklerde istihdam fazlası oluşmuşsa mesleğe hazırlık evresindeki eğitimin sıkılığı gevşetilmektedir. Nerede ise herkesin hukuk eğitimi almasının imkanları arttırılmaktadır. Çünkü eğitim sisteminin istihdamla olan ilişkisi, artık doğrudan diplomayla kurulmamaktadır. Sınavlar ve belgeler, diplomanın yanına eklenmiş durumdadır.

Dört, eğitimle istihdam ilişkisinin doğrudan olmaktan çıktığı koşullarda eğitimle ilgili söylemde de nitel bir değişim yaşanmakta. Sorun konuşan dil rakam, sayı konuşan dile dönüşmektedir. Niceliği vurgulamak, öne çıkmaktadır.

Kısacası yaşadığımız sorunları, okulda yaşananların yerine istihdam, iş ve emek açısından bakarsak daha fazla sonuç alıcı çözümler üretebiliriz. İstihdam politikalarıyla eğitim politikaları daha fazla bir arada düşünülmelidir. İstihdam alanını serbest piyasa kavramı üzerinden tamamen hukuki zeminden yoksun bırakırsanız, eğitim ve istihdam politikalarını birleştirmeniz de pek mümkün olmaz. Örneğin bu konuda Edna Bonacich’ın geliştirdiği “bölünmüş emek piyasaları” teorisi üzerinde durulmayı hak etmektedir. Rasyonel seçim kuramının hala geçerli olduğunu düşünenler de atanamamış öğretmenlere kardeşim sizde bilerek isteyerek eğitim fakültelerini seçiyorsunuz diye çıkışıp duruyorlar ya onlarda rasyonel seçimin, rasyonel kısmının nasıl işlediğine bir baksalar fena olmaz.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.