Siyasal Paradigmalar
Prof. Dr. Ahmet ÖZER Bir kere en sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim. CHP’nin hedef kitlesi mağdurlar koalisyonudur. Kim bu mağdurlar koalisyonu diye sorulabilir: Ezilenler, horlananlar,... CHP’nin İktidar Yolculuğunda Ana İstasyonlara Sosyolojik Bir Bakış – Bölüm 3
Gönderiyi Paylaşın

Prof. Dr. Ahmet Özer
Toros Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi

 

CHP HEDEF KİTLESİNİ NASIL BELİRLEMELİ?

Hedef kitle mağdurlar

Bir kere en sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim. CHP’nin hedef kitlesi mağdurlar koalisyonudur. Kim bu mağdurlar koalisyonu diye sorulabilir: Ezilenler, horlananlar, dışlananlar, sesi çıkmayanlar, sistemden pay almayanlar, eşitsiz bölüşümün kurbanı olanlar, devletten ve AKP iktidarından darbe yiyenlerdir; kadınlar, yaşlılar, emekliler, işçiler, emekçiler, varoşlarda birikmiş göçzedeler, toplumun alt tabakaları, hepsi mağdurları oluşturuyor.

Genel olarak bu kesimlerle özel olarak ise gene bu mağdur kesimlerin içinde yer alan Kürtler, mütedeyyinler ve varoşlarda yer alanların bu süreçte hedef kitle içinde çok özel olarak değerlendirilmeleri gerekir. Bunlara Aleviler, Ezdiler, Süryaniler, aydınlar, sanatçılar, alt gruplar, gayri Müslimler de eklenebilir.

Üç açılım ve hedefler

Bu çerçevede hep söyleyegeldiğimiz bir hususu yenileyelim: CHP’nin önünde üç açılım duruyor. Bunlar Türkiye’nin gündeminde sürekliliğini koruyan ve birçok mağduriyeti de içine alan Kürt sorunu, mütedeyyinlerle olan sorunlar ve varoşlarda yaşayan açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan insanların sorunlarıdır. Bu üç sorun alanında yaşayan kesimler CHP ile barışık olmadığı gibi ona genellikle oy da vermiyorlar. Oysa bunlar da mağdur kesimlerin içinde. Bu durum behemehâl değişmeli.

Sol ve sosyal demokrasi doğası gereği mağdurların sesi, kimsesizlerin kimsesi olarak bu kesimlere dayanması gerekirken, tersine bu kesimler CHP’den ziyade AKP’ye yüksek oranlarda oy vermeleri manidardır. Bu çelişkinin giderilmesi için CHP yönetiminin kafa yorması gerekir. Dolayısıyla bu üç açılım CHP’nin yeni dönemde önünde duran üç önemli konuyu oluşturuyor. Bu konularda CHP’nin atacağı adımlar çift taraflı işlev görecektir. Bir yandan Türkiye’nin üç önemli sorununa siyasi çözüm projeleri üreterek katkıda bulunacak, öte tarafta bunları konuşmanın ve çözmenin sadece iktidar partisinin tekelinde olmadığını göstererek (ve bu konularda gündemi belirleyerek) epeydir kendisinden uzak duran bu hedef kitlesiyle barışacaktır. Madalyonun iki yüzü gibi birbirine bağlı bir durum söz konusudur; birini yaptığında öbürü kendiliğinden devreye girecek; ya da tersine birini yerine getirmeden öbürü ile ilgili iddiası geçerli olmayacaktır.

Kılıçdaroğlu risk aldı, devamını getirmeli

CHP Genel Başkanı bazı itirazlara rağmen büyük risk alarak ilk adımı attı. Sorunların çözümü konusunda “esas”tan ziyade kimseyi başlangıçta bağlamayan bir yol haritası (usule ilişkin öneriler) sundu. Örneğin hak hukuk vurgusu, helalleşme çağrısı, bahse konu sorunları ben çözerim demesi önemli atılımlar olarak seçmenin nezdinde itibar gördü, öne çıktı.

Kür meselesindeki önerinin en önemli yanı meselenin silahla, güvenlik politikalarıyla çözülemeyeceğini söylemesi ve çözüm yeri olarak meclisi işaret etmesidir. “Parlamento zemininde toplumsal uzlaşma sağlarsak sorunu aşabiliriz” diyerek, artık anaların ağlamaması için çözümün altını çizmiş oldu. Öte tarafta hem parti içi hem de parti dışı milliyetçi, ulusalcı kesimlerin şimşeklerini üstüne çekerek risk de aldı: “Bu sorun çözülür, insanlar yaşamını yitirmezlerse, bu benim genel başkanlığıma mal olacaksa olsun” demesi de önemli bir çıkış. Toplumun can alıcı sorunlarının çözümü için risk yüklenen cesur lider portresi kesinlikle kaybettiren değil kazandıran bir işlev görüyor.

Ancak asıl aşılması gereken sorunlar yumağı şimdi başlıyor. Genel seçim öncesi yenilikçi ve değişimci söylem ve bu cesur açılımlar nasıl ve ne kadar devam edecek? Bu soruların yanıtları adımların rotasını ve hatta CHP’nin geleceğini belirleyecek nitelikte.

Gelenekçi tabanın tutumu frenliyor

Burada engel gibi görünen bir olgu var, o da CHP’nin geleneksel tabanını oluşturan kimi ulusalcı ve milliyetçi damarın bu konu(lar)daki tavrı ve yönetimin buna karşı alacağı tutumdur. CHP zaman zaman bazı adımlar atmak istediğinde bagajının oluşturduğu ağırlıkla  geleneksel tabanı engel teşkil ediyor/ya da engel teşkil edecek gibi algılanıyor. “Bizim de açtığımız yaralar var” söylemine bu cenahtan tepkiler gelmesi gibi.  Kanatlarımızdaki ağırlıklardan kurtulmazsak uçamayız demesi gibi. Buradaki kasıt buna itiraz eden seçmenden kurtulmak değil onları ikna etmektir. Varsa söylem ve eylemlerini gözden geçirmektir. Bu da son derce anlaşılır ve gerektiğinde özeleştiri yapabilen erdemli bir lider portresi ortaya koyuyor, bu yaklaşım ona olan güveni artırıyor.

Liderlik, geçmişte görüldüğü gibi yapacağı atılımlarla bu tabanı da değiştirip dönüştürmesi gerekirken tersine bu kesimin duruşuna ve isteklerine boyun eğen ve o nedenle eski statükoyu koruyan bir duruş sergilememeli. Yaklaşık yirmi yıldır, dünyada sol adına meydana gelen olumlu gelişmelere ve iktidarlaşmalara rağmen, CHP’nin bu alanlardaki bazı tutumları Türkiye’de benzer bir iktidarlaşmanın önünü tıkamada rol oynamış olabilir. Ne kendi değişebildi ne de iktidarı değiştirebildi demeleri bundan.

Yenilikçi ve değişimci bir açılım eldekini de götürebilir denerek “Dimyata pirince gidersem evdeki bulgurdan da olurum” korkusu endişesini yaşadı hep. Oysa siyasette risk almadan ileri gitmek, atılım yapmak mümkün olamıyor. Şimdi bunu aşacak bir hamleyle karşı karşıyayız. Bunu analiz etmeden önce bu geleneksel tabanın sosyolojisine bir göz atalım.

Geleneksel tabanın sosyolojisi nasıldır?

CHP’nin bahsettiğim geleneksel tabanı içinde önemli bir yer tutan bu tabanın sosyolojisine bir göz attığımızda şunları görüyoruz: Bu kesim, cumhuriyet dönemi eğitim politikalarının üzerinde başarılı olduğu, eğitim ve gelir düzeyi Türkiye ortalamasının üstünde olan; bölünme ve şeriat konusunda endişeleri olan; daha ziyade kıyı şeridinde birikmiş, kentli ve küçük burjuva alışkanlıklara sahip orta ve orta üstü bir sınıftır. Sösyo kültürel ve politik bakımdan sanata, yazıya, sinemaya, müziğe, tiyatroya düşkün; kendini “solcu” olarak nitelemekten hoşlanan, buna rağmen dünyadaki ve Türkiye’deki değişimlerden kimi zaman kopuk, kimi zaman bu değişimlerden kuşkulanan; konjonktüre göre müttefikleri değişen; yaşam biçimini beğendiği batının felsefi değerleriyle kimi zaman çatışan; hem Batı’nın hem Doğu’nun değerlerine tam adapte olmayan; çağdaşlık adına geriye dönmeye uğraşan, kriz zamanlarında Atatürk’e ve 1923’e sığınan; bütün dünyanın ve “emperyalizmin” kendisine düşman olduğuna inanan bir kesimi oluşturuyor. Belirtilen bu hususlar kitlenin durumuna göre bazen bütünüyle bazen bir kısmıyla yaşanabiliyor. Bu sosyoloji oy bakımından zaten kendi sınırına ulaşmış durumda.

Kaygılar yersiz

CHP yönetimi, uzunca bir zamandır yukarıda bahsettiğimiz bazı meselelerde yenilikçi ve çağın ruhuna uygun çözümler ürettiği takdirde “bu kemikleşmiş tabanının” önemli oranda kendisinden kopacağı kaygısı ile hareket ediyor. Bu da değişimi engelleyen ya da yavaşlatan bir işlev görüyordu. Oysa bu yersiz bir kaygıdır. Çünkü deneyimlerle sabittir ki; onu sınırlandırıp belli alanlar içine hapseden bu algı, “açık kamuoyunda” böyle görünse bile, oy verme zamanı gerçekleşen “saklı kamuoyu” incelendiğinde bu seçmenin kendi partisinden ayrılmadığı görülür. Kılıçdaroğlu’nun referandum sürecindeki söylemleri, 2015 seçimleri ve 2019 yerel seçim söylemleri sonucunda bu durum net biçimde zaten test edildi ve görüldü.

Lider umut olan kişidir

O halde bu milyonları oluşturan insanın enerjisi, bu muhteşem potansiyel, bırakın iktidar olmayı neden bir türlü iktidar alternatifi yaratmayı başaramamıştı? Kılçdaroğlu’nun şimdi başörtü melesinde, Kürt meselesinde yaptığı gibi birtakım ataklar neden yapılmıyordu? Bu soruların cevabını bulmadan CHP iktidar olamaz.

Burada AKP’nin aşıladığı, biz daha iyi yaparız “umut kültürü” yerine, CHP’nin bu kitlesine hâkim olan “dün daha iyiydi, bugün dünden daha kötü, yarın bugünden de kötü olacak, çünkü AKP iktidarı var” düşüncesinin yarattığı bir “korku kültürü” egemen. Korunma anlayışı, “öğrenilmiş çaresizlik” yeni atılımlar yapma, yeni bir Türkiye vizyonu çizme yerine eskiyi korumanın derdine düşüyor, bu da onu ileri götürmüyor bir türlü. İşte burada lidere düşen görev, böyle durumlarda risk yüklenme pahasına korku yerine kitlesine cesaret aşılayan, umutsuzluk yerine umut veren, toplumda heyecan dalgaları yaratan bir turum ve tavırdır.

CHP yeni hedef kitlelere açılımlarını devam ettirmeli

Sırada mütedeyyin ve varoş açılımı daha güçlü yer almalıdır. Bir kere deyip geçmekle olmaz. Çünkü yılların birikimi var. Bu kalıpları bir kerede kırmak kolay değil. Bir başka nokta da şu: Toplumda oluşan “CHP tuzu kuruların partisidir, iktidar olmak istemiyor, ana muhalefet ona yetiyor” algısını kökten değiştirmeli artık. Çankaya ile birlikte Altındağ’da ve Mamak’ta da iddialı olduğunu ortaya koymalıdır. Başörtüsü sorununun pratikte üniversitede çözülmesine önayak olan parti olarak mütedeyyinlerle bir meselesi olmadığını, laikliği gerçek anlamda uygulamak suretiyle Türkiye’de her türlü inanç meselesini çözebilecek kadroları olduğunu samimiyetle ortaya koymalıdır.

Bu, başta CHP olmak üzere, Türkiye siyasi partilerinin hem misyonu hem de yaşanan sorunlar gereğince çizmeleri gereken vizyonları olmalıdır. Uzunca bir zamandır Türkiye’de başta iktidarın uygulamaları olmak üzere siyaset bu konularda çözümün değil sorunun bir parçası haline gelmişti. Şimdi siyaset çözüme el veriyor, bu hem siyaset kurumuna hem de sorunların siyasal barışçı çözümüne olan güveni ve inancı artırıyor. Ve böylece iktidarın yolu da daha kolay açılıyor.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.