Siyasal Paradigmalar
Prof. Dr. Ahmet ÖZER AKP’nin dini siyahlaştıran politikasına karşın HDP ise Doğu ve Güneydoğuda etnik temele dayalı bir politika yürütmekte. HDP’nin 2015 seçiminde Güneydoğuda oy... CHP’nin İktidar Yolculuğunda Ana İstasyonlara Sosyolojik Bir Bakış – Bölüm 2
Gönderiyi Paylaşın

Prof. Dr. Ahmet Özer
Toros Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi

 

CHP ve ÜÇÜNCÜ BİR YOLU AÇMANIN ÖNEMİ

Giriş

AKP’nin dini siyahlaştıran politikasına karşın HDP ise Doğu ve Güneydoğuda etnik temele dayalı bir politika yürütmekte. HDP’nin 2015 seçiminde Güneydoğuda oy patlaması yapmasının nedeni Başbakan Erdoğan’ın “ya sev ya terk et” mealindeki sözleri, bölgede iş başında bulunan AKP’li belediye başkanlarının yolsuzluklara bulaşmaları ve bölge bakan ve milletvekillerine olan tepkinin büyük etkisi olmuştu. Bu çerçevede CHP’nin 20015 yılında iktidara yürümesi için bölge politikası için yeni bir strateji belirlemesi gerekirdi bunu yapmamıştı.  CHP, AKP ve HDP arasında sıkışmış olan (şimdi AKP’de yaşanan büyük kan kaybı nedeniyle) bölge halkı için üçüncü bir ses, soluk olmalı, çıkış yolu gösterilmeli, toplumu bir bütün olarak ferahlatmalı, çözümün psikolojik ve pratik altyapısı oluşturulmalıdır.

Güneydoğu konusu hem politika hem de örgütlenme bakımından, CHP’nin olası iktidarı ile birlikte düşünüldüğünde daha anlam kazanmaktadır. Çünkü giderek büyüyen ve AKP iktidarının uygulamalarıyla içinden çıkılamaz hale gelen, her gün topluma maliyeti daha da artan bu sorunu ancak ülkenin temel gücü olan CHP çözüme kavuşturulabilir. Tolumun bu konuda umutsuzluğa ve bir kaosa sürüklenmek istendiği bu dönemde her zamankinden daha fazla umuda ihtiyaç var ve CHP’nin bu hususta topluma umut vermesi, tazyikleri dindirmesi olası iktidarındaki çözümü de daha da mümkün kılacaktır.

Bunu başaracak bir siyasal irade olarak CHP halkın gönlünde ölümsüzleşebileceği gibi, uzun yıllardır sunulamayan iktidarın uzun yıllar sürdürülmesine, bundan sonraki Cumhurbaşkanının seçiminde belirleyici bir güç olmasına ve Türkiye’nin toplam enerjisini refah ve gönencine aktararak kalkınma ve demokrasi yolunda dev adımlar atmasına, böylece normalleşerek bölgesinde lider bir güç haline gelmesine yol açacaktır.

CHP bunu başarabilir

Çünkü tarihsel birikimi, bugünkü liderliği, plan ve programı potansiyeli bunu yapabilecek güçtedir. Bunun için birkaç adımın atılması şarttır. Klıçdaroğlu’nun liderliğini pekiştirdiği  son kurultay, CHP tabanına ve topluma şu mesajları vermişti:

1) AKP’nin son yıllarda çeşitli kesimler tarafından pompalanan alternatifsizliği (bu konudaki toplumsal psikoloji) yıkılmıştır. AKP artık alternatifsiz değildir.

2) CHP ve Kılçdaroğlu’nun oluşan halk desteğini ve esen iktidar olma rüzgarını söndürmeden devam ederse -ki bu da bazı eksiklerini giderip kendine çeki düzen vermesiyle mümkün- kendisine ileride tek başına iktidar yolu açıktır ve 2023’ten sonraki (rekabetçi dönme geçildiğinde) en güçlü iktidar adayı CHP olacaktır.

3) Çünkü toplumun, her gün sayıları giderek artan önemli bir kesimi bu iktidarın yarattığı düzenden (ekonomik sıkıntıdan, yolsuzluklardan, partizanlıktan, baskılardan ve onun yarattığı kadrolaşmadan, sistemi tıkamaya götüren uygulamalarından, çoğulculuk yerine çoğunlukçuluk sultasına dönüşen tek adam yönetim anlayışından) memnun değildir. Muhalefet doğru yerde durup, doğru zamanda sallarsa düşecek olan AKP bir daha iktidar olamayacaktır.

Atılması gereken bazı adımlar

Bu konuda atılacak adımlar şöyle sıralanabilir:

  1. CHP’nin “Kürt sorunu politikasını” gözden geçirmesi gerekir; daha doğrusu bu politikasını iyi anlatması lazım. Daha önce bizim de katkı sunduğumuz ve bir komisyon tarafından yapılan 1989 Güneydoğu Raporu ve 1999 Raporu bu konuda yapılmış çok önemli çalışmalardır; gerekirse güncellenebilirler. Başka çalışmalar da var, ihtiyaç duyulursa yenileri de yapılabilir. Ancak sorun rapor eksikliği ya da çözümü bilememeden ziyade, güven ve iyi anlatamama sorunudur. Bu nedenle başta güneydoğu halkı olmak üzere seçmenin bu konudaki negatif olan algısı pozitife çevrilmelidir.
  2. Çok partili sisteme geçildikten sonra (1950’den beri) yapılan bütün seçimlerde bu bölgede birinci ya da ikinci olamayan hiçbir parti tek başına iktidar olamamıştır. Buradan destek almak aynı zamanda batının büyük metropollerine de olumlu yansıyacaktır. İşin püf noktası partinin kendisi ile halk arasında köprü olacak kadrolarla örgütlenmesi ve bu tür kadroları öne çıkarmasıdır. Aksi taktirde ağa, bey, büyük aile, zengin müteahhit kişi gibi unsurlar halkta artık sempati yaratmamakta, hem üstelik politikada bu geleneksel unsurların öne çıkarılması kan bağı esasına dayalı örgütlemeyi yeniden canlandırarak toplumsal değişmeyi engellemekte bu da “politikaya gerici bir fonksiyon” oynatmaktadır. Oluşturacak kadrolar parti ile bölge halkı arasında köprü olabilecek, sosyal demokrasiyi içselleştiren, dinamik, güven veren kişiliklerden oluşmalıdır. Politikadan “medet uman” değil ona değer katanlara yer ve değer verilmelidir.
  3. CHP sol bir parti olmasına rağmen varoşlardan, yoksullardan, köylülerden ve dışlanmış kesimlerden, hasılı mağdurlardan yeterince oy alamamasının kaynağına inmelidir. Devleti yöneten iktidarlar son yıllarda kırsal alanları güvenli hale getirme adı altında kentlerin varoşlarında pimi çekilmemiş “bombalar” oluşturdular. Açlık, yokluk ve yoksullukla malul bu “bombaların” sosyolojik olarak patlaması kapanması güç derin sosyal bunalımlara yol açabilir.

Lakin “Göç kaç” ile gelenlerin çoğu  kentte umduklarını bulamamış, köylü olmaktan çıkmış kentli de olamamış arda kalmış kalabalıklar oluşturmuşlardır. Bu bakımdan neredeyse her kente birbiriyle alakası olmayan iki kent meydana gelmiştir. Biri normal kent alanları, diğeri ise bunları saran yoksulluğun kol gezdiği alanlardır. Sosyal demokrat yaklaşımın bir amacı da genel ve yerel iktidarlarda aynı ad altında var olan iki hatta kimi yerde üç kenti bir kent haline getirmek olmalıdır. Bunu başarması için de iktidar olması lazım. Hem genel ve hem de yerel iktidarın yolu ise bu varoşlardan geçmektedir.

  1. Peki ne yapılmalı? Elbette buralara siyasal ve kentsel projelerle gidilmeli ve örgütlenmelidir. Bunun da yolu artık politikayı boş laf olmaktan çıkarıp somut siyasal projelere dönüştürmekten geçiyor. Sosyal demokratlar, “kimsesizlerin kimsesi, sesi çıkmayanların sesi” olduklarının güvenini bu kitlelere vermelidir. Lider kadronun toplum tarafından algılanan güven algısıyla bu mümkün olabilir. Nitekim son yerel seçimlerde Kılıçdaroğlu bunu İstanbul’da Ekrem İmamoğlu ve il yönetimi (ve diğer partilerle) birlikte yaptığı uyumlu çalışmayla göstermiş ve başarmıştır. Devamı önümüzdeki seçimde daha yüksek düzeyde gelmelidir.
  2. Bu konuda muhalefette olmanın dezavantajları avantaja çevrilerek kullanılmalı, parti bir bütün olarak sırtını halka dayayarak bu kitlelere devlet katında alan açmalı, ona nefes aldırılacağı hissettirilmelidir. Unutulmamalıdır ki halk her zaman muhalefete daha yatkın ve yakındır. 1950–65–73–83–2002 seçimlerinde bu görülmüştür.

Bu noktada başarının üç temel adımı vardır: Birincisi hedeflerin netleştirilmesidir ki liderliğin görevidir bu, ziyadesi ile hedef nettir. İkincisi bu hedeflere ulaştıracak projelerdir. Yukarıda bahse konu politikalar buna yöneliktir. Üçüncüsü de bunu uygulayacak kadrolardır.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.