Siyasal Paradigmalar
Prof. Dr. Ahmet ÖZER Türkiye zor ve önemli bir süreçten geçiyor. Bir yandan başta ekonomi olmak üzere içerdeki sorunların yaratmış olduğu bir sıkışmışlık, öte yandan... CHP’nin İktidar Yolculuğunda Ana İstasyonlara Sosyolojik Bir Bakış – Bölüm 1
Gönderiyi Paylaşın

Prof. Dr. Ahmet Özer
Toros Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi

 

CHP’nin Yeni Söylemi ve Pratikteki Karşılığı

Giriş

Türkiye zor ve önemli bir süreçten geçiyor. Bir yandan başta ekonomi olmak üzere içerdeki sorunların yaratmış olduğu bir sıkışmışlık, öte yandan dünyada ve Ortadoğu’da meydana gelen gelişmelerin ülkeyi içine çekmeye çalıştığı kaotik bir ortam var. Türkiye içerde birikmiş sorunlarını çözemediği için dışarda da etkili olamıyor.

AKP yirmi yıldır iktidarda olmasına rağmen ne içerde birikmiş sorunları çözebildi ne de dışarda ülkenin hak ettiği saygınlığı kazandırabildi. Bir adım ileri iki adım geri politikasıyla durumu kendi ve yandaşları adına ve yararına bugüne kadar idare etti. Bugüne değin ciddi bir muhalefet gücü oluşmadığı için AKP iktidarını durduramadı değiştiremedi. Sorunlar giderek büyüdü, dayanılmaz bir hal aldı.

Birçok önemli meseleyi çözmedi, hep çözüyormuş gibi yaptı. Dışarda da ileri sürdüğü ve şimdi kötü hatıraları canlandırır diye adını dahi anmak istemediği “komşularla sıfır sorun politikası” gelinen noktada sıfırı tüketti. İçerde ve dışarda durum buyken ve bütün bunlara rağmen hala güçlü parti imajı ile iktidarını ve baskılarını sürdürüyor olması manidar ve üzerinde durulması gereken bir konudur.

Oysa toplumun kahir ekseriyeti gidişattan memnun değil, başta muhalefetteki siyasi partiler olmak üzere, sivil toplumun örgütlü güçleri gidişata itiraz ediyor, ama bunlar yeterli olamıyor. Halk ülkenin bu cendereden çıkmasını istiyor. Bunun için seçim gerekiyor, iktidarı bırakmak istemeyen AKP ve MHP koalisyonu bütün olumsuzluklara rağmen iktidarlarını daim etmek adına seçime de gitmiyor. Şimdi herkes normal zamanında veya gelecek sene erken yapılacak bir seçimi bekliyor. Bu bekleyiş seçimden ziyade bir değişim bekleyişidir. Fakat bu noktada bir şey hatırlatmak isteriz, ekonomideki olumsuz gidişin seçimi kazınmanın tek aracı görme yanılgısına düşmemek gerekir.

Temel sorun

İşte temel sorun da burada ortaya çıkıyor. Değişim nasıl olacak? Türkiye’nin ihtiyacı olan demokratik bir rejimi kim nasıl ihya edecek? Önümüzdeki seçim sonrası bir restorasyon dönemi olacak, temel değişim ise ondan sonra başlayacak. Burada hiç kuşkusuz en büyük görev ana muhalefet partisi CHP’ye düşüyor. CHP ise on yıllardır gelip dayandığı %20-25 oy bandını bir türlü aşamadığı için şimdiye kadar toplumda ciddi bir iktidar alternatifi olarak yükselmiyordu. Şimdi durum değişti, toplum AKP’den umudunu kesti, psikolojik üstünlük muhalefete ve CHP’ye geçti. Önümüzdeki seçim bu bakımdan kritik bir eşiği ve yeni bir geçiş sürecini işaret ediyor. Peki ne yapmak lazım?

CHP’nin AKP iktidarı değiştirmesi için iki şey yapması gerekir.

1) Öncelikle kendisinin de değişmesi gerekir, daha doğrusu topluma bu güveni vermesi lazım. Herkes değişsin ben aynı kalayım, tutumu toplum nezdinde inandırıcı olmaz. Kılıçdaroğlu’nun, hak hukuk adalet, helalleşme ve “Yeni CHP” söylemi tam da bu ihtiyaca denk düşüyor. Bu çerçevede CHP’nin yeni dönemimdeki değişimin yönü, hızı ve niteliği ile ilgili ne düşündüğü önemli. Bununla birlikte genel başkanın fay hatları olarak tariflediği “Kürt sorununa”, “Dine” ve “Devlete” bakışı, “Küreselleşme” karşısındaki tutumu, “emek sermaye çelişkisine” yaklaşımı, “Avrupa Birliği” ve “dış politika” konusundaki duruşu gibi konular başta olmak üzere birçok başlıkta ne düşündüğünü netleştirmesi ve iktidara yürürken programını buna göre daha donanımlı hale getirmesi ve deklere etmesi gerekiyor. Aslında bu konularda aynı zamanda muhtemel iktidar ortaklarıyla nerde ve nasıl buluştuğu da önemli.

2) Sonra da bu değişimi topluma taşıması ve toplumu buna inandırması, topluma bu anlamda umut vermesi gerekiyor. Sadece düzenden memnun olmamak yetmez bu aynı zamanda memnun olmayanlara bu düzeni değiştirme görevini yükler ve bu görevin nasıl ifa olunacağı önem kazanır. CHP’nin buna öncülük etmesi ve toplumu buna inandırması ve hazırlaması lazım. Bu hedefi net olarak ortaya koymalı; hedefe ulaştıracak projeleri netleştirmeli ve bu projeleri hayata geçirecek nitelikli kadroları toplumun önüne çıkarmalıdır.

Bu çalışma, bu çerçevede, nelerin yapılabileceğini ve bu alanda çalışırken istifade edebilecek hususları ele alıyor. İlk yazı “yeni söylem ve pratikteki karşılığı”nı oluşturuyor.

Yeni Söylem ve Pratikteki Karşılığı

AKP’nin yaydığı hava

Uzun zamandır Türkiye AKP iktidarını yaşıyor ve onun olumlu icraatlarının yanı sıra olumsuz icraatlarına katlanıyor. Daha doğrusu katlanmak zorunda kalıyor. Üstelik, üçüncü dönemini yaşayan iktidar partisi 2023 yılına kadar değil, ondan sonra da iktidarda kalacağının hesabını yapıyor. Yandaş gazeteciler bu minval üzere yazılar yazıyor, siyaset yorumcuları TV’lerde halkı bu düşünceye alıştırıyor, AKP’li siyasetçiler sürekli bu havayı yayıyor. Böyle bir gelişmenin demokratik teamüller açısından normal olup olmaması bir yana sanki bu çok gerekli ve elzem bir durummuş gibi bir algı oluşturuyor. Zaten yıllardır olgulardan ziyade yarattığı algılarla seçim kazandı AKP ve bugün de bunu sürdürmek istiyor.

Unutmamak lazım ki, bu algının yaratılmasında hiç kuşkusuz AKP’nin kendini rakipsiz ve alternatifsiz göstermesi ve toplumun önemli bir kesimini de bu algıya inandırmış olmasının payı büyüktür.

Gerçekte olan nedir?

Peki gerçekte olan bu mu, yoksa AKP temennilerini olacakmış gibi mi lanse ediyor? Kanımca ikincisidir geçerli olan. O halde muhalefet partileri bu durumu teşhir etmede neden yetersiz kalıyorlar? Ekonomi dibe vurmuş, kriz bunalma evirilmiş; hak hukuk adalet yerlerde sürünüyor, yolsuzluklarla birlikte yoksulluk, işsizlik ve hayat pahalılığı artıyor. Yönetenler yönetmez, yönetilenler yönetilmez hale gelmiş, tam bir yönetim krizi yaşanıyor.

Peki bu kadar sorunlu bir ortamda hala sorunu çözmek yerine sorunun bir parçası haline gelmeye başlamış olan siyasal bir gücü teşhir etmede/daha doğrusu bu konuda sonuç almada neden yeterince başarılı olunamıyor? Hala neden en büyük oy alan parti durumunda görünüyor AKP? Özellikle de ana muhalefet olarak CHP tarafından cevabı araştırılması ve aranması gereken kritik soru budur.

CHP’nin payı nedir?

Elbette bunda ana muhalefet partisinin oluşturulmuş algısının da payı var. CHP uzun bir süre statükocu bir parti olarak iktidarın pompalamasıyla çeşitli kesimlerce eleştirildi. Devletin ve tuzu kuru olanların partisi olduğu, orduyu müttefik olarak gördüğü, dine mesafeli yaklaştığı, iktidar olmak istemediği ileri sürüldü. AKP’ye karşı ciddi bir iktidar alternatifi olmak için CHP’nin öncelikle toplum nezdinde oluş(turul)muş olan bu negatif algıları silmesi gerekir. Kılıçdaroğlu son çıkışlarla bunu yapmaya çalışıyor.

Yani AKP iktidarını değiştirmek için işe kendisini değiştirmekle başlamalı ve bu değişimin içten ve samimi olduğuna toplumu inandırmalı argümanını hayata geçirmeye çalışıyor. Bunu başarabilirse iktidarı da değiştirmekle kalmaz, demokratikleştirmek konusunda önemli bir kazanım elde eder. Yürünen yol şimdi budur.

Yeniyi yaratmada “Yeni CHP” söylemi

İşte tam da bu nokta da “yeni CHP” söyleminin Kılıçdaroğlu tarafından dile getirilmesi ve değişimi ifade etmesi CHP’nin kitleleri kucaklaması açısından son derece önemli bir gelişmedir. Neden önemli? Eğer bir düzenden memnun değilseniz onu değiştirme hakkına sahipsiniz, ama sadece bu hakka sahip olmak yetmez, onu değiştirmek için bir şeyler de yapmanız gerekir.

Eğer 20-30 yıldır aynı metotlarla sağ iktidarları değiştirememişseniz, ülkenin demokrasisi bir sağ iktidarın gidip yerine bir diğerinin geldiği bir tahterevalliye dönüşmüşse bunda sizin hiç mi kabahatiniz ve sorumluluğunuz yok? “Bunda bizim hiçbir eksiğimiz günahımız yok” demek kitlelere inandırıcı gelmeyecektir. O halde 30 yıldır aynı söylem ve metotlarla sonuç alınamıyorsa ya kendimizi ya da problemin bağlamını gözden geçirmemiz gerekmez mi? Sanırım, genel başkan bunu yapmaya çalışıyor. Aksi taktirde bu durum böyle devam edip gider. Bu noktada kimse “ne yapalım, böyle gelmiş böyle gidecektir” diyemez. İşte yeni CHP söylemi bu nedenle hem gerekli hem de çok önemli.

Yeni söylem neden önemli?

Çünkü bu söylem bir yandan yeni bir geleceğe kapı aralarken, öbür yandan çağın ve evrensel sosyal demokrasinin kural ve ilkelerine göre kendini yeniden gözden geçirmeyi ifade ediyor.  Yansıra eski söylem ve usullerle bir yere varılamayacağını, eski söylemin gerçekçi bir sosyal demokrasiye tekabül etmediğini de ima ediyor.

Elbette bütün yeniliklerde ve yenileşmelerde olduğu gibi buna da karşı çıkanlar oluyor/olacak. Nitekim “Bu da nerden çıktı?” “Eski CHP’yi ret mi ediyorsunuz?” “Eskisi yenisi yoktur, CHP, CHP’dir” “bu helalleşme de nerden çıktı?” gibi itirazlar oldu. Bu normaldir. Yeniyi inşa edenlerin hem kendi tabanını hem de toplumu bu konuda ikna etmesi en az bu söylem kadar önem taşıyor. O nedenle bu atılımın başarısı yeni söylemin mimarlarının ve değişimi savunanların cesaret ve dirençleri kadar olacaktır.

Tek başına söylem yetmez, pratik de gerekir

Tabi, ilk etapta bu tür durumlarda sadece söylem yetmez. Yeni söylem iyi de pratikte karşılığı ne diye soruluyor? Çünkü kavramlar içleri doldurulmadığı veya pratikte karşılıkları olmadığı zaman pek işe yaramazlar. Aksine bazen ters bile tepebilirler. O halde bu söylemin özüne uygun eylemi öne çıkarırsanız söz anlamlı olur, aksi taktirde söylenen söz boş söz olmaktan öteye gitmez, döner söyleyeni vurur!

Ünlü Alman filozof İmenuaul Kant’ın şu sözü meseleyi bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor: Diyor ki Kant; “kavramsız görü (pratik) kördür, pratikte karşılığı olmayan kavram ise boştur.” Bu ikisi birbirini tamamladığında etkili olur, bir işe yararlar. Başarı için, öncelikle hedef(ler) net olarak belirlenmeli, bu hedeflere ulaştıracak siyasi projeler tanımlanmalı ve bu projeleri uygulayacak liyakatli kadrolar oluşturulmalıdır.

Peki yenilik nerden anlaşılacak?

Diğer bir deyişle bunun için CHP ne yapmalı? Hangi eylem ve söylemleri korkmadan, cesaretle yenilemeli. Öyle ya eğer eski söylem iş yapmış olsaydı, daha doğrusu toplumun geneli tarafından benimsenmiş olsaydı, şimdiye değin CHP kaç defa iktidar olurdu. Eğer olamıyorsa suçu halkta aramak yerine kendini gözden geçirmesi gerekmez mi? Yeni bir halk ve seçmen kitlesi ithal edemeyeceğimize göre o zaman partinin kendisini gözden geçirmesi gerekecektir.  Aksi taktirde AKP 2023 sonrası için de iktidar olabilir!

Burada en önemli unsur cesarettir. Çünkü liderlikte fark yaratan cesarettir. Lider(lik) cesaretle risk yüklenmeli ve yapmayı düşündüğü restorasyonu çıkıp halkın önünde (gelecek eleştirileri de göğüsleyerek) inandırıcı bir biçimde savunmalıdır.

Bu açıdan baktığımızda CHP’nin öncelikle bu süreçte din, devlet, küreselleşme, Kürt meselesi, Avrupa Birliği, özelleştirme gibi sorunlu alanlarda ne düşündüğünü ve bu alanlara nasıl yaklaştığını net bir biçimde ortaya koymalıdır. İktidara geldiğinde bu konuları nasıl ele alacağını ve nasıl çözeceğini çağın yeni koşullarını da göz önünde bulundurarak irdelemesi ve programlaştırması ise elzemdir.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.