Siyasal Paradigmalar
Prof. Dr. Onur Bilge Kula Anadolu Türk kültüründe hem çoğulculuk ve tolerans kavramlarının, hem de bunların karşıtları olan tekçilik ve toleranssızlık kavramlarının derin kökleri vardır. Anadolu’da / Türkiye’de Çoğulculuk ve Tolerans – Yusuf Has Hacip

Yazı Dizisi – 2. Bölüm

Anadolu’da/Türkiye’de Çoğulculuk ve Tolerans
Yusuf Has Hacip
Prof. Dr. Onur Bilge Kula

Anadolu’da/Türkiye’de Çoğulculuk ve Tolerans

Yusuf Has Hacip: Bilgi Bil, İnsan Ol!

Anadolu Türk kültüründe hem çoğulculuk ve tolerans kavramlarının, hem de bunların karşıtları olan tekçilik ve toleranssızlık kavramlarının derin kökleri vardır. Yaklaşık 1000 yıldan beri Anadolu’yu yurt edinen Türkler, Anadolu’da karşılaştıkları kültür değerlerini, Asya’dan getirdikleri öz değerleriyle harmanlayarak korumuştur.

Bilgilenmek, çoğulculaşmak ve tolerans arasındaki ilişki

Bilgiyi geliştirmeyi ve edinmeyi, insan olmanın ve insanlaşmanın önkoşulu olarak gören bir anlayışı somutlaştıran ‘Bilgi bil, insan ol!’ sözü, Türk düşünce tarihinin başyapıtlarından biri olan ‘Kutadgu Bilig’de[1] yer almaktadır. Bu başyapıtın yazarı Yusuf Has Hacip anılan kitabıyla Ortaçağda çoğulculuk, tolerans ve Aydınlanmanın öncüsü olmuştur. Bu önemli yazarın, insanın değerinin sadece bilgiyle ölçülebileceğini anlatan şu sözleri, her zaman geçerli bir uyarıdır: “Ne kadar bilsen de yine ara… Bilgi bir denizdir; onun ucu bucağı yoktur. Bilgi bil, insan ol, kendini yükselt.”

‘Bilgi denizdir; onun ucu bucağı yoktur’ sözü, bilginin bitimsizliğini, bilgiyi edinmek isteyen insan var-oldukça, sürekli yeni bilgilerin geliştirileceğini ve böylece bilinmeyene açılmak gerektiğini anlatır. Bu söz, bilgilenmek isteyen kişiye bir çağrıdır. Öte yandan, tekil insan, ancak bilme gücü ve istenci ölçüsünde hazır bilgileri edinebilir. Bilinmeyene açılmak ise, ancak tolerans ile olanaklıdır.

Dil, düşünceyi kalıcılaştırır, halkı ulusa dönüştürür

Bu sözleriyle, düşüncelerini açık-seçik anlatabilmek için, dili, Türkçeyi biçimlendirdiğini belirten Yusuf Has Hacip, “Ne kadar söylense bile, sözü kim tüketir o pınarlara arasından durmadan akar gider” belirlemesiyle, dil ile düşünce arasındaki özsel ilişkiyi dile getirir. Yusuf’un vurgulamasıyla, dil, bir toplumun, bir kültürün sürekliliğini sağlayan en önemli araçtır. Dilsiz ulus ve kültür olmaz. Bu nedenle, Yusuf, Türkçe konuşanlar anlasın diye kitabını Türkçe yazdığını dile getirir. Ayrıca, “Gerekli ve doğru sözü söyle!” diye uyaran bu yazar-şair, hakikatin ve doğruluğun önemini vurgular.

Devlet yönetiminde ehliyet ve halkın hakkına saygı

Yusuf’un deyişiyle, devlet yöneticileri, devlet işlerini “ehliyetli kişilere” gördürmelidir; çünkü yönetenlerin, hakanların “halk üzerinde hakları olduğu gibi, halkın da aynı derecede” yönetenler üzerinde hakkı vardır.

Yusuf’un kitabında öne çıkardığı başlıca kavramlardan biri olan ‘akıl’ kavramı, yüzyıllar sonra Batıda tüm aydınlanmacıların önemsediği ve irdelediği bir kavramdır. Yazan, üreten insanın aklına saygı göstermek gerektiğini dile getiren Balasagunlu Yusuf, bu belirlemeleriyle kendini önemli bir Aydınlanmacı düzeyine yükseltmektedir.

Yazarın anlatımıyla, kitabının içeriği, doğruluk üzerine kurulu olan ‘adalet’, mutluluk ve ikbal demek olan ‘devlet’, ululuk anlatan ‘akıl’ ve ‘yetinme ve sağlık’ kavramlarından oluşmaktadır. Yazarın öne çıkardığı, adalet, akıl ve hak-hukuk kavramını, kurumsal yapılanmayı simgeleyen devlet kavramları, çoğulculuk, tolerans ve Aydınlanma birikiminin başlıca kaynağı ve ereğidir. Yusuf, söz konusu kavramların, eleştirel ve özgürlükçü bir eğitim anlayışıyla, toplum yaşamında egemen duruma gelebileceğini de duyumsatır.

İnsan Ölür, Söz Kalır

‘Has Hacip’, halkla ilişkilerden sorumlu ya da güncel deyişle, iletişim işlerinden sorumlu kişi gibi anlamlara gelir. Bu yazarın kitabının ‘Dilin Erdemini ve Kusurunu, Yararını ve Zararını Anlatır’ bölümündeki anlatımıyla, dil, “anlayış ve bilgiye tercüman olur”; “insanı aydınlatır.” Bu nedenle, dilin değeri bilinmelidir. Dil, kişiyi “değerli kılar”, kişi dille “mutluluk bulur.” Dil aynı zamanda kişiyi değersizleştirir; “dili yüzünden kişinin başı derde girer.”

Bu tümcelerden anlaşılacağı üzere, Yusuf; dili, anlamanın, bilmenin, dolayısıyla da düşünmenin ve düşünüleni anlatmanın dolayımı olarak nitelendirmektedir. Bu yazara göre, dil, bu özelliklerinden ötürü aynı zamanda çoğulculuk, tolerans ve Aydınlanma bilincinin de dolayımıdır. Öz-aydınlanma, bir başka deyişle, insanın kendi kendisini aydınlatması, tümüyle dilsel ve dilde gerçekleşen düşünsel bir eylem ve etkinliktir. Yine Yusuf’un belirlemesiyle, dil, insanı hem değerlileştirir, hem de değersizleştirir. Dilin yol açtığı değerlileşme ya da değersizleşme, dolaysız olarak ilerlemeye katkıda bulunan düşünceyle, düşüncenin yoğunluğu ve geçerliliğiyle ilgilidir.

Bilgili ve doğru kişi, göğe bile ulaşılır

Öte yandan, Yusuf’un anlatımıyla, söz, bilgiye dayanmalıdır; çünkü “söz bilerek söylenirse, bilgi sayılır.” Kişi, söz ile “yükselir.” Yükselmek isteyen kişi “açık dil kullanmalıdır.” Bilgilinin sözü, “toprak için su gibidir; su akıtılınca, yerden nimet çıkar.” Bilgili kişinin “sözü eksilmez; akan duru pınarın suyu kesilmez.” Bilgeler “sulak yerlere benzer; nereye ayak vururlarsa, oradan su çıkar.

Ayrıca, dil, doğruyu söylemeli, eğri sözden kaçınmalıdır. Deneyimli ve bilgililerin sözüne değer verilmelidir. İnsan “doğru söz söylemelidir”; doğru söz insanı mutlu eder. Bir söz, “binlerce sözün düğümünü çözer” anlatımı, çoğulculuk ve tolerans düşüncesi açısından belirleyici önemdedir.

Bu yazarın anlatımıyla, bilgililer az, bilgisizler çoktur. Ayrıca, “bilgisiz, bilgiye daima düşmandır.” Kişiler arasındaki ayrım, bilgiden kaynaklanır. Bu anlatımdan da görüleceği üzere, insana da eleştirel bakan yazar, sözünü “bilgi için” söylemiştir. Bütün iyilikler, bilginin yararıdır; “bilgiyle göğe bile yol bulunur.”

Bilgili-bilgisiz ayrımını ortaya koyan ‘bilgisiz, bilgiye daima düşmandır’ sözü ve diğerleri, Aydınlanma ile Aydınlanma karşıtlığını açık biçimde ortaya koymakta ve bilgiyi, dolayısıyla da Aydınlanmayı savunanların, bilgisizliğe ve Aydınlanma karşıtlarına karşı her zaman uyanık olması gerektiğini anlatmaktadır. Bilginin ya da düşüncenin etkinlik kazanması için, dile getirilmesi gerektiği, son derece doğru bir saptamadır; çünkü dile getirilmeyen düşünce ya da bilgi hiçbir zaman varlık kazanamaz. Düşünce ya da bilginin varlık nedeni, dilselleştirilmesidir.

Akıl, insanı insanlaştırır; karanlığı aydınlatır

Yusuf’un deyişiyle, insanı yükselten miras “iyi töredir”; ölüden diriye kalan miras ise, sözdür. Kişinin süsü, “sözdür” ve bu söz “çok çeşitlidir”; dolayısıyla, insanın dili, “iyi sözlü kişiyi” övmelidir. Buna benzer bir Türkçe atasözü vardır: “Aklın süsü dil, dilin süsü, sözdür.” Bu söz uyarınca, akıl ne denli gelişkin olursa olsun, aklın ürünleri dile dökülmedikçe varlık kazanamaz. Düşünenler ve düşündüklerini yazanlar kalıcı bir yapıt oluşturabilir, bir kitap yazabilirler; çünkü ancak adları kitaba geçenler kalıcılaşabilir. ‘Kitap’, kişinin gelecek kuşaklarca ‘tanınmasını’ sağlayan araçtır.

Yusuf Has Hacip’e göre, insan bilgilenmek, bilgeleşmek için, “yazmalı, okumalı ve başkalarının sözünden yararlanmalıdır.” Her türlü “erdemi” eksiksiz bilmelidir. “Çok kitap okumalı, söz söylemesini bilmelidir.” Bilginin anlatımı olan sözü kalıcılaştırmak için, yazıya dökmek gerektiğini sıkça vurgulayan yazarın değerlendirmesiyle, her türlü iyi söz, “kitaplarda bulunur; yazılmış söz unutulmaz kalır.” Eğer yazanlar, kitapları yazmamış olsalardı, insanlar “bu hikmet ve bilgileri nasıl öğrenebilirdi?” Bu sözler, insan bilincinin çoğullaşması için, başkalarının geliştirdiği bilgiyi edinmek ve bunları uygulamak için toleransın gerekli olduğunu anlatmaktadır.

Yusuf’un anlatımıyla, bilgi, insanı aydınlatan bir ışıktır. Kişi, “akıl ile yükselir, bilgi ile büyür.” Akıl ile kalem arasında da dolaysız bir bağ kuran Yusuf, “akıl gittiği için kalem susar” der. Bu söz uyarınca, kalemin susmaması için, diyesi, yazabilmek için, akıl birikimi yol göstericidir.  Yazarın anlatımıyla, akıl, insanı soylulaştırır; bilgi ise, insanı “beylik” konumuna yükseltir. Bilgili olan, bilgiyi arar. Kişi, “akıl ile insan adını alır.” Her şey bilginin etrafında toplanır; akıl, bilginin sarayıdır. Bilgisizin asıl ve tek düşmanı “kendi bildiği ve yaptığıdır.”

Akıl insana iyi ile kötüyü ayırma yeterliliği kazandırır. Yusuf’un “iyi seçim için kişinin akıllı olması gerekir” sözü, aklın bu özelliğini dile getirir. Kişi işinde başarılı olmak için de “bilgili” olmalıdır. Akıllı ve bilgili, “ayırt eder, eler ve seçebilir.”

Bu Aydınlanmacının ‘kişi, akıl ile insan adını alır’ sözü uyarınca, akıl, ayırt edicidir; güncel anlatımla, çözümleyen, eleştiren akıl, insanı insanlaştıran başlıca yeterliliktir. Ayrımlaştırıcı akıl, insana seçme ve ayırt etme yeteneği kazandırdığı için, kişinin kendisini özgün bir bireye dönüştürmesini sağlar. Aklı ve bilgisiyle tekleşmeyen, tikelleşmeyen kişinin adı kalıcılaşamaz. Ayrıca, aklın üretkenleşmesi, bilgiyle bütünleşmesine bağlıdır. Aklın üretkenleşmesi, çoğulculuk ve tolerans bilincinin kaynağıdır.

Hak-hukuk, adalet, devletin ve insanlığın temelidir

Yazarın ‘Kutadgu Bilig’ kitabında bir halkı ve kişiyi kalıcılaştıran özellikleri ve erdemleri anlatmak için kurguladığı dört kahramandan ilki olan Gündoğdu (Kün Toğdı), adaletin temeli olan hukuku, dolayısıyla da devleti simgeler. Devlet, hak-hukuk temelinde toplum yaşamını düzenler, böylece bir toplumu tarihsel olarak kalıcılaştırır. İkincisi ‘mutluluk güneşini’ simgeler. Üçüncüsü, kişiyi yükselten aklı anlatır. Bu nitelikleri taşıyan kişiler, hem kendilerini, hem de halkını yüceltir; tarihte kalıcılaştırır. Böylece, kalıcı sonuç olan dördüncü nitelik biçimlendirilir.

Yusuf’un anlatımıyla, yöneten kişi, “akıl ve bilgi” simgesidir. Doğası “dürüst, tavrı cana-yakındır; sözü doğru, gözü ve gönlü zengindir.” Bu nitelikleri taşıyan bir yönetici/egemen, akıllıları yanına çağırır; bilgiliyi yükseltir. Akıllılar, bilgiler ve “dünyanın seçkinleri”, onun etrafında toplanır.

Aklın değerini “yine akıllı bilir; bilgenin sattığı bilgiyi de bilgili alır” diyen bu Yusuf’a göre, “akla hürmet, bilgiden gelir.” Akıllı, sözünü “bilgiden elde ederek” söyler. Söz, insanın öz-yapısını, düşüncesini, yeterlilik ve yetersizliğini ortaya koyar. Akıllı ve bilgili, anlatacağını “sakin sözlerle anlatır” ve gönül alır.

 “İnsanın iyisi, halkın yükünü hafifletendir” diyen Yusuf’un anlatımıyla, halkın içinden çıkıp yükselen insan, “halka hep iyi yasalar” koymalıdır, bir başka deyişle, adalet ve hukuku temel almalıdır. Dili ve sözü tatlı olmalıdır. Devlet, “dönektir, hem yapar, hem bozar.” Bu söz, bir hizmet örgütü ve aygıtı olan devletin hem insanın uygarlaşmasına, hem de bağımlılaşmasına ortam hazırladığını; özgürlük ve ya da baskı için bir araç olarak kullanılabileceğini anlatır. Egemen/yöneten, yönetileni, “önce hizmette pişirmeli ve iyice sınamalı; ondan sonra yükseltip ödüllendirmelidir.” Yöneten, her şeyi, “akıl ve bilgi” ile yapmalıdır. Görüleceği üzere, akıl ve bilgi, devlet yönetiminin dayanması gereken iki temeldir; yönetene yol gösteren iki ilkedir. Yazarın anlatımıyla, devlet ile ilgili Türkçe bir atasözü vardır: “Ey devletli kişi, sen bu devlete güvenme”; çünkü “akarsu, güzel söz ve devlet, durmadan dünyayı dolaşırlar.” Bu anlatım, her şeyin devindiğini ve her an karşıtına dönüşebileceğini ortaya koyar. Yazarın derin ve uzak görüsünü somutlaştırır.

Yöneten, İnsanlar Arasında Ayrım Yapmaz

Yusuf Has Hacip’in hükümdarın/yönetenin ve ‘adaletin’ niteliğini anlattığı bölümdeki deyişle, doğruluk ve doğru yasa önemlidir; bu nedenle, hükümdarın üzerine oturduğu tahtın “üçayağı” vardır. “Üçayak üzerinde olan hiçbir şey yana meyletmez; her üçü de düz durdukça, taht sallanmaz… Üçayak olan her şey, doğru ve düz durur.” Yöneten, “doğru” olmalıdır ve insanları “bey veya kul olarak ayırmamalıdır.” “Hak arayan kişinin işini uzatmamalıdır.” Yasalar karşısında herkes eşittir; yönetenler ve yasalar, insanlar arasında ayrım yapmaz. Akıllı kişinin sözü uyarınca, beyliğin “temeli doğruluktur; beyler doğru olursa, dünya huzura kavuşur.”

Yusuf’un deyişiyle, güneş “doğar ve dünyayı aydınlatır; aydınlığını bütün halka eriştirir; kendinden bir şey eksilmez.” Güneş doğunca, yerler “ısınır”; o zaman “binlerce çiçek açar.” Yazarın bilgelikle seçtiği güneş imgesi, hem eşitlik ve insanlar arasında ayrım yapmama, hem de Aydınlanma kavramlarını açımlamaya elverişlidir. Güneş, yaydığı ışık ve ısı ile yaşamı olanaklı kılan başlıca doğal kaynaktır.

Yönetenin yapmaması gereken şeyler, “zulüm, yalan, doyumsuzluktur ve çalıp çırpmadır.” İnsanın düşündüğü ile söylediği bir olmalıdır. “Düşündüğü ve söylediği bir olan” insan ‘doğru’ insandır. Doğru insanın “içi dışı gibi, dışı da içi gibidir.” İnsanlık, ‘doğruluk’ demektir. Ayrıca, “İnsan nadir değil, insanlık nadirdir; insan az değil, doğruluk azdır.” İnsan çoktur; ancak insanlık seyrek görülür. Görüleceği üzere, yazar, insan olmayı, insanlık niteliği kazanmak için yeterli görmez. Aklı, “doğru ve dürüst kişiler” övmüştür.

Özgür İnsanlar, İyiliğin Kuludur

Yusuf Has Hacip, her aydınlanmacı gibi, ‘insan’ konusunda iyimserdir.  Onun anlatımıyla, iyi insanlara “her türlü iyilik” verilmelidir. İnsan “iyiliği” arar. Yusuf, okuyucuya şu dizeyi okuyup anlamayı önerir: “Özgür ve serbest insanların hepsi iyiliğin kuludur.” Egemen ya da yöneten, “insanca davranmak için”, daima insan olmalıdır. İnsan, “insanlığın temelini böyle saptamıştır.” İnsanın adını, “tuz, ekmek, yiyecek ve içecek dünyaya yayar.” Yoksul ve zengin, “ölümden sonra, her ikisi de kara toprağın altında tekrar eşit olur.” Kulun kula “kulluk” etmesi yakışmaz. İnsanlara İnsanlık göstermek, “insanlık ilkesidir.

‘İnsan ne yapmak istediğini kendisi bilmelidir’ sözü, özerkleşmenin, öz-bilincin özgürleşmesinin anlatımıdır. Özerklik, insanın her zaman ve koşulda, kararlarını özünden türetmesi ve öz-gücüyle uygulama yeterliliğidir.  Bu yazarın ‘Özgür insanlar iyiliğin kuludur’ belirlemesi, iyilik ile özgürlük kavramını ilişkilendirmesi, özgürlüğü, iyi olmanın önkoşulu olarak görmesi bakımından çok önemlidir. ‘Tuz, ekmek, su, insanın adını dünyaya yayar’ sözü, ‘insanlık, güçsüzlerle dayanışmaktır’ şeklinde yorumlanabilir. ‘Kula, kulluk yakışmaz’ sözüyse, her insana ‘kendini özgürleştir!’ çağrısıdır. Bütün bunlar, Aydınlanma felsefesinin temel kavramlarıdır.

Dünyanın birçok ülkesinde egemen olan tek kişi yönetimleri, ‘iyi’ nitemini hak etmemektedir; çünkü tek kişinin egemenliği, varlığını sürdürmek için, baskı ve dayatmalara eğilimlidir. Bu nedenle, egemenin etrafında toplananlar genellikle onun beklentilerine uygun davranırlar ve yönetilen halk açısından iyiliği temsil edemezler. Güncel anlamda ‘iyi’, çoğulcu demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve toplumsal adaleti kapsar. Bu bakımdan, tek kişinin yönetimi, bu özellikleri taşıyamaz. Nitekim yazar da ‘insanın doğası kötüdür’ belirlemesiyle, tek kişi yönetiminin sakıncalarını imler.

Kaynakça:

[1] Yusuf Has Hacip’in ‘Kutadgu Bilig’ için daha ayrıntılı bilgi; Onur Bilge KULA: ‘Türkiye’de Aydınlanma ve Atatürk Devrimleri’, Tekin Yayınevi, İstanbul 2018

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir