Siyasal Paradigmalar
Prof. Dr. Onur Bilge Kula 'Velâyetname'de anlatıldığına göre, Hacı Bektaşi Veli, Hoca Ahmet Yesevi'nin önde gelen halifelerinden olan Şeyh Lokman Perende'den bilgi ve bilim öğrenmiştir. Anadolu’da / Türkiye’de Çoğulculuk ve Tolerans – Hacı Bektaşi Veli

Yazı Dizisi – 3. Bölüm

Anadolu’da/Türkiye’de Çoğulculuk ve Tolerans
Hacı Bektaşi Veli
Prof. Dr. Onur Bilge Kula

Anadolu’da/Türkiye’de Çoğulculuk ve Tolerans

Hacı Bektaşi Veli: ‘Her ne ararsan, insanda ara!’

‘Velâyetname’de anlatıldığına göre, Hacı Bektaşi Veli, Hoca Ahmet Yesevi’nin önde gelen halifelerinden olan Şeyh Lokman Perende’den bilgi ve bilim öğrenmiştir[1] (2010, s. 75).

Anadolu’yu yurt yapan düşünsel önder

Bu kitapta “velilerin şahı”, Ali’nin sırrı” olarak nitelendirilen HBV “ortalığın aydınlanması için çare düşünen” önderdir (s. 133); “Türk sihirbazıdır” (s. 141). “Görünen ve görünmeyen bilimlerde benzersiz olan” Türkistan pirlerinin sultanı Ahmet Yesevi’nin yolunda ilerleyendir (s. 163). Ahmet Yesevi’nin “Anadolu’ya gönderdiği” kişidir (s. 187); “Anadolu erenlerinin” önderidir (s. 187). Ehli Beyt sevgisini “Anadolu’ya ilk getiren” düşünürdür (s. 219). Sarı Saltık’ı “Rum’a salan” (s. 439) ve Dobruca bölgesinin Müslümanlaşmasına ortam hazırlayan kişidir. Ahi Evren geleneği uyarınca, “hiç canlıyı incitmeyen” insandır (s. 503).

Hıristiyan halka ile barış içinde düşünce alış-verişinde bulunan (s. 529) bağdaşımcıdır. Anadolu bilincini geliştiren ve yayan düşünürdür (s. 601). “Anadolu’danım. Hacı Bektaşi Veli’nin hizmetindeyim” (753) diyen Güvenç Abdal gibi örnek insanları yetiştirendir. Bütün bu anlatımlar, HBV’nin Anadolu’yu yurt edinme bilincinin ve kararlılığının anlatımıdır.

Ne ararsan, insanda ara!

Hacı Bektaşi Veli, “Ne ararsan, insanda ara!” ve tekil insana yönelik “Her ne arar isen, kendinde ara” belirlemeleri, bilgi ve hakikat kavramlarını arayışında, insanı her türlü düşüncenin hem kaynağı, hem de ereği olarak belirler. Birinci belirleme, insanlaşmak, insancılaşmak için, salt ve yalın insanı temel almayı ve bu anlayışı yetkinleştirmeyi dile getirir. İkinci belirleme ise, Aydınlanma felsefesinin temel ilkesini, insanın eleştirel düşünme ile özünü yetkinleştirmesini, böylece özgürleşerek tekil birey durumuna gelmesini anlatır. Özgürleşen insan, başkalarının da özgürleşmesini ister. Bu nedenle, bireysel ve toplumsal özgürlük, çoğulculuk ve toleransın başlıca kaynağıdır. Ortaçağ Anadolu’sunun bu önemli Türkmen bilgesi ve aydınlanmacısı, “Eğer insan isen, ölmezsin korkma!” sözüyle, insan anlayışını, insancılık, bir başka deyişle, hümanizm yönünde genişletir. Her insanın bedeni ölür; yaşayan insancıl düşüncedir, insancılıktır.

Hacı Bektaşi Veli felsefesinde kadın-erkek ayrımı yoktur

‘Anadolu, benim yurdumdur!’ anlayışını yaygınlaştıran Hacı Bektaşi Veli, insanları dinine, mezhebine, etnik aidiyetine ya da cinsiyetine göre ayırmaz. O, insanı, salt insan olduğu için sever ve değerli görür. Kadın erkek eşitliğini dile getiren “Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok/ Noksanlık, eksiklik senin görüşlerinde” dizelerinde görüldüğü gibi, hümanizm, onun için hem her şeyin çıkış noktası, hem de son ereğidir. Onun “Okunacak en büyük kitap, insandır” sözü, insan ve insancılık anlayışını somutlaştırır. Bu belirleme uyarınca, insana ilişkin bilgi bitimsizdir. Bu nedenle, insanı anlamak bitimsiz bir uğraştır. Bu büyük hümanistin “Yetmiş iki milletin hepsine aynı gözle bak!” ve “Hiçbir insanı ve ulusu ayıplayıp hor görme!” sözleri, insancılık anlayışını, çoğulculuk ve tolerans düşüncesiyle boyutlandırır.

Bu büyük bilgenin insana öğüdü şudur: “Sevgiyle dol!”; özünü temizle; çünkü “kendini temizleyemeyen, başkasını temizleyemez!” Hümanizm ülküsünü anlatan bu öğütler, aynı zamanda iç-dış diyalektiğini de içerir. Özünü temizleyemeyen, başkasını temizleyemez’ ilkesi, özün belirleyici, başkanın etkileyici olduğunu dışa-vurur. Başkasından ahlak ve erdem bekleyen insan, ilkin kendini iyi ahlak ve erdemle donatmalıdır.

Çalışmak ve üretmek, her şeyin kaynağıdır

İnsan, en büyük değerdir. O, bütün varlıkların üstündedir. Hacı Bektaşi Veli’nin insan, bilgi ve bilim anlayışı şu iki dizede görülebilir: “İlim, irfan mürşittir karanlıkları kovar/ İnsanları cehalet, gaflet bunaltıp boğar.” Bilimin yol göstericiliği, Aydınlanma felsefesinin de temel ilkelerinden biridir. Ayrıca, bu belirlemelerde ‘aydınlık-karanlık’ karşıtlığının dile getirilmesi, hem diyalektik düşünmeyi imler, hem de bilgisizliğin ayakta tuttuğu Aydınlanma karşıtlığının sakıncalarını dile getirir.

Çalışma, her türlü üretim, gelişim ve ilerlemenin başlıca kaynağıdır. Bu ilke, Hacı Bektaşi Veli’nin şu dizlerinde açık anlatımını bulur: “Eğer hakka talipsen, her an ona doğru ak/ Kâinat kitabına, irfan gözü ile bak/ Yolumuzun esası, çalışmaya bağlıdır/.” Evren kitabını okumak, bilgisini ve bilincini, sürekli büyütmeye, yetkinleştirmeye uğraşmak olarak yorumlanabilir. ‘Yol’, temel ve yol gösterici ilkeyi, toplum ve insan anlayışını, ülküye ya da ereğe yaklaştıran aracı anlatır. Bu ülküyü gerçekleştirmek ve amaca ulaşmak sürekli uğraşmakla, çalışmakla olanaklıdır. Bu dizelerin yer aldığı şiirin son iki dizesi ‘özünü bilmek’ ile ilgilidir. ‘Yararlı Şeyler’[2] kitabındaki deyişiyle, ‘Tanrı’yı tanımak isteyen, nefsini tanır.’ Özünü bilen insan, Hakk’a, hakikate yaklaşır. Özünü bilme uğraşı, her türlü değerin, ilerlemenin ve Aydınlanmanın başlıca kaynağıdır. Bu uğraş, olumsuzluklardan kurtulmayı, insanlaşmayı olanaklı kılar.

Işık felsefesi, Hacı Bektaşi Veli gibi hak ve hakikat yolunda yürüyenleri, bu öğretiyi dizgeleştirenleri anlatan bir kavramdır. ‘Işık’ kavramı, “iç dünyası aydınlık veli” anlamında ilk kez Hacı Bektaşi Veli tarafından kullanılmıştır. ‘Bilim yol göstericidir; karanlıkları kovar, bunaltıp boğar’ ve ‘İnsanları bilgisizlik boğar’ diyen bu Anadolu aydınlanmacısına göre, bilgisizliği yenmek ancak çalışmakla olanaklıdır; çünkü çalışmak her türlü üretimin, dolayısıyla da yeniliğin kaynağıdır. ‘Yolumuzun esası, çalışmadır” ilkesi ya da belirlemesi, bunun için söylenmiştir.

Çalışmak, üretmektir; her türlü gelişimin, değişimin ve ilerlemenin başlıca kaynağıdır. Çalışmak, başkasının emeğini sömürmemek, insanlaşmak ve ahlaklılaşmak demektir.  ‘Kitab- ül Fevaid’ (Yararlı Şeyler Kitabı) adlı kitabında dediği gibi, ilerlemek isteyen insan, “ilerlemek isterse, herkesin önüne atılmamalı; diken değil, merhem ve mum olmalıdır.” Bir başka deyişle, bencil olmamalı, diğer insanları incitmemeli; özverili ve alçakgönüllü olmalıdır.

İslam’ın özü, ahlak, ahlakın özü ise, bilgi ve akıldır

Hacı Bektaşi Veli, Tanrı’yı en büyük ışık, bütün ışıkların kaynağı olarak gören bir anlayışı geliştirmiştir. Tanrı, diğer bütün ışıkların kaynağı olduğuna göre, Tanrı’ yaklaşmak için uğraşanlar, yaklaştıkları ölçüde, o ışıktan yararlanır; özünü ışıklandırır, aydınlatır. Burada diyalektik bir anlayış söz konusudur. Şöyle ki; tanrısal ışık, insanlara yaklaştıkça yoğunlaşır, özdekleşir: Bir başka deyişle, insan tarafından kavranılabilir duruma gelir. Dolayısıyla, tanrısal ışığın etkinleşmesi, insanın varlığıyla olanaklıdır. Ayrıca, tanrısal ışığın etkinleşebilmesi, doğası gereği onu kavrayacak varlığı gerektirir. İnsanın özü ya da tözü, öz-yapısı, tanrısal ışığı algılamaya ve anlamaya yatkın ve yetkin olmasa, tanrısal ışık etkinleşemez. Bu bakımdan, yukarıdaki alıntı, insana verilen yüksek değeri de anlatır.

İnsanın insanlaşma uğraşı, aynı zamanda bilgilenmek, eleştirel aklı geliştirmek ve bunların üzerine sağlam ve insancıl bir ahlak kurmaktır. Hacı Bektaşi Veli bilgi-akıl-ahlak ilişkisini şöyle açıklar: “İslam’ın temeli ahlak, ahlakın özü bilgi, bilginin özü akıldır.” Ahlak-bilgi-akıl üçlüsü, her türlü Aydınlanma girişiminin itici gücü ve ereğidir. Anlamı derin olan bu sözün 13. yüzyılda söylenebilmiş olması, hem Hacı Bektaşi Veli’nin, hem de Ortaçağ Anadolu Aydınlanmasının düşünsel derinliğini ve öz-yapısını gösterir. Ayrıca, ahlak gerçekten dinin temelidir; ahlaktan yoksunlaştırılan bir din yalnızca fanatizm, şiddet ve yıkım üretir. Günümüzde İslam ülkelerindeki yıkım ve öldürümler, bunun kanıtıdır. Bu Anadolu aydınlanmacısı, “Yolumuz, bilim ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur” ya da “Bilimden gidilmeyen son karanlıktır” sözlerinde görüldüğü gibi, hümanizm ülküsüyle, bilimin aydınlatıcılığını birlikte düşünmüş ve yaşam tarzına dönüştürmüştür.

Hacı Bektaş Veli’nin insancılık, çoğulculuk ve tolerans anlayışı

Bu Anadolu bilgesinin ‘Yararlı Şeyler’ kitabında hakikatin makamları hakkındaki sözleri, insancılık, çoğulculuk ve tolerans göstergesidir: Bu bakımdan, hakikatin başlıca makamları şunlardır:

“Hakk’a teslim olmaktır.

Yetmiş iki millete bir gözle bakmak ve eşit hizmet etmektir.

Nereden geldiği bilinmeyen lokmaya el sürmemektir.

Her şeyini Hakk’a hizmet için kullanmaktır.

Zorunlu olmadıkça, bir canlıyı öldürmemektir.

Dilini, meşru olmayandan korumaktır.”

İç bilgi gözünü açmak, din bilimini öğrenmektir. (s. 42-43).

Yukarıdaki önemli sözler arasında çoğulculuk, tolerans ve insan sevgisi bakımından özellikle “yetmiş iki millete bir gözle bakmak ve eşit hizmet etmek” sözü çok önemlidir. Yunus Emre’nin de yücelttiği bu önemli söz, yaklaşık 800 yıl önce söylenmiş olmasına karşın, bugün de geçerlidir ve bundan sonrada bütün zamanlarda geçerli olacaktır. Çünkü bu söz, çoğulculuk ve tolerans ve eşitlik ilkelerinin en özlü anlatımıdır.

Hacı Bektaşi Veli, bu öğütlerinin ardından bir başka önemli ilkeyi dile getirir: “Hiçbir amaç için dini araçsallaştırma!” Ayrıca, insanın olgunluğu, “işinin, ahlakının doğruluğundadır.”

“Adalet olmadan, yönetim olmaz!” diyen bu Anadolu bilgesine göre, bilgi ve bilim “her şeyden yüksektir” (s. 95).

Aklın özgürleşmesi

Akıl, “her şeyin aslını görmek ve bilmek demektir” (s. 116- 117).  Akıl, “ayırt etme gücüdür” (s. 127). Dolayısıyla, iyi ile kötüyü ayırt etmek isteyen kişi, aklını geliştirmek ve özgürleştirme zorundadır. Akıl ile bilme ve ayrımlaştırma arasında dolaysız bir gören Hacı Bektaşi Veli eleştiriden önce “özeleştiri” kavramını öne çıkarır. ‘Yararlı Şeyler’ kitabında yer alan “Arifler yolunda yedi tavırdan biri de özünü kınayan nefistir” sözü, özeleştirinin önceliğini vurgular.

Aklı tanrısal niteliklerden biri olarak gören Hacı Bektaş Veli’nin ‘Makalat-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniyye’ (Yokluk Dünyasına İlişkin Konuşmalar ve Varlık Dünyasına İlişkin Sözler)[3] adlı kitabındaki anlatımıyla, akıl, Tanrı’nın “dört mertebesinden biridir. Akıl, Mikail kabıdır. Mikail, hakikat erzakının aracıdır” (s. 403).  Bir başka anlatımla, bilim ve marifet akıl ile olur ve eleştirel akıl ile gelişir. “Gönül büyük bir şehirdir ve bu şehirde iki büyük sultan yaşar.” Bunlardan biri akıldır; diğeriyse “iblistir.” Anlama, aklın yardımcısıdır; bilim, aklın “yol göstericisidir” (s. 425).

Bu büyük Anadolu Aydınlanmacısının ‘Makalat’ (Konuşmalar)[4] adlı kitabındaki deyişiyle, akıl “her şeyi anlama ve kavrama” yetisidir (s. 567). Görüleceği gibi, akıl ile anlama ve bilim arasında dolaysız bir bağ vardır. Akıl, anlama, bilgi edinme ve bilimi geliştirme, insana özgü niteliklerdir; ancak insanın bu niteliklerini geliştirmesi için uğraşması, etkenleşmesi gerekir. Hacı Bektaş Veli’nin belirlemesiyle, “her konuyu bilimle incelemek, izlemek ve gözlemek gerekir. Böylelikle gökyüzünden yerin dibine kadar her ne varsa, tümünü insanın özünde bulması gerekir” (s. 635).

Öte yandan, bilim eyleme dönüşmek zorundadır; çünkü “eylemsiz bilim, meyvesiz ağaca benzer.” Bilimci ya da bilge “bilimiyle eyleme geçmezse, o bilimin dünyada da ahirette yararı yoktur” (s. 685). Bilim ve akıl olguları ve olayları çözümler, “akla karayı” ayırır, ayrıştırır. Bilimin aslı, bilgiyle etkenleşmek ve yetkinleşmektir (s. 685).

Akıl, anlama ve bilme, dil ile olanaklıdır; çünkü dile dökülerek başkalarıyla paylaşılmayan hiçbir düşünce varlık kazanamaz ve yaygınlaşamaz. Bu bilginin anlatımıyla, dil, “insandaki yedi denizden biridir.” Dil, anlatmakla, dile getirmekle, her şeyi kuşatır (s. 685).

Tekleşen de çoklaşan da insandır

Öte yandan, dili geliştiren toplumsal bir varlık olan insandır. Hakk’ı, hakikati arayan, diğer insanlarla bir arada yaşayarak insancılaşmaya uğraşan insan, Hacı Bektaşi Veli’nin şu sözlerinde anlamını bulur: “Benden ne isterseniz, o sizde vardır; özünüzde ararsanız bulursunuz; çünkü ben size, teninizin içindeki canınızdan daha yakınım” (s. 688). Dolayısıyla, özünü bilen ya da tanıyan kişi, Hacı Bektaş Veli’yi de bilir, tanır. Ayrıca, özünü bilen, Hakk’ı, hakikati de bilir (s. 697). Özünü ve başkasını tanımak ise, akıl yürütmek ile olanaklıdır. Bu nedenle, “Tanrı’nın insana verdiği her türlü ululuk, hikmet ve keramet, aklın bereketindendir… Tanrı, gönül karanlığını aklın ışığıyla, beyin karanlığınıysa bilim ile aydınlatmıştır. İnsanda hem karanlık, hem de aydınlık vardır” (s. 746- 747). “Akıl, yeryüzünde Tanrı’nın terazisidir. Dünyada buna eşdeğer olan bir başka nesne yoktur” (s. 721).

Aklını kullanan ve bilmek isteyen insan kendini aydınlatır. Bilgi ve bilime karşı çıkan ise, karanlıkta kalır. İnsanı bir olanaklar varlığı olarak gören bu sözler, insanın hem bağnazlaşabileceğini, hem de özgürleşerek çoğulculaşabileceğini de anlatır.

Yine ‘Makalat-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniyye’ (Yokluk Dünyasına İlişkin Konuşmalar ve Varlık Dünyasına İlişkin Sözler) kitabında yer alan “Ölmeden önce ölünüz” (s. 343) anlatımı da aynı düşünceyi dile getirir. Özünü eleştiren kişi, başkasını da eleştirir. Aynı kitapta yer alan “Derviş, Tanrı’nın ‘Bana kulluk ettiğine göre, benden başkasından niye korkuyorsun?’ sözüne uymalıdır” belirlemesi önemlidir. Buna göre, sözlerinde, davranışlarında ve eylemlerinde doğru/dürüst olan kişi, Tanrı’dan başkasından korkmaz. Sonuçlarını göze alarak, düşüncelerini açıklar. Bu büyük düşünürün barış ile ilgili şu sözleri de yetkin insan açısından önemlidir: “Fakirlik, barış içinde; barış bağılılık içinde bağlılıktır.” Barış, “Tanrı’dan başka hiç kimseden hiçbir şey istememenin yetkin huzurudur.” Barış “gereksinmezlik huzurudur” (s. 393).

İyi insan, “halkla savaşıma girmez; kimseye hizmet buyurmaz.” Kimseye hizmet buyurmamak, hiç kimsenin emeğini sömürmemek demektir ( 465- 467).

Bilgi ve bilim yol göstericidir

Bu büyük Anadolu bilginin anlatımına göre, umut, “tarikatın yedinci makamıdır” (s. 547). Sekizinci makamı “bilimdir”; onuncusuysa “özünü bilmektir” (s. 551). Görüleceği üzere, umut, insanın özsel özelliğidir. Bilim ve özünü bilmek, birbirini gerektiren ve tümleyen kavramlardır. Bilgi ve bilimi en üstün değer olarak gören Hacı Bektaşi Veli’nin anlatımıyla, bilim “okunur, öğrenilir.” Bilim “yol gösterir”; insana özünü ve yaşadığı dünyayı gösterir, bunları anlamasını sağlar. Bilim, “aynaya benzer; aynaya bakan kendi yüzünü görür.” Kendi ayıbını gören insan, başkasının ayıbına bakmaz. Bilimcilere, bilginlere, “anne-babadan daha fazla değer vermek gerekir” (s. 775).  Çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, bilimi ve eleştirel aklı yol gösterici olarak gören Mustafa Kemal Atatürk’ün, Hacı Bektaş Veli’nin  ‘Bilim yol gösterir’ sözünden de esinlediğini söylemek abartı olmaz.

İnsanlık, yetmiş iki milleti ayıplamamayı gerektirir

Hakikat kavramını sürekli öne çıkaran Hacı Bektaşi Veli’nin ‘Makalat’ adlı kitabındaki belirlemesiyle, kul, Tanrı’ya kırk makamdan ulaşabilir. O kırık makamın “onu şeriat içinde, onu tarikat içinde, onu marifet içinde ve onu hakikat içindedir (s. 521). Çoğulculuk, tolerans, hak ve insan severlik bakımından hakikat kapısının kapsadığı makamlardan önemlileri şöyle sıralanabilir:

  • “Toprak olmak”,
  • “yetmiş iki milleti ayıplamamak”,
  • “Elinden gelen iyiliği yapmaktır.”
  • “Dünyadaki tüm yaratılmışların kendisinden emin olması” ve
  • “Sohbette/konuşmada hakikatin sırlarını söylemektir.”

Anadolu Aydınlanmasının bu önemli öncüsü bu belirlemelere bir şiir ekler. Bu şiirin konumuzla ilgili iki dörtlüğü şöyledir:

“Varlık yokluk birdir/ Aşk ve sevgi birdir/ Dünya ve ahiret birdir/ Kadim aşk içinde.”

“Kim bu sırra ermezse/ Kendi özünü dermezse/ Bu aşktan esrimezse/ Ömrü karanlık içinde kalır” (s. 554- 555).

Yukarıdaki belirlemeler ve dörtlükler, özveri, özeleştiri, insan severlik, çoğulculuk, tolerans, bütün canlıların yaşam hakkına saygı ve her koşul altında doğruyu, gerçeği söylemek gibi ahlak ilkeleri ve erdemleri açıklamaktadır. İyi insan, kendisini bu erdemlerle ve ahlak anlayışıyla ahlaklandıran insandır.

Kaynakça:

[1] Hacı Bektaşi Veli ‘Velâyetnamesi’; Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaşi Veli Araştırma Merkez, Ankara.

[2] Hacı Bektaşi Veli (2010): ‘Kitabü’l Fevaid- Yararlar Kitabı/Yararlı Şeyler Kitabı’; içinde: Hacı Bektaş Veli Külliyatı’; Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi ve Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Vakfı, Ankara, s. 19- 168

[3] Hacı Bektaş Veli (2010): ‘Makalat-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniyye’ (Yokluk Dünyasına İlişkin Konuşmalar ve Varlık Dünyasına İlişkin Sözler); içinde: Hacı Bektaş Veli Külliyatı’; Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi ve Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Vakfı, Ankara, s. 329- 469

[4] Hacı Bektaş Veli (2010): ‘Makalat- Konuşmalar’; içinde: Hacı Bektaş Veli Külliyatı’; Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi ve Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Vakfı, Ankara, s. 471- 767

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir