Siyasal Paradigmalar
Av. Süleyman Bülbül Doğal tabiat varlıkları ve tarımsal üretime elverişli topraklar bakımından zengin olan Ülkemizde, bu zenginlik hukuksuz politikaların tezahür ettiği geniş bir alan. Bunun... AKP’nin Yönetmelik Anlayışı: Anayasa’nın İhlali Kanunların Hükümsüzlüğü
Gönderiyi Paylaşın

Av. Süleyman Bülbül
CHP Aydın Milletvekili
TBMM Adalet Komisyonu Üyesi

 

 

Doğal tabiat varlıkları ve tarımsal üretime elverişli topraklar bakımından zengin olan ülkemizde, bu zenginlik hukuksuz politikaların tezahür ettiği geniş bir alan.

Bunun bir örneğini Mart ayında yaşadık. Devamlı ertelenen ÇED bilgilendirme toplantıları, mahkemelerin beklettiği keşifler ve bilirkişiden dönmeyen dosyaların nedeni meğer çıkarılmaya hazırlanan yönetmeliklerle ilgiliymiş. 01.03.2022 tarih ve 31765 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan ve yürürlüğe giren Maden Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile ülkemizdeki zeytinlik araziler talana açıldı. Tam bu yönetmeliğin Anayasa ve bazı kanunlara aykırı olduğunu söylerken dört gün sonra çevre kıyımı için bir yeni yönetmelik daha yayınlandı. 05.03.2022 tarih ve 31769 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan ve yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit, Tescil Ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile nitelikli doğal koruma alanları hidroelektrik, rüzgâr ve güneş enerji santrallerinden içme suyu amaçlı barajlara ve hatta çadırlı kamp alanlarına kadar birçok yapılaşmaya açıldı.

Anayasa ve mevcut kanunları ihlal eden, üst hukuk normlarına aykırı olan bu iki yönetmeliğin iptali için Danıştay’a dava açtık.

Ülkenin tabiatını, ekosistemi, yaşam alanlarını, çevre hakkını doğrudan olumsuz etkileyen bu yönetmelikler neden iptal edilmeli birkaç madde ile anlatalım:

Öncelikle, yönetmelikler kanunların ve tüzüklerin uygulanmasının sağlanması için vardır. Anayasa’ya ve yasalara aykırılık teşkil eden yönetmelik çıkartılamaz. Bu üst hukuk normlarına aykırıdır. Oysa iki yönetmelik de mevzuata ve idare hukukun genel ilke ve prensiplerine açık ayrılıklar içermektedir. Bu iki yönetmelik, başta Anayasa olmak üzere 2863 sayılı Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununu, Zeytin Koruma Yasası olarak bilinen 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı Ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunu, Anayasanın 90. Maddesi gereğince usulüne uygun olarak kabul edilerek iç hukuk kuralı haline gelen “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme ve “Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytin Anlaşması” isimli uluslararası sözleşmeleri ihlal ediyor.

Normlar hiyerarşisine aykırı olarak düzenlenen ve kanuna aykırı hükümler içeren söz konusu yönetmelikler, Anayasa’nın 7’inci maddesine göre Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olan ve devredilemeyen yasamanın yetkisini gasp etmiştir. Yönetmelikler, Anayasaya ve kanuna aykırı düzenlemeler içermekte, idareye tanıdığı belirsiz takdir yetkisi ile de yasama yetkisini gasp etmektedir.

Yayınlanan her iki yönetmelikte de kamu yararı gözetilmeksizin hukuksal eksiklikler ve temel hatalar var. Oysa alınacak her kararda, yapılacak her işlemde devletin amacı kamu yararı gözetmektir. Burada herhangi bir kamu yararı olmamasının yanında kamuyu zarara uğratacak sonuçların doğacağı açık. Bu hatalar ve hukuka uygunsuzluklar hem şekilsel hem de içeriksel. Örneğin, 1 Mart gecesi çıkarılan yönetmelikle, zeytin sahasının taşınmasının mümkün olmadığı durumlarda sahada maden faaliyetlerinin yürütülmesine Bakanlık tarafından izin verilebilecek. Ama Zeytin Koruma Yasası olarak bilinen Zeytinciliğin Islahı Ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunu 20’inci maddesi zeytin sahalarının içinde ve 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç hiçbir tesis yapılamaz denmekte. Sadece bu örnek bile, kanunun aksini söyleyen yönetmeliğin şekilsel ve içeriksel olarak hatalı olduğunu göstermekte.

Unutulmamalıdır ki, maden sahaları açılmadığında toprağın altında bulunan maden kaybolmayacak ancak zeytinlik alanlar, açgözlülükle açılan madenler ile yok edilecek ve zeytinliklerin geri getirilmesi imkanı olmayacak.

Başka bir nokta; yönetmeliklerinde içerisinde yer aldığı idari işlemlerin ve düzenlemelerin somut, tereddüde yer vermeyecek şekilde anlaşılır, net ve objektif olmalı, yorumu kişiden kişiye değişen, gerekçesiz ve amaçsız işlemler tesis edilmemelidir. Fakat iptal edilmesi gereken bu yönetmeliklerden 1 Mart 2022 tarihli olanında, içerdiği düzenlemenin ne kadar bir süreyle, hangi bölgede, hangi alana kadar madencilik faaliyeti yürütülebileceği belirlenmemiştir. Söz gelimi ülkemizdeki tüm zeytinlik alanları içerisinde maden bulunduğunun tespiti halinde ve tüm alanlarda madenlerin açılmasına karar verildiğinde ne yapılacağı, hangi kurala göre hareket edileceği düzenlenmemiştir. Bu durumda ülkemizdeki zeytincilik faaliyeti büyük yara alacağı gibi çevre de korunamayacaktır. 5 Mart 2022 tarihli olanı ise; doğal sit alanlarının mevcudiyetini, idareye takdir yetkisini aşan bir değerlendirme ile tehlikeye atmaktadır.

Anayasanın devlete çevreyi koruma ve geliştirme yükümlülüğü veren 56’ıncı maddesi ve tabiat varlıklarını koruması ve geliştirmesi görevi veren 63’üncü maddesi açık. Mart ayını çevre katliamı habercisi yönetmeliklerle başlatan AKP, devletin anayasal yükümlülüklerini göz ardı etmiştir.

İşin özü; bugün var yarın yok olacak iktidara yandaş şirketlere, zeytinlik alanlarını ve nitelikli doğal koruma alanlarını yeni bir rant kapısı yapmakta kararlı olanlara karşı direniş göstermek bir Anayasal haktır.

Çıralı’yı kamp çadır alanlarından, en çok zeytin ağacı bulunan ilimiz olan Aydın’ın geleceğini yok eden patlatmalı maden arama faaliyetlerinden korumamız; bu ülkeye, ranta açılan bölgelerdeki biyoçeşitliliğe karşı bir sorumluluğumuzdur.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir