Siyasal Paradigmalar
Prof. Dr. Ahmet ÖZER Taliban’ın Afganistan işgali bir anda onu dünyanın ilk gündem maddesi haline getirdi.  Bir önceki makalede gelişmeleri genel olarak değerlendirmiştik. Bu yazıda... Afganistan’daki Gelişmelerin Türkiye’ye Etkileri – Bölüm 2

Prof. Dr. Ahmet Özer
Toros Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi

 

Gelişmeler İstikrarsızlığa Gebe

Taliban’ın Afganistan işgali bir anda onu dünyanın ilk gündem maddesi haline getirdi.  Bir önceki makalede gelişmeleri genel olarak değerlendirmiştik. Bu yazıda ise Taliban’ın gidişatını ve Türkiye’ye olası etkilerini tartışacağız.

Bilindiği üzere Afganistan hem etnik hem de mezhepsel olarak karışık hem de sosyo ekonomik olarak da geri bir toplumsal bir yapıya sahip. Halkın kahir ekseriyeti (%80) kırda yaşıyor. Sosyolojik olarak geleneksel ve geri bir toplumsal yapı sergiliyor. Ülke genel olarak dağlık. Oradaki gruplar 40 yıldır şu ya da bu şekilde çeşitli güçlerle savaşıyorlar: Son 20 yıldır filen orda olan ABD şimdi bırakıp çıktı.

Afganistan genelde ekonomi başta olmak üzere, eğitim ve sağlık alanında büyük sorunlar yaşıyor. Nüfusun büyük çoğunluğu okuma yazma bilmiyor. Kadınlar sosyal ve ekonomik hayatın dışında ve baskı altında. Bu yapıdan istikrar devşirmek zor görünüyor.

Taliban ABD ile Doha’da yaptığı bir anlaşmayla geldi. Bu anlaşmaya göre iktidarda sivil yapılar da hatta mevcut iktidarın temsilcileri de olacak(tı). Ancak işlerin hızlanması bu sözleri akamete uğratabilir. Söylenin aksine, Afganistan’da Amerika kaybettiği için askerlerini çekmedi, yeni bir strateji gereği, askerini çektiği için Taliban Kabil’e bu kadar kısa sürede girdi.

Peki Taliban’ın ülkeyi etkili bir biçimde yönetecek kapasitesi var mı? Bence yok, yakın zamanda bu zaten kendini gösterecek. Onun için Çin ve Rusya’ya imar inşa için çağrıda bulundu. Bu çağrılar yerini bulursa, tanımayı da beraberinde getirebilir; bu da diğer ülkelerin tanımasını etkileyecektir. Her ne olursa olsun ülkenin yakın gelecekte başka soranlara ve istikrarsızlığa gebe olduğu söylenebilir.

 Bölge Kimseye Yar Olmadı

Önce İngiltere kontrol ettiği bu coğrafyayı terk etti, ardından Sovyetler ve şimdi de ABD terk ediyor. Afganistan’ın jeopolitiğini belirleyen coğrafya aynı zamanda geçmişte sosyalist kampla kapitalist kampın çekişme alanıydı. İmparatorluklar döneminde Çarlık Rusya’nın sıcak denizlere inme emelini burada İngiliz imparatorluğu bariyerlerken daha sonra Sovyetlerin ideolojisini aşağı coğrafyalara yaymasını engellemek için ABD müdahil olmuştu.

Hatırlayın, vakti zamanında ABD komünizmin yayılmasını engellemek için Türkiye’de de benzer bir politika izlemişti. Yeşil kuşak teorisi bu politikanın bir sonucuydu ve AKP iktidarı bu girişimin suçlarından biri olarak günümüzde iktidarı ele geçirmişti.  Sovyetler döneminde Afganistan’da El Kaide ve Usame Bin Ladin’i destekleyen ABD, mücahitleri eğiterek Sovyetler Birliğine karşı savaşa sürmüştü. Uzun yıllar süren çekişmelerden sonra Sovyetler yıpranmış, bu bataktan yenilerek çıkmıştı. (SSCB’nin dağılmasında Afganistan’ın payı büyüktür.)

Amerika 11 Eylül’de Afganistan beslemeleri tarafından saldırıya uğrayınca bunu bahane ederek önce Afganistan’ı ardından Irak’ı işgal etmiş, Usame Bin Ladini de öldürerek cesedini kimse bulmasın diye Okyanusa atmıştı. Yıllar sonra ise hem Irak’tan hem Afganistan’dan, geriye birer harabe bırakarak çekildi. O çekilme beraberinde yeni gelişmeleri getirdi. Şimdiki soru şu: Bundan sonra Ne olacak?

Bundan Sonraki Olası Senaryolar

Dünyanın önemli güçlerinin Taliban’ın bugünkü konumunun mefhumu muhalifinden iki beklentisi var. Bu beklentilerinin gerçekleşmesi için baskı ve tazyikleri de olacaktır: Bunlardan biri Taliban’ın ılımlaşması beklentisidir; diğeri de benzerlerini yemesi beklentisidir. Üçüncü senaryo yukarıda belirtildiği üzere parçalanması ve dördüncü olarak katı şeriatçı bir devlete dönüşüp cihatçı ihraç etmesidir.

Taliban şimdiden bir denge politikası izleyeceği görüntüsü verse de bu konuda ne kadar samimi olduğunu zaman gösterecek. Diğer radikal İslamcı örgütlere savaşa gelince bu kendi alternatifini yaratamamak için olabilir. Bir direnişle karşı karşıya kalabilir mi onu da zaman gösterecek.  Dış müdahale olabilir mi ve böyle bir müdahale Afganistan’ı parçalalar mı, tartışmaya değer. Bu senaryoların her birinin kendi içinde güçlü yanları olduğu gibi zayıf yanları da var. Şimdi bunları biraz daha yakından irdeleyelim.

Çin, Rusya ve Pakistan Politikası

Öncelikle ABD’nin sahadan çekilmesi ne anlama geliyor? ABD, Çin’e karşı ulus inşasından, küresel terörle mücadeleden, hür dünyanın öncülüğünden çekiliyor mu? Rusya’ya karşı Avrupa liderliğinden vaz mı geçiyor? Tabi her ülkenin kendi özel çıkarları yanında (özellikle Çin, Rusya, Pakistan gibi kritik ülkelerin) hassas ve kırılgan noktaları da var. Mesela Çin’in Uygur sorunu, Pakistan’ın Peştu meselesi, Hindistan’ın Keşmir davası, Rusların Özbek ve Tacikistan’ın istikrasızlığı meselesi var. O yüzden burayla yakından ilgilenmek durumundalar.

Çin lityum madeni ve Uygurların arka bahçesi olmaması için Afganistan’la yakından ilgileniyor. Sovyetler Tacikistan ve Özbekistan istikrarı yakalamak, cihatçıların ve terör örgütlerinin kendi içine geçmemesi için ilgileniyor. Afgan Peştuların Afganistan’dakilerle birleşmesi meselesi var. Pakistan’ın elinin sürekli Afganistan’ın içinde olmasının asıl sebebi bu zaten. Taliban ise bunlara karşı kendince şimdilik bir denge politikası izliyor. Hindistan’a Keşmir meselesini kaşımayacağım, Pakistan’a Peştun meselesini ileri sürmeyeceğim, Çinlilere de Uygur meselesini kaşımayacağım diyor.  Rusya’ya da istikrarı sağlayacağız, size cihatçı terörist örgütlerin geçmesine izin vermeyeceğiz diyorlar.  Şimdilik bu denge politikasını yürütüyorlar, bunu ne kadar başarabilirler, ya da bu konuda ne kadar samimiler bekleyip göreceğiz.

Büyük Devletlerin Satranç Tahtası

Peki bundan sonrası gelişmeleri içerecek olası senaryolar ne? Beklenilen şu: Ilımlı İslam zaten devletlerin yönetiminde olan İslam’dır; radikal olan ise kontrol edilmeyendir ki bunların temel uygulama aracı terörizmdir. Terör örgütü olarak kabul edilen Taliban şimdi bizatihi devlet haline geldi, o halde ister istemez taç giyen baş misali akıllanacaktır, daha doğrusu akıllanmak zorundadır. Ayrıca Pakistan, Çin ve Rusya gibi ülkelerin etkisiyle ılımlaşacaktır, deniyor.

Birinci Senaryo:

Bu noktada cevap bekleyen sorular var: 1996- 2001 Taliban’i olmayacağı beklenebilir mi? Böyle bir şey olsa bile bu topyekûn bir değişime tekabül eder mi? Taliban üst yönetimi kısmen işi gereği yumuşasa bile alt tabaka değişir mi?  Bu açıdan bakıldığında orta vadede üst yönetim ile alt tabaka arasında bir çatışma çıkabilir mi?

İkincisi ise Taliban İslam’ı devletleştirmedi, tersine ele geçirdiği devleti şimdi İslamlaştıracaktır. Üstelik bu devletin zaten bir İslam nüvesi vardı. Fakat Taliban’ın devlet yönetme kapasitesinin olup olmadığı şüpheli olduğu için burada büyük güçlerin beklentisi Taliban’ın diğer radikal örgütleri ya yok etmesi ya da kendisi ile birlikte ılımlı hale getirmesidir.

Afganistan’da Taliban’dan başka başta El Kaide olmak üzere her etnik gurubun bir örgütü var. Tacikistan İslam Hareketi, Özbekistan İslam Örgütü, Horasan İslam Devleti Örgütü (Horasan IŞİD’i de deniyor) gibi örgütler var. Bunların, Keşmir, Herat, Kandahar, Mezarı Şerif, Horasan dolaylarında az çok güçleri var. Nitekim Taliban’ın daha haftası dolamadan, Kabil havaalanı kana bulandı, onlarca ABD askeri öldü (ilk açıklamalara göre 12 ölü, 15 yaralı vardı). Bu saldırıyı IŞİD üstlendi. Bu karışıklık ve intihar saldırıları gelecekte olacakların da bir işareti gibi.

İkinci Senaryo:

Taliban üst yönetimi devleti yönetmeye başladığında diğer dünya devletleri, diplomatik misyonları şirketler vs. ile ilişkiye geçecek. Bu ilişkiyi kurduğunda ister istemez gardını düşürecek deniyor. Böyle olması durumunda hem tabanın itirazı hem de diğer radikal örgütlerin itirazları ile karşı karşıya gelecektir. Bu durumda Taliban onlarla çatışmak zorunda kalacak, o örgütleri ya baskı altına alıp susturacak ya da ılımlaştıracaktır. Başta ABD olmak üzere Çin ve Rusya’nın böyle bir beklentisi var. Bunun için de Taliban’ı “benzerini yutan kene” olarak kullanmak istiyorlar.

Nedir, benzerini yutan kene? Çoban koyunların sırtındaki kenelerin bir kısmını toplayıp bir kapalı kaba koyunca aç kalan keneler birbirini yemeye başlarlar. En sonunda diğerlerini yiyen bir kene sağ kalır. Bu keneyi alıp koyunun sırtına koyan çoban, onun diğerlerini yemesini bekler. Sağ kalan son kene, kene yemeye alıştığı için artık koyunun kanını emmek yerine onun sırtında dolaşan keneleri bulup yemeye çalışır. Böylece çoban, koyunlarına musallat olan keneleri gene kene kullanmak sureti ile yok eder.

Üçüncü Senaryo:

Beklenen üçüncü senaryo Afganistan’ın bu şekliyle devam edemeyeceği ve sonunda parçalanacağıdır. Bu senaryo, etnik grupların ve onların dayandığı örgütlerin Taliban’nın uygulamalarına bir süre sonra itiraz edecekleri ve kendi bölgelerinde hâkimiyet kurmalarına dayanıyor. Bazı devletler tarafından desteklendiği taktirde Afganistan’ın Tacikler, Peştular, Özbekler ve Hazaralar gibi grupların tazyiklerine dayanamayıp parçalanacağı ileri sürülüyor. Böyle bir beklenti Kuzey ittifakını yeniden güçlendirip ortaya çıkartabilir!

Bütün bunların nasıl gelişeceği konusu biraz da Taliban’ın nasıl bir hükümet kuracağı, nasıl uygulamalarda bulunacağına bağlı. Bu noktada, halkın sosyo ekonomik yapısı için ne yapacağı, kadınlara nasıl davranacağı, modern dünya ile nasıl ilişkiler kuracağı önemli. Nitekim Taliban şimdiden herkese mavi boncuk dağıtmaya başladı bile. İş isteyen ülkelere inşaat yapma sözü, maden isteyene maden sözü, sınır güvenliği isteyen ülkelere sınır güvenliği taahhütlerinde bulunuyor.

Belki de Taliban radikal bir yapılanma ile bunların hiçbirini yapmayıp kafa kesmeye, insanları kurşuna dizmeye, bu çağda uygulanması mümkün olmayan şeriat yasalarını uygulayarak ayakta durmaya çalışacaktır. Peki bu durumda Türkiye’nin tavrı ne olmalı?

AKP İktidarının Bazı Konulardaki Israrı

Uluslararası camia ise Afganistan’da  göçü önlemek, terörün yayılmasını durdurmak, uyuşturucu kaynaklarını kontrol altına almayı önemsiyor ve mümkünse yeni bir istikrarsızlığı (iç savaşı) önlemek istiyor.

Fakat Türkiye’nin Taliban’a yönelik arzulu ısrarları bunlara dair görünmüyor: Türkiye bir süre, asker göndermede, orda olan askerin de kalmasında çok istekli ve ısrarcı davrandı. Ayrıca Taliban’ın şeriat devletini tanımada ve hemen ilişkiye geçmede de hala çok ısrarlı davranıyor. Peki neden?

AKP İktidarı uzum süredir içerdeki ve dışardaki müttefiklerini kaybetti. (Kala kala elinde eskimiş iki nasyonalist kalmış.) İktidara ılımlı İslam vaadiyle Batıdan aldığı destekle gelmişti. Bu hem içerdeki meşruiyetini güçlendirmiş hem de dış desteği artırmıştı. Fakat bu kandırmaca fazla sürmedi “Ilımlı İslamcılık” siyasal İslam’a evirilip ümmetin liderliği taleplerine dönüşünce Batı işin iç yüzünü görüp desteğini kesti, hatta ABD’de başkanlık seçimlerini kazanan Biden açık açıl “Tayyip Erdoğan bir an önce yasal yollardan iktidardan gitmeli” demişti. Dolaysıyla cumhurbaşkanı iktidarını daim etmek için ABD ve Biden yönetimine muhtaç görünüyor. O yüzden onların her dediğini yapmaya dünden razı. Fakat Biden-Erdoğan görüşmesinde ne tür kararlar alındığı açıklanmadığı için, tam olarak bilmiyoruz. Oysa demokratik ülkelerde bu nevi ilişkiler şeffaf olur ve sonuçları topluma yansıtılır. Sonuçta NATO güçleri çekilince Türkiye de nihayetinde askerini geri çekmek zorunda kaldı. Burada ilginç olan şu; düne kadar kalmanın başarısını pompalarken şimdi dönmenin başarısından söz ediyor olması. Bu iki durum bir arada nasıl birlikte başarı oluyor kimse anlamış değil.

Bir de cumhurbaşkanın tekrar dünya lideri duyguları depreşmiş olabilir. Çünkü hatırlanacağı üzere Arap Baharı denilen zamanda İhvana arka çıkmanın arkasında Neo Osmanlıcık vardı. Ne ki bu proje Suriye’de sarpa sardı, Türkiye de sırf bu yüzden Suriye batağına saplanmış ve bedelini pahalı ödemişti. Bu bedeli 4 milyonu aşan sığınmacıyla hala ödemeye devam ediyor. Kendi halkı aç ve işsizken diğerleri ile birlikte sayıları yedi-sekiz milyonu bulan göçmene ev sahipliği yapıyor. Bunu da bazı vaatler karşılığında, Batıya geçişleri engellemek için yapıyor. Ülke dışardan bakınca bu açıdan adeta bir “Göçistan”ı andırıyor.

Yani AKP Hükümeti Taliban ile küresel güçleri arasında arabulucu rolü oynayarak kişisel itibar devşirmek istetiyordu, bunu başaramadı. Ancak asker geri çekildikten sonra yetkililerin hala ısrarla “Afganistan’da bize verilecek her göreve hazırız” çağrıları sürüyor.  Sanırım ortaya çıkan bu durumu bir fırsat olarak gören AKP, bunu iktidarını daim etmenin enstrümanı olarak kullanmak istiyor. Bu yüzden yukarıdaki arayışların yansıra hala Pakistan üzerinden askeri, güvenlik ve istihbarat kurma arayışı sürüyor. Yanı sıra kendine yakın aktörlerin hükümette yer almasını sağlamaya çalışıyor. Taliban’la acilen ilişki kurma ve tanıma hevesi de bundan azade değil.

 

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir