Siyasal Paradigmalar
Yunus Emre Joe Biden’ın seçim galibiyeti Türkiye-ABD ilişkilerini nasıl etkileyecek? Bu soruyu yanıtlamak için Trump ve Biden’ın dış politika perspektiflerinin... Devamını Oku ABD Seçimleri ve Türkiye – ABD İlişkileri

Yunus Emre
27. Dönem Milletvekili
Dışişleri Komisyonu Üyesi
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Grubu Üyesi

Joe Biden’ın seçim galibiyeti Türkiye-ABD ilişkilerini nasıl etkileyecek? Bu soruyu yanıtlamak için Trump ve Biden’ın dış politika perspektiflerinin hangi farkları içerdiğine ve bu farkların Türkiye için önemine odaklanmak gerekmektedir. Trump ve Biden arasında birçok farklılık bulunmakla birlikte Türkiye-ABD ilişkileri üzerinde etkili olacak üç farklılığı bu yazıda ele alacağım.

Bu farkların analizine geçmeden önce bir konuyu vurgulamak istiyorum. Kuşkusuz Biden 46. ABD Başkanı olarak her başkan gibi ülkesinin menfaatleri için çalışacak. Zaten teşekkür konuşmasında “Tanrı ABD’yi korusun, Tanrı askerlerimizi korusun” diyerek kendisi de buna işaret etti. Ancak Türkiye’de iktidar sözcüleri ve iktidar medyası seçim sürecinin tamamında Trump taraftarı ve Biden karşıtı bir söylemi benimsedi. Bu kapsamda iktidarın Türkiye’yi iki başkan adayı arasında tercih yapacak bir konuma sürüklemesi büyük bir hata. Türkiye’nin ilkesel olarak yapması gereken şey, ABD halkının tercihine saygılı olmaktır. Zira Türk dış politikasında yaşanan büyük çöküşe son verecek kişi, ABD Başkanı değildir. Türkiye’nin dış politikada karşı karşıya olduğu krizi aşabilmesi, ancak kurumsal bir işleyişe dönmekle, TBMM’yi ve Dışişleri Bakanlığı’nı etkin kılmakla, bölgedeki her çatışmaya aktif şekilde katılmak yerine bölgede huzuru desteklemekle mümkün. Türkiye’nin dostlarının sayısının artması, karşıtlarının sayısının azalması ancak bu şekilde sağlanabilir. Türkiye’yi dış politika bakımından kurtaracak reçete okyanus ötesinden gelmeyecek, ülkemizde geniş bir uzlaşmanın sağlanmasıyla mümkün olacaktır.

Kurumlar, kurallar, uluslararası örgütler

Trump ve Biden arasındaki dış politika perspektifi farklarının ilki dış politikanın oluşturulması ve uygulanması alanında. Trump yerleşik teamülleri hiçe sayan, öngörülemez, kurumlara ve uluslararası örgütlere düşmanlık içeren bir dış politika uygulamıştı. Biden ise kurumlara, geleneklere ve ABD dış politikasının yerleşik kabullerine geri dönüşü savunuyor. Trump Dünya Sağlık Örgütü bütçesine yaptığı mali katkıyı keserken, Biden Covid-19 ile mücadelede uluslararası örgütlerin önemine vurgu yapıyor. Trump NATO’nun varlığını sorgularken, Biden NATO müttefikleriyle daha yakın iş birliğini gündeme getiriyor. Trump uluslararası politikanın var olan kurallarını tersyüz ederken, Biden kurallara dayalı bir dünya düzeni görüşü üzerinde duruyor.

Trump’ı Biden’dan ayıran bir diğer nokta ise, Trump’ın özellikle Erdoğan’ın tercihine de uygun olarak kurumsal işleyişin yerine kişisel ilişkilere ağırlık vermesiydi. Bu süreçte Erdoğan ve ailesi, Trump ve ailesi ile yakın ilişkiler kurdu. Türkiye-ABD ikili ilişkileri, Erdoğan-Trump arasındaki kişisel ilişkilerden ibaretmiş gibi yürütüldü. Bu ilişki, diplomatik geleneklerin ve teamüllerin o kadar dışındaydı ki, Trump’ın Erdoğan’a hakarete varan mektuplarının sızdırıldığı, “Ekonominizi mahvederim!” tehditlerinin havada uçuştuğu bir dönemi yaşadık. Her ne kadar iktidar medyası Trump’ı yere göğe sığdıramasa da sormak gerekiyor: Trump Türkiye’nin çıkarlarına yönelik ne yaptı? Trump yönetiminin Türkiye’yi gözeten, Türkiye’ye yardımcı olan bir hamlesi oldu mu? Trump-Erdoğan kişisel yakınlığının Türkiye’ye faydası ne oldu? Aslında bu soruların yanıtını tüm kamuoyu gibi Erdoğan ve çevresi de biliyor. Ancak Türkiye’nin menfaatleriyle Erdoğan’ın menfaatleri arasında bir uyumsuzluk var.

Türkiye gibi orta büyüklükteki bir devlet için kurallara dayalı bir dünya düzeni daha tercih edilebilir bir seçenek. Buna karşılık uluslararası örgütlere, kurumlara ve kurallara dayalı bir işleyiş Erdoğan’ın kişisel bekası ve kişisel öncelikleri bakımından tercih edilmekten uzak. Bu noktada Türkiye’nin uzun vadeli çıkarlarıyla Erdoğan’ın kişisel çıkarları arasında bir uzlaşmazlığın altını çizmek gerekiyor.

İçine kapanmış ABD mi? Dünyaya nizam veren ABD mi?

Trump ile Biden’in dış politika yaklaşımları arasındaki farkların ikincisi de Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Trump döneminde ABD tarihinde çok köklü olan bir eğilim daha ağırlıklı olarak öne çıktı. Buna izolasyonculuk diyebiliriz. Yani ABD’nin büyük dünya sorunlarına karışmak ve dünyaya nizam vermek yerine kendi ulusal sorunlarına ve hedeflerine odaklanması. ABD tarihi içinde çok köklü olan bu tartışmanın bugünkü tarafları olarak Trump izolasyoncu görüşe yakın iken Biden ise ABD’nin dünya düzeni kurması anlayışına daha yakın. Biden bu görüşünü ABD’nin “tekrar masanın baş köşesine oturması” şeklinde formüle ediyor.

Bu durumun Türkiye açısından avantajları ve dezavantajları var. ABD’nin kendini geriye çektiği bir ortamda başta Fransa olmak üzere bazı ülkeler daha çok ön plana çıkmaya başladılar. Bu ön plana çıkma arzusunun Türkiye’nin menfaatleri bakımından ne kadar iyi olduğu tartışmalı. ABD’nin geri çekildiği bu ortamda Türkiye’yi kendi bölgesinde izole etmeye dönük birçok girişim arka arkaya geldi. Güç boşluğunun ortadan kalktığı bir ortam, Türkiye açısından daha avantajlı bir durum yaratabilir ancak geçmişte Erdoğan yönetiminin de bu güç boşluğunu bir fırsat olarak gördüğünü unutmamak gerekiyor. Bu durum Türkiye’nin bölgedeki bütün çatışmalarda aktif olarak rol almasına kapı araladı. Üstlenilen bu rollerden Türkiye’nin ne kazandığı bir muamma. Ancak kaynakları ve imkanlarından çok şey kaybettiği açık. Trump kazansaydı Avrupa güvenlik mimarisinde köklü bir değişim olabilir ve Avrupalılar ABD’den bağımsız bir Avrupa güvenliği yapısı oluşturma yoluna gidebilirdi. Bu kapsamda Avrupalıların kendi güvenliğini sağladıkları bir ortam NATO’nun sonu ve Türkiye’nin de bu yeni kolektif güvenlik girişiminden dışlanması anlamına gelebilirdi. Bu durumun ne ölçüde Türkiye’nin menfaatine olacağını okuyucularımızın değerlendirmesine bırakıyorum.

İkili İlişkiler

Bu kapsamda Trump ile Biden arasındaki üçüncü farklılık ise bu iki siyasetçinin bazı ülkelerle ikili ilişkilere bakış açısıyla ilgili. Bu farklılığı örneklerle açıklamak daha uygun görünüyor. Mesela Trump’ın hedefe koyduğu İran ile nükleer anlaşma Biden için önemli bir kazanım. Trump’ın Çin ile başlattığı ticaret savaşlarıysa Biden için ABD’ye zarar veren bir saçmalıktan ibaret. Trump’ın Almanya, Fransa gibi Avrupa Birliği ülkelerine dönük olumsuz politikası Biden’a göre hızla terkedilmeli ve bu ülkelerle ortaklık güçlendirilmeli. Bu türden politika değişiklikleri doğrudan Türkiye’yi de Türkiye-ABD ilişkilerini de etkileyecektir. Şurası açık ki Avrupa’ya daha fazla önem verilmesi ve İran’la nükleer anlaşmanın tekrar devreye sokulması ABD’nin Türkiye’ye olan ihtiyacını azaltacaktır. Diğer taraftan Türkiye 80 milyonluk nüfusu, güçlü ordusu ve bölgedeki etkinliğiyle ABD için kolaylıkla gözden çıkarılacak bir ülke değil. Türkiye kendi ağırlığının farkında olarak yeni dönemin risklerini ve fırsatlarını doğru şekilde analiz etmeli.

Sonuç olarak Türkiye her şeyden önce Erdoğan’ın kişisel ilişkileri ve çıkarlarına endekslenmiş ve bu ilişkilerin seyrine göre günden güne değişebilen bir dış politika yerine akılcı, kurumsal, uzun vadeli, ulusal çıkarlara dayanan, planlı ve gerçekçi bir dış politika uygulamak zorunda. Yani Türkiye’nin Ortadoğu politikası, AB politikası veyahut Türkiye-Rusya ilişkilerinin seyri gibi meseleler Trump’ın ya da Biden’ın ABD Başkanı olmasına bağlı olmamalı. Trump ile Erdoğan’ın ilişkisi sebebiyle adeta Trump’ın seçilmesi için kampanya yapan iktidar medyasının yaklaşımının aksine, Erdoğan’ın kiminle daha iyi anlaştığını değil Türkiye’nin uzun vadeli ulusal çıkarlarının neler olduğunu değerlendiren ve bu ulusal çıkarları önceleyen gerçekçi bir dış politika üretilmelidir. Bu yapılmadıkça ABD Başkanı kim olursa olsun Türkiye dış politikada güçlü devletlerin etki alanları arasında salınıp duracaktır.

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir