Siyasal Paradigmalar
Yüksel Mansur Kılınç Tüm dünyada güvenlik ve istikrar, riskler ve tehditlerle karşı karşıyadır. Başta siyasi, sosyal, ekonomik, askeri, teknolojik ve çevre faktörleri olmak üzere, hemen... Ülkemizde ‘Güvensiz Güvenlik’ İle Nereye Kadar?

Yüksel Mansur Kılınç
27. Dönem İstanbul Milletvekili
Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Üyesi

 

“Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı geçecektir.”

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

 

ÜLKEMİZDE ‘GÜVENSİZ GÜVENLİK’ İLE NEREYE KADAR?

ÖZ

Tüm dünyada güvenlik ve istikrar, riskler ve tehditlerle karşı karşıyadır. Başta siyasi, sosyal, ekonomik, askeri, teknolojik ve çevre faktörleri olmak üzere, hemen hemen her alanda yaşanan gelişmeler istikrar ve güven ortamını da tehdit edebilmektedir. Uyuşturucudan insan kaçakçılığına, kara paradan göçmen sorununa, gıda güvenliğinden siber tehditlere, salgın hastalıklardan çevre kirliliğine kadar günlük yaşamı, can ve mal güvenliğini tehdit eden riskler de artmaktadır.

Bu çalışma, ülkemizde uygulanan güvenlik politikalarını genel bir bakış ile değerlendirirken 21’inci yüzyılın güvenlik ortamını, risk ve tehditleri, sorunları ve çözüm arayışlarını tartışmayı hedeflemektedir.

 

GİRİŞ

21. Yüzyılda ülkelerin güçleri, sadece ordularının kuvvetiyle değil; ekonomik, sosyal, kültürel yapılarıyla da değerlendirilir hale gelmiştir. “Küreselleşme; ulusal ve uluslararası düzeyde gücün yeniden biçimlendirilmesi, otorite alanlarının kayması ve yeni aktörlerin oluşması için yeni ortamlar üretmektedir.” (Mani, 2019) Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi küreselleşme süreci ile birlikte güç, tarihin geride bıraktığımız evrelerindeki farklı merkezlere kayma, yeni aktörlerde toplanma eğilimi göstermektedir. İletişim teknolojisindeki hızlı gelişim ve Sovyetler Birliği’nin yıkılması sonrası Batı’nın rakipsiz kalarak dünyaya hükmettiği süreci tanımlamak için kullanılan “Küreselleşme”, daha çok günümüzde yaşanan her olumluluğun zemini olarak görülmekte ve bu sürecin beraberinde getirdiği olumsuzluklar göz ardı edilmektedir. “Küreselleşme; sadece iyi olan şeylerin değil aynı zamanda kötü olan şeylerin de hızlıca dünyaya yayıldığı bir uluslararası ortamın oluşmasını sağlamıştır.” (Tetikol, 2020) Söz konusu olumsuzluklardan biri de kuşkusuz terörün küresel bir boyut kazanarak “Küresel Terör” boyutuna ulaşmasıdır.

Teknolojinin gelişmesi ve hızı, sıcak çatışmalar, iç savaşlar, kitlesel göçler, eleman teminindeki kolaylık, ekonomik krizler, para dolaşımındaki rahatlık, terörizmin küresel düzeyde yayılmasını etkileyen başlıca faktörler olarak belirtilmektedir. Terör, göç, insan kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı, nükleer silahlar, siber suçlar, çevre sorunları, sınırları aşan bir özellik kazanmıştır. Bu nedenle ülkelerin kendilerine yönelik tehdit ve güvenlik sorunlarını, iç ve dış olarak ayırabilmeleri çoğu zaman mümkün olamamaktadır.

Şüphesiz gücün en önemli unsurlarından biri de bilgidir. Başka bir ifadeyle bilgi, gücü elinde bulundurmaktır. Dolayısıyla devletler; ulusal ve uluslararası arenada gücü elinde bulundurmak için bilgiye sahip olmak durumundadır. Devletler için “öğrenen organizma” da denilebilmektedir. Devletlerin bilgiye ulaşmasının yolu ise istihbarat kurumları aracılığı ile bilgi toplamak olmuştur.

Tehdit ve risklerle birlikte güvenlik ve istihbarat unsurları da çeşitlenmektedir. İstihbarat kurumlarından, silahlı kuvvetlere, diplomasiden sivil toplum kuruluşlarına, polis ve jandarmadan özel güvenliğe kadar güvenlik ve istihbarat artık çok daha geniş bir olgudur.

Bir bütünlük içinde olmak kaydıyla güvenlik olgusu kendi içinde sosyal, siyasi, ekonomik, askeri, çevresel konularda uzmanlaşmakta ve çeşitlenmektedir.

“Güvenliğin en önemli ayaklarından biri olarak istihbarat da artık daha geniş bir anlam ifade etmektedir. Günümüzde belirli bir ülkeye ya da ülkelerin meydana getirdiği siyasi/askeri bir organizasyona yöneltilen gizli haber alma faaliyetinin yanı sıra, dünyadaki bütün gelişmeleri tarihi ve siyasi boyutları ile sistematik biçimde analiz eden, sonuçlarını karar vericilere objektif olarak sunan bir faaliyet olarak karşımıza çıkmaktadır.” (Biçer, 2017)

TÜRKİYE’NİN GÜVENLİK POLİTİKALARININ SEYRİ

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşımızdan sonra “Bilelim ki, kazandığımız başarı milletin kuvvetlerini birleştirmesinden ileri gelmiştir. Eğer, aynı başarıları ve zaferleri ileride de kazanmak istiyorsak, aynı esasa dayanalım” diyerek Milli Güvenliğin esasına vurgu yapmıştır. (Atatürk, 1923) Atatürk’ün halkta birliği sağlayarak ve milli kuvvetleri seferber ederek temellerini attığı “Milli Güvenlik Politikası” ile ülkemiz, 1950’li yıllara kadar önemli sonuçlar elde etmiştir.

1939 yılında, 2. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Hatay’ın Anavatana katılması, milli kuvvetlerin seferber edilerek oluşturulan ve başarı elde edilen Milli Güvenlik Politikasının somut bir örneği olarak tarihteki yerini almıştır.

Hatay’ın Anavatan sınırları içerisine katılmasında dönemin Milli Emniyet Hizmetleri (MAH) Adana Bölge Başkanlığı, Fransa yönetimindeki Suriye ve Hatay ile ilgili her türlü siyasal, sosyal, ekonomik, asayiş bilgilerini takip etmiş, hükümete ve Genelkurmay Başkanlığına stratejik bilgiler, analizler sunmuştur. MAH’ın yaptığı önemli çalışmalar ve oluşturduğu stratejik raporlar sayesinde doğru politikalar oluşturulmuş; savaş ve çatışmaya gerek kalmadan Hatay’ın 30 Haziran 1939’da Anavatan’a katılması sağlanmıştır.

Aynı yıllarda, Türkiye’nin tüm milli kuvvetlerinin seferberliği ile oluşturulan Milli Güvenlik Politikaları ile Türkiye; 10 milyonlarca insanın can verdiği 2. Dünya Savaşı’nın dışında kalabilmiş, Türkiye’nin iç güvenliği bir tartışma konusu olmamış, asker-sivil hiçbir vatandaşımızın burnu kanamadan Türkiye savaşın yıkıcı etkilerinin dışında tutulabilmiştir.

1950’li yıllardan itibaren oluşan soğuk savaş sistemi içinde ise Türkiye’nin güvenlik kurumları dış odakların etkisine açık hale getirilmiş, ülkemiz güvenlik zaafları yaşamıştır.

Bu konuda oluşan zafiyetleri Sait Yılmaz, şöyle belirtmektedir:
“CIA ile Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) arasında İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde yoğun olarak istihbarat alanında yakın işbirliği yapılmış, teşkilatın eğitim, geliştirme faaliyetleri ile donanımında CIA’nın etkisi artmış, Türkiye’de inşa edilen Amerikan üslerinde bulunan teçhizat ve bu üslerdeki hava alanlarına inen U-2 ve AWACS uçakları Amerikalılara çok önemli istihbarat imkânı sağlamış, Türkiye’deki dinleme servisleri bunları kuran Amerikalıların etkisinin altına girmiştir. (Yılmaz, 2013)

2. Dünya Savaşından sonra Batı Bloku’nun güvenlik politikaları esas olarak NATO çerçevesinde oluşturulmuştur. Yine soğuk savaşın iki kutuplu dünyasında NATO konseptinin güvenlik ve tehdit algısının sonucu olarak Türkiye’nin milli güvenliğinden sorumlu kurumlar, ülkemizin gençliğinin, emekçilerinin, aydınlarının toplumsal mücadelesini tehdit olarak değerlendirmiş ve ülkemiz adına acı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Soğuk Savaş konseptinin içinde bulunan ülkemizde NATO odaklı açık ve gizli operasyonlar ile birlikte 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri kendi vatandaşlarını tehdit olarak görme anlayışının en sert uygulamaları olarak yakın tarihimizde yerini almışlardır.

1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra NATO’nun işlevi değişime uğramış, NATO’ya dayalı uluslararası güvenlik sistemi sorgulanmaya başlamıştır. Bu değişim yaşanırken; Sovyetler Birliği ve Yugoslavya’nın parçalanması ile Balkanlar’da patlak veren iç savaş, Rusya’da Çeçenistan Savaşı, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki savaş ve Birinci Körfez Savaşı ile Türkiye’nin sınırları batından doğuya, güneyden kuzeye istikrarsızlık hattına dönüşmüştür.

1980’li yılların ortalarından itibaren bölücü terör örgütü PKK’nın saldırılarına hedef olan ülkemiz, ABD ve müttefiki ülkelerin Ortadoğu bölgesine fiziken de yerleştiği 1990’lı yılların başından itibaren dış destekli ve çok boyutlu terör saldırılarına maruz kalmıştır.

2000’li yılların başından itibaren ise ABD, ülkemizin de içinde bulunduğu bölgede Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) uygulamaya koyduğunu açıklamıştır. Dünyada en uzun süre ve en yoğun şekilde terör saldırılarının hedefi olan ülkemize yönelik terör tehditi BOP ile birlikte boyutlanarak devam etmiştir,.

2011 yılında patlak veren “Arap Baharı” eylemleri ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da uzun yıllar ülkelerinin mutlak hakimi olan yönetimler devrilmiştir. Ancak geride kalan yaklaşık 10 yıllık süreçte bu ülkelerde kaos ortamı derinleşerek devam etmektedir.

Bu süreçte başta IŞID olmak üzere ülkemizde de yüzlerce vatandaşımızın can vermesine neden olan terör örgütleri ortaya çıkmış, Suriye ve Irak olmak üzere sınırlarımızın ötesinde ülkemize yönelik terör oluşumları güç kazanmıştır.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken 1970’li yıllardan itibaren devlet içinde yuvalanan dış destekli ajan istihbarat ağı Fethullahçı Terör Örgütü Paralel Devlet Yapılanması, (FETÖ/PDY) 2002 yılından 2013 yılına kadar iktidardan büyük destek görmüş, devletin güvenlik ve istihbarat kurumlarını önemli ölçüde ele geçirmiştir. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra her ne kadar devlet kurumlarının FETÖ mensuplarından arındırılmasına hız verilmişse de örgütün dış ülkelerdeki yapılanması varlığını sürdürmektedir.

Ülkemizin BOP kapsamına alındığı 2000’li yılların ortalarından başlayarak günümüze kadar devam eden süreçte devletin geleneksel dış politikası terk edilerek, ülkemizin diğer ülkelerle ilişkileri, iktidar partisinin ve genel başkanının siyasi hedeflerine göre oluşturulmaya başlamıştır. Ülkemizin güvenliği ve istikrarını doğrudan etkileyen kurumlar işlevsizleştirilmiştir. Ülkemize dışarıdan yönelen tehditleri engellemede hayati öneme sahip olan dış politika, iç politik dalgalanmaların etkisine bırakılmıştır. Uygulanan Suriye politikasının etkileri ile ülkemiz; 2. Dünya savaşı koşullarından bile daha büyük güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalmıştır.

AKP’nin iktidara gelişi ve devamındaki yıllarda yapısında köklü değişikler yapılan kurumlardan biri de Milli İstihbarat Teşkilatı olmuştur. 2014 yılında 6532 sayılı “Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”da yapılan değişiklik ile MİT’in yetkileri artırılmış, “dış operasyon” alanında daha aktif görevler verilmiştir (6532 sayılı Devlet İstihbaret Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 2014). 2017’de yapılan referandum ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında sistem değişikliğine gidilmesi sonucu güvenlik ve istihbarat kurumlarının yapısında bir kez daha önemli değişiklikler yapılmıştır. Devletin ve ülkenin güvenliği için en önemli kurumlardan biri olan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yapısı, TBMM’de olağan yasama süreci bir yana bırakılarak Olağanüstü Hal çerçevesinde yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameyle değiştirilmiştir (KHK/694, 2017).

Bu KHK ile yapılan değişiklik sonucu; daha önce Başbakanın uygun bulmasıyla Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanına rapor vermekle yükümlü olan MİT Müsteşarı artık doğrudan Cumhurbaşkanına bağlanmıştır.

Daha önce MİT Müsteşarı’nın ataması Milli Güvenlik Kurulu’nda görüşülen isimler arasında Başbakanın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından yapılıyorken, değişiklik ile MİT Müsteşarı ve yardımcılarının atamasında tek belirleyici Cumhurbaşkanı olmuştur. Daha önce üç ayda bir MİT Müsteşarının başkanlığında toplanan Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu, yapılan değişiklik sonucu Cumhurbaşkanı tarafından yönetilmeye başlamıştır. (KHK/694, 2017)

Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’nın ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ denilen yeni sistem içindeki konumlandırılması, teşkilatı “milli” tarihinden koparan ve “milli” karakterini aşındıran pratikleri de ortaya çıkarmıştır. MİT’in bağlı bulunduğu Cumhurbaşkanı’nın, MİT’in tarihinden bahsederken; MİT’in resmi internet sitesinde yer alan “tarihçe”den farklı olarak II. Abdülhamid’in kurduğu Yıldız İstihbarat Teşkilatı’ndan övgüyle bahsetmesi, 2018 sonrası MİT Başkanlığı’na yeni sistem içerisinde biçilen rolle ilgili önemli bir gösterge olmuştur. (Milli İstihbarat Teşkilatı İnternet Sitesi) (Erdoğan, 2020) İstihbaratın, önleyici hizmet özelliğinin dışına çıkılarak, MİT’in operasyonel bir yapıya çekilmek istenmesi ve dış politikada diplomasinin öneminin azaltılarak istihbaratın karmaşık yapısının öne çıkarılması da başta Suriye’deki savaş olmak üzere, sınırlarımızın ötesindeki birçok olayın milli güvenliğimizi tehdit eder boyuta ulaşmasına neden olmuştur.

AKP döneminde yapısı değiştirilen kurumlardan birisi de Milli Güvenlik Kurulu olmuştur. Milli Güvenlik Kurulu’nun kurumsal yapısının sistem içindeki etkisi azaltılarak Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda üyelerinin çoğu devlet yönetimi ve devletin güvenlik bürokrasisinin içinden gelmeyen Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu oluşturulmuştur. (1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, 2018)

 

MİLLİ GÜVENLİĞİN KAYNAĞI VE UNSURLARI

Günümüz dünyasının gerçeklikleri içinde insanımızın ve ülkemizin ulusal güvenliğini korumanın yolları somut ve gerçekleştirilebilir bir milli güvenlik stratejisinden geçmektedir. Oysa ülkemizde milli güvenlik stratejilerini belirleme ve uygulamada karşılaşılan en büyük sorunlardan biri, bunların demokratik sistemin işleyişi içinde belirlenmesinin çoğu kez ihmal ve ihlal edilmesi oluşturmaktadır. Demokratik sistem içinde yürütme erkini elinde bulunduran siyasi güç, çoğu zaman milli güvenlik stratejisi ve siyasetlerini, demokratik sistemin asli güçlerine kapalı, topluma ise neredeyse tamamen kapalı olan yol ve yöntemlerle belirleme yoluna gitmektedir.

Milli güvenlik strateji ve siyasetlerinin bu biçimde belirlenmesi, bu konuda oluşturulması gereken ulusal mutabakatın ve birliğin sağlanmasını engellemektedir. Arkasına ulusun topyekûn gücü konamamış milli güvenlik strateji ve siyasetlerinin, hedefleri doğru tespit edilmiş olsalar bile uygulamada beklenen başarıyı getirmesi neredeyse imkansızdır.

Doğru bir milli güvenlik siyaseti ya da stratejisi için bir başka önemli nokta da doğru tehdit algılamasıdır. Doğru tehdit algılaması; en somut tanımıyla tehdit oluşturan dış güçlerin ve iç etkenlerin doğru saptanması, saptanan tehdit unsurları arasında, doğru bir öncelik sıralaması yapılması, tehdit ve tehlikeleri etkisiz kılmak ve savuşturmak için gerekli ittifak ve iş birliği unsurlarının belirlenmesi, belirlenen dış ve iç güç ve unsurları ile kurulacak ittifak ve işbirliklerinin gerçekleştirilmesini sağlayacak siyasetlerin belirlenmesi demektir. Bu saydıklarımızın toplamına “Milli Güvenlik Stratejisi” denilmektedir.

Belirtmeye gerek yok ki bilgi; bilgiye ve bilgilenme araçlarına ve güvenlik alt yapılarına sahip olmak, çağımızın en büyük gücü ve silahıdır. Bu nedenle, güçlü ve sağlam bir milli güvenlik stratejisi oluşturmada, günümüzün en önemli gerçeklerinden biri de güçlü, donanımlı, iyi örgütlenmiş bir milli istihbaratın gerekliliğidir. Devletler milli güvenlikleri için gerekli bilgilerin bir kısmını, devlet aygıtının genel işleyişi içindeki kayıt sistemi ve genel bilgilenme yöntem ve yolları ile elde ederken; çok önemli bir kısmını da özel bilgi toplama örgütleri ile elde etmektedir. Günümüz dünyasında ikinci araç, yani istihbarat örgütleri, çok daha önemli hale gelmiş bulunmaktadır. 21. Yüzyıl koşullarında ülkemizin milli güvenlik ihtiyacını karşılayacak olan bir Milli İstihbarat Teşkilatı için öncelikle geçmişte ülkemiz pratiğinde bu konuda ortaya çıkan başlıca sorunları tespit edip bu sorunların tekrar etmesinin önüne geçmek gerekmektedir.

 

TÜRKİYE’DE GÜVENLİĞİN DENETİMİ

Güvenlik ve İstihbarat kurumlarımızın asli görevlerini, ülkemizin milli güvenlik stratejisinin hedeflerine yönelik etkili şekilde yerine getirebilmeleri için bu kurumlarımızın demokratik sistemimizin denetim mekanizmalarına açık olmaları gerekmektedir. Güvenlik ve İstihbarat kurumlarının denetim dışı uygulamaları konusunda geçmişte ülkemiz büyük sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.

Birçok ülkede olduğu gibi, bizim istihbarat ve güvenlik örgütlerimiz de zaman zaman devlet denetimi dışına çıkmıştır.

Bu durumun en tehlikeli örneği çeşitli istihbarat kuruluşlarımızın halka ve Cumhuriyet’e düşman güçlerin denetimine girmesi veya onların sızmasına açık hale gelmesidir.

Geçmiş yıllarda yaşanan en büyük sorunlardan biri de, istihbarat kuruluşlarımızın, mafya ve benzeri yasa dışı, kirli unsurlarla denetim dışı, meşruiyet dışı ilişkilere girmiş olmasıdır.

Bir başka önemli sorun da istihbarat kuruluşlarımızın, demokratik sistemin siyasi güçleri olan iktidar ve muhalefet partileri arasındaki yasal ve meşru rekabet, yarış ve demokratik mücadelede bir araç olarak kullanılması olmuştur.

Saydığımız türdeki bu davranış ve ilişkiler, demokratik sistemi yozlaştırma ve kirletme yanında; bu kuruluşların güvenilirliğini ve milli olma vasfını yıkıma uğratmaktadır. Ortaya çıkan olumsuz pratiklerden sonra güvenlik ve istihbaratla ilgili kurumlarımızın denetimi 17.04.2014 tarihli ve 6532 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile TBMM’de Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu oluşturulmuştur. Bu komisyonun görevi, devletin güvenlik ve istihbarat hizmetlerinin denetimi ve kişisel verilerin güvenliğinin gözetilmesidir.

Ancak altı yıldır var olan Güvenlik ve İstihbarat Komisyonunun denetim görevi uygulamada daha çok devletin güvenlik kurumlarının hazırladığı yıllık raporların denetimi şeklinde gerçekleşmekte, bir bakıma yasa ile verilen denetim görevi geçiştirilmektedir. Yasa, ülkenin güvenliği ile ilgili etkili bir denetlemeyi amaçlamasına rağmen, iktidarın denetimi savuşturma tutumu nedeniyle denetim faaliyeti sadece istatistiki verilerin değerlendirildiği bir duruma dönüştürülmüştür.

Günümüzde denetim alanında sorun yaratan başlıca faktör, ülkemizde Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemidir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adı altında ülkenin yönetim biçiminde denge denetim mekanizmalarının geri plana itilmesi ile güvenlik kurumlarını da tek kişinin belirleyici olduğu bir sisteminin içine sokmuştur. Güvenlik alanının etkili bir denetimden kaçırılması güvenliğin “güvensizleşmesi” riskini doğurmaktadır.

Güvenliğin denetiminde zaaf yaratan önemli konulardan biri de ikili anlaşmalardır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, dış odakların etkisinin yoğun olduğu; özellikle 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde; çeşitli devletlerle ikili anlaşmalar içine çekildiği bilinen bir durumdur. FETÖ/PDY’nin on binlerce mensubunun devletin güvenlik ve istihbarat kurumlarının içerisinde yuvalanması nasıl mümkün olmuştur?

Bu sorunun yanıtı bir yönüyle de ikili anlaşmalarda aranmalıdır. İkili anlaşmaların yarattığı gizlilik ve denetimsizlik sorgulanmadan, FETÖ/PDY gibi sızma ve etki yaratarak yuvalanan yapıların devlet kurumlarından tümüyle temizlendiği düşünülmemelidir.

ÜLKEMİZDE KALKINMA PROGRAMLARI BAĞLAMINDA MİLLİ GÜVENLİK

Milli Güvenlik; milli devletin, ülke topraklarının, milli kurumların, tüm askerî, siyasi, diplomatik ve ekonomik imkânlar kullanılarak iç ve dış tehditlerden korunmasını ifade etmektedir. Bu nedenle ülkenin toptan kalkınması ile ülkenin milli güvenliği birbiri ile sıkı şekilde bağlıdır. “Milli Güvenliğin sağlanmasına yönelik çalışmalar 20. yüzyıla kadar yalnızca düşman silahlı gücüne karşı yapılırken son zamanlarda ise hasım tarafın tüm millî güç unsurlarına karşı yapılmaya başlanmıştır. Böylece cephe gerisinde ve cephe savaşı öncesinde bir savaş stratejisi ortaya çıkmıştır. Bu duruma ‘Topyekûn Savaş’ adı verilmiştir.” (Akdeniz Üniversitesi, 2014)

Gelişmekte olan ülkelerde kalkınmanın gerçekleştirilmesi için öncelikle güvenlik koşullarının sağlanması gerektiği fikri genel kabul görmektedir. Buna göre, kalkınma için asgari seviyede güvenlik koşulları gerekirken güvenlik için de asgari seviyede kalkınma gerekmektedir.

Ülkemizin kalkınma programlarında toplumun güvenlik ihtiyaçları ile devletin güvenlik hizmetlerinin birbiriyle uyumlu şekilde yürütülmesi hedeflenmiştir. Kalkınma planlarında güvenlik politikası ve kalkınma politikası iki ana politika alanı olarak ele alınmıştır. Güvenlik amaçlı örgütler (kurumlar) politikalarına insani güvenlik yaklaşımını eklerken, kalkınma amaçlı örgütler ise kalkınma programlarına güvenlik boyutunu eklemektedir.

Askeri ve dış odaklı bir yaklaşıma sahip milli güvenlikte esas olan devlet iken insani güvenlik kavramının esası insandır. (Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2019)

“Kalkınma planları incelendiğinde iç güvenlik iki yönlü değişim göstermektedir. Bunlardan ilki, iç güvenlik örgütlenmesinin iyi yönetişim ve Yeni Kamu İşletmeciliği temelinde ele alınmaya başlamasıdır. Diğeri ise, iç güvenlik kapsamının terör ve göç sorunlarını, terörizmin finansmanıyla mücadele, güvenlik ve finans arasında doğrudan bağ kurarak yeni güvenlik stratejileri önermesidir.” (Ak, 2018)

Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi çerçevesinde, önümüzdeki süreçte Türkiye’nin kalkınma planlarında gıda güvenliği ve kişisel güvenlik üzerine daha fazla vurgu yapılması beklenmelidir.

2000’li yıllardan itibaren özellikle enerji güvenliği ve siber güvenlik kavramlarına dikkat çekilmiştir. Özellikle 2012’den itibaren hazırlanan Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi Eylem Planı, siber güvenlik, milli güvenlik ve kalkınmayı birlikte ele almaktadır.

Türkiye’nin kalkınmasında bilgi teknolojilerinin önemli yer tutmasıyla birlikte kalkınma planlarında bu konulara yer verilmiş ve ülke güvenliğinin önemli bir unsuru olarak siber güvenlik kavramına dikkat çekilmiştir.

Bu çerçevede 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu 04 Nisan 2016 tarihinde Resmi Gazetede Yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanun ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bünyesinde Siber Güvenlik Kurulu kurulmuştur. Bu Kurul, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme, Dışişleri, İçişleri, Milli Savunma Bakanları ile bunların müsteşarları yanında Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı, Genelkurmay Başkanlığı temsilcisi, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Mali Suçları Araştırma Kurulu gibi çeşitli seviyelerde kamusal otoritelerin katılımıyla oluşturulmaktadır.

 

SONUÇ

Gerek ulusal, gerek uluslararası düzeydeki güvenlik durumu her geçen gün daha da büyük riskler üretmektedir.

Ülkemizin güvenliği, halkımızın huzuru ve refahı için güvenlik ve istihbarat kurumlarımızın 21. Yüzyılın demokratik değerleri ve teknolojik imkanları çerçevesinde dönüştürülmesi ve güçlendirilmesi gerekmektedir.

Bu bağlamda;

  • Milli Kurtuluş Savaşını yöneten Gazi Meclis ülkenin milli güvenlik politikalarının üretiminde ve uygulanmasında etkili bir konuma getirilmelidir. Güvenlik politikaları ve güvenlik kurumları TBMM’nin etkin denetimine açılmalıdır.

 

  • Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı gibi güvenlik ve istihbarat ile direkt bağlantılı kurumların yanı sıra Savunma Sanayi Başkanlığı ve Mali Suçları Araştırma Kurulu gibi ülkemizin güvenliği ile bağlantılı kurumlar da etkili şekilde denetlenmeli, kullanılan bütçelerle oluşturulan güvenlik politikalarının dengesi değerlendirilebilmeli, milli güvenlik stratejimizdeki yerleri sağlamlaştırılmalıdır.

 

  • Ülkemizin stratejik konumu, askeri gücü, tarihsel birikimi öncelikle bölgemizde komşularımızla barış içinde yaşamak için seferber edilmelidir. “Bölge merkezli dış politika yaklaşımından yola çıkarak, kurucu üyelerinin İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin olacağı ve bölgemizde huzur, barış ve istikrar oluşturmayı hedefleyen “Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı” (OBİT) kurulmalıdır. (CHP, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi, 2020)

 

  • Adalet duygusunu zedeleyen, öfke birikmesine neden olan, keyfiliği sıradanlaştıran bir yönetim anlayışı toplumsal düzenimize dolayısıyla iç güvenliğimize büyük zararlar vermektedir. Özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, haberleşme hürriyeti, basın özgürlüğü, çocuk hakları, çalışma hakları, sendika ve grev hakları gibi temel hak ve hürriyetleri vatandaşlarımız rahatlıkla kullanmalıdırlar.(CHP Parti Programı)

 

Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesi gereğince evimizde, mahallemizde, sokağımızda güvenliği, kısacası halkta birliği, ülkede huzuru sağlamak önceliğimiz olmalıdır. Bu anlayış ile tarihimize baktığımızda görmekteyiz ki; ülkemizin güvenliği halkımızın birliğinden, halkımızın huzurundan geçmektedir.

Şimdi görev; güvenlik alanında ülkemizin doğru politikalar üretebilmesi, geleceğe güvenle bakabilmesi, özgür ve demokratik Türkiye’nin doğru güvenlik anlayışlarına ve uygulamalarına kavuşturulmasını sağlayacak belirlemeleri yapmaktır.

 

Kaynakça:

6532 sayılı Devlet İstihbaret Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. (2014).

1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi. (2018, 07 10). Resmi Gazete.

Ak, T. (2018). Toplumsal Güvenlik Bağlamında İç Güvenlik Yaklaşımı. Akademik Hassasiyetler Dergisi.

Akdeniz Üniversitesi. (2014). Hizmetiçi Eğitim Koordinatörlüğü. www.akdeniz.edu.tr. adresinden alınmıştır

Atatürk, M. K. (1923). Büyük Zafer’in Ardından Anadolu’ya Yaptığı İlk Gezide Halka hitaben. TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Başkanlığı.

Biçer, S. (2017). Ulusal Güvenlik ve İstihbarat Sisteminde Geleneksel Anlayıştan Modern ve Değişen İhtiyaçlar Dönemine Geçiş. Karadeniz Sosyal Bilimler Dergisi.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı. (2019). 11. Kalkınma Planı (2019-2023). Ankara: www.sbb.gov.tr.

Cumhuriyet Halk Partisi, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi, 2020.

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Programı.

Erdoğan, R. T. (2020, 07 26). MİT İstanbul Bölge Başkanlığı’nın yeni hizmet binasının açılışında yaptığı konuşma.

KHK/694. (2017, 08 15). Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname. Resmi Gazete.

Mani, S. M. (2019). Dünya Sosyal Forumu ve Alternatif Küreselleşme. Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi.

Milli İstihbarat Teşkilatı İnternet Sitesi. Milli İstihbarat Teşkilatı Tarihçesi. www.mit.gov.tr: https://www.mit.gov.tr/tarih_index.html adresinden alınmıştır

Tetikol, A. (2020). Küresel Salgın ve Kent: Covid-19 Sonrası Kentlerini Düşünmek. Koronavirüs Sonrası (s. 393-404.). içinde İstanbul: Halk Kitabevi.

Yılmaz, S. (2013). Soğuk Savaş Dönemi CIA-MİT İlişkileri. www.ulusalkanal.com.tr.

 

Şimdiye kadar Yorum yok.

Aşağıda Yorum bırakmak için ilk siz olun.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir